Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Haziran 2022

Öykü

Tutku Don

Burcu Kurtulan Kaya

Paylaş

2

2


– Akşama ne yapayım? dedi kadın.

– Kendine ağzına yap. Midem fena.

– Dolmayla yoğurt. Çorba da ister misin?

Adam kapıyı açtı, ayakkabılarını eşiğe attı. Cevap vermeden ilaçlarını koyduğu el çantasını aldı.  Merdivenlere doğru giderken arkasına bakmadan el salladı.

– Hadi hayırlı işler.

Kadın, pirinçle doldurduğu dolmalık biberlere bakıyordu. Ocağın başında, yemeğin kaynamasını beklerken, Kendi ağzım var mı ki; yıllardır ya senin ya da ananın ağzına göre kaynadı bu tencere. Kendi ağzıma göre yapacakmışım, diye düşündü.

Üç kızı da evliydi; sofradan en son rahmetli kaynanasının tabağı eksilmişti. Kadın, bir başlarına kalmadan önceki kalabalık, sessiz yenen yemekleri hatırladı, Senin yüzünden et tutmadı kemiklerim. Dikerdin gözlerini, bir de yutmamı beklerdin. Sen affet Allahım, ölünün arkasından… diye geçirdi.

Kaynanası, sofraya ağzını büzerek oturur, torunlarının birbirleriyle bakışmalarına bile, “Melekleri kaçırıyorsunuz. Konuşman. Yemeğinizi yiyin,” derdi. Yemeğini bitirdiğinde, “Kesene bereket oğlum,” deyip sandalyesini camın kenarına koyardı. Gözlerini gelip geçenden ayırmadan elindeki tespihini çekerdi. Soyunu devam ettiremeyen gelinine, “Ellerine sağlık” demeden göçüp gitmişti.

Kaynayan yemekle, burnuna pişen yaz domateslerinin kokusu geldi.

Çocukken anasıyla kavanozladığı domatesleri düşünmeye çalıştı ama nafileydi. Midesi kalkmıştı yine. Her hamileliğinde pişmiş domateslerin kokusunu duyduğunda koşarak tuvalete giderdi. “Aha geliyor yine bir kız daha” derdi kaynanası. Utana sıkıla kocasının gözlerine bakıp bir cevap arardı. Adam, “Olsun,” derdi. Kuru, sessiz, ufalanan, bu sabahki sallanan el gibi bir olsundu. “Kendi ağzına göre” bir olsun.

Ocağın altını kısıp çamaşır atmaya gitti. Gelirdi birazdan alt kattaki kiracı. Genç, evli, boyu kadar oğlu olan. Kadın gibi kadın olan. Ayırdığı donları şartlamak için beyaz sabunu aldı. Eline ilk geçen, başka bir evin donuydu. Genç işi donuydu. Leğene geri attı. Parmağıyla bir iki dürtüp etiketine baktı. Tutku yazıyordu. Bu, pazardan aldıklarından değildi. “Hem ben bilmem mi aldığım donu?” diye düşündü. “Giymez o böyle, bacağını saran donlar. Terletir. Sıkar onu. Ben bilmem mi otuz yıllık kocamı?” Kaynanası hortladı da, “Bu anca senin işin olabilirdi. Tövbe estağfurullah, tövbe tövbe…” dedi.

Leğenin başında oyalanırken kapı çaldı. Daha çamaşırları makinaya atıp işini yoluna koyamadan damlayıvermişti alttaki.

– Günaydın Meral Abla. Hayırdır? İyi misin?

– Günaydın. İyiyim. Gel.

– Ne öyle, yüzün bembeyaz. Betin benzin atmış. Bakamıyor sana Hüseyin Abim, aşk olsun ona. İyice çekilmiş kanın.

– Yok iyiyim. Hadi geç. Yapıyorum kahveleri. Az işim var banyoda, geliyorum.

Görmemesi için leğeni küvetin içine koyup banyo perdesini çekti. Çişi mişi tutar şimdi bunun. Çenesi gibi şeyi de işlerse… Gerçi nereden bilecek adamın donlarını, gitti kafa da kalmadı. Neyse, diye geçirdi içinden.

Kahveleri fincanlara dökerken

– Ay abla emin misin? Burda değilsin he. Ben bilmem mi seni? Söyle ben kardeşin sayılırım. Bişey mi oldu? Hüseyin Abim mi üzdü seni? Duymadım da akşam sesinizi ama… Bak burda dediğin aha bu odadan çıkmaz. Anlatabilirsin bana.

– Yok canım ne üzmesi. Yoruldum sabahtan beri ondandır. İyiyim.

– Ay bu iş sana ne eder ayol. Kimi kandırıyorsun?

– Yok bir şeyim dedim ya uzatma hadi kahven soğuyor.

– Aman be abla tamam. İçine at at nereye kadar. Sustum tamam. Bak ne dicem, çarşıya yeni süpermarket açılmış, büyükmüş baya, içinde de yok yok diyorlar. Gidelim mi hem hava almış oluruz he?

