Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Haziran 2017

Öykü

Ulvi Görgülü • Yılmaz, Yengem ve Merhamet Üzerine

Ulvi Görgülü

Paylaş

35

0


I Eskisi gibi değilim Yılmaz, kan beynime daha kolay sıçrıyor artık. Eskiden de kolay sıçrardı amca. Oğlum öyle değil. Bunca yılın usanmışlığı mıdır nedir bilmiyorum, bazen sizinkilere bile katlanamıyorum, gelmesinler istiyorum. Özellikle de babana. Bir insan bu kadar mı boş konuşur yahu? Önceden böyle değildi bu adam. Biliyorum amca. Nerden biliyorsun? Askerlik arkadaşı mısın? Sen bilemezsin, annenle evlenince bu hale geldi bu adam, annenden önce normaldi. Şimdi varsa yoksa tapu, arsa, dönüm, metrekare. Bi’şey diyeyim mi Yılmaz? De amca. Bir tek sen bize benzemişsin, iki abin de aynı annen. Yemin ederim, annen gibi bir kadınla evlensem, tımarhaneye düşmem bu kadar gecikmezdi. Sen annen gibi bir kadınla evlenme Yılmaz, en azıdan ben hayatta olduğum sürece. Bak yengene. Yani hatırla işte rahmetliyi; sünnetinde tam kesilecekken yataktan fırlayıp yengenin arkasına saklanmıştın da, ikinizi de zor ikna etmiştik. Evet vermemişti beni size rahmetli. Yengen merhametli kadındı Yılmaz, merhamet bir kadına yakışan en güzel şeydir. Bir kadın merhametliyse kaşının gözünün, boyunun posunun hiçbir önemi yoktur.   Bak bak, yemeklerini hatırlıyor musun peki? Güzel bi’şey yaptığında topuğuyla döşemeye vurur, alt kattan seni çağırırdı. Sahi ne güzel yemek yapardı Yengen Yılmaz. Ve ne güzel topukları vardı. Güzel kadındı yengen Yılmaz, çok güzel. Bir de anan olacak kadına bak, Fen Lisesi’ni kazanamadın diye o yaz seni köye göndermemişti hatırlıyor musun? Hatırlıyorum. Hah işte. O zaman söyleyememiştim, şimdi söylüyorum, iyi ki kazanamadın Yılmaz. İyi ki sen bizle büyüdün, bizim apartmanda. Abinlerde yatılı okul bencilliği var. Sanki her an herkes, onları aldatmaya çalışıyormuş gibi davranıyorlar. Sen bizim gibisin Yılmaz, ben ve Yengen gibi. İyi niyet ömrünü bellese de vazgeçmiyorsun iyi niyetinden… II İstanbul’a geldiğimiz sene, fotoromanda oynamaya heveslenmiştik bizim Halit’le. Artistler kahvesine kahveciden önce gidiyoruz neredeyse, adam utanmasa dükkanın anahtarını bize verecek o derece. Bizim kavruk yüzümüzden artist olmazmış Yılmaz, olmadı da. Halit bir ekmek fırınına girdi sonra, ben de Beyoğlu’nda bir otele katip yazıldım, geceleri çalışıyorum, Çapkın ama çapsız beyleri görüyorum anlayacağın ve ruhu çorabından önce kaçmış kadınları. Ben boşuna delirmedim ha Yılmaz? Sen delirmedin amca. Bir süre daha burada olman gerekiyor o kadar. Hem doktorunla da görüşt… Tamam tamam, uzatma… Benden