– Don da var mıdır?

– Ay güleceğim yoktu Meral abla, ilahi. Ayol don ne arasın. Her çeşit yemeklik demek istedim. Don ararsan pazarda ya da süpermarketin karşısına açılan yeni doncuda var. Ay o ne şeytan. Market yapılmadan evvel, sen eski dükkânını kapa, buraya yenisini aç. İçindeki eski malları 1’ken 10’a sat. Zaten o kadın için de eli kolu uzun, ondan açabildi diyorlar. Yoksa sittin sene oraya dükkân yaptırtmazlardı. Öyle diyorlar.

– Kadın mı açmış?

– Duymadın mı? Eski dükkânı kapalı çarşıdaydı; hani fantezi takımlar, el kadar donlar, kafesli kafesli çoraplar satan dükkândı. Ayol herkes bilir onu. Bir onda var zaten öyle mallar.

Donu alıp göstersem? Olmaz. Gerçi nesi fantezi bunun bilemedim. Hem ne dicem, bu don o donlardan mı? Hüseyin’in ne işi olur ki? Adam bütün gün hırdavat dükkânında. Etmez de kimseye emanet. Hem utanır da, alamaz öyle kadından don mon. Yok canım gitmez, diye içinden geçirdi.

– Kadın şehirden gelmiş. Aşığından kaçmış. Öyle diyorlar. Çok canlar yakmış. Kardeşi kardeşe kırdırmış. Bakanın bir daha bakası geliyormuş. Ha bu merdivenleri silen kadın anlattı bana da yoksa gözümle görmedim ama merak da etmedim değil hani. Hadi kalk bakma öyle. Giyin gidelim marketi gezer dükkâna da bir göz atarız. Dedikleri kadar var mı diye.

Yemeğin altını kapayıp gittiler. Yolda, Bu yaştan sonra zamparalık yapacak değil ya. Üç kızın üstüne yapmamış… Ya ölmeden erkek bir evlat istediyse. Dede olacak yaşta. Küçük yer burası istese de yapamaz. Yakışık almaz. Gördü de, kadına mı kapıldı… diye düşünerek bitirdiği yolu, yanındakine, “He, hı,” diyebilmişti.

Herkesin büyüye kapıldığı süpermarkete girdiğinde karşı dükkânı gören raflarda bir sağa bir sola gezinerek doncu kadını görmeye çalıştı. Az bile demişler, diye geçirdi. Gözünü alamadığı kadına, kendi çelimsiz kemiklerine, rahmetliye, pişen domateslere, dükkânın kapısında yazan tutku dona, “Haram zıkkım olsun,” dedi. 

– Ay Meral abla iyi misin! Yok böyle olmayacak, şurada eczane var, bir tansiyonuna baktıralım gel.

– Varma üstüme. İyiyim. Parasını verelim şunun çıkalım hadi. Başım döndü ışıklardan.

***

Eve vardığında, elindeki poşeti masaya bırakıp sandalyeye oturdu. Koca marketten aldığı bir kavanoz salçaya baktı. “Boyun posun devrilsin Hüseyin. Yaşından başından utan. Sende mi kapıldın gittin!” Ellerini dizlerine koydu çalınan kapıyı açmak için güç aldı.

– Hoş geldin.

– Hayırdır. Hasta mısın?

– Yo. Neden?

– Sapsarı yüzün.

– İyiyim. Yoruldum bugün. Ondandır.

– İyi dinlen. Benim de keyfim kaçık. Yemek yemicem. Halsiz bıraktı bu cırcır.

Kadın terlikleri ayağına sürdü. Koşar adımlarla mutfağa gitti.

– Patates haşlıyorum, yanına demli bir çay. Sana da bana da iyi gelir.

– Kirliye don attımdı, onu da çöpe at. Dün benim çırağa aldırdımdı. Giyemem. Daladı bacağımı.

YORUMLAR

Fevziye Şimdi

Neredeyse tipik bir Türk ailesi. Sürpriz sonla tamamlandı. Kaleminize sağlık.

7 Haziran 2022

burcu kaya

merhaba Fevziye Hanım, kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim.

13 Haziran 2022

Öne Çıkanlar

Sekiz Milyar Yüzlü Antroposen Kahraman..M. E. Hannibal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Alara Beykan

17 Mayıs 2026

Cıvıltıların Yokluğuna Kulak Veren Çoc..

Romanın çizdiği kent manzarası da fiziksel bir dönüşümü olduğu kadar algısal bir değişimi de görünür kılıyor.Kentte yaşamanın doğal bir parçası gibi kabul ettiğimiz uğultu içinde, eksilen şeyleri fark etmek giderek zorlaşıyor. Sürekli akan trafik, bitmeyen ..

Devamı..

Balzac’ın İnsanlık Komedyası ve Hinduizm

Harsh Trivedi

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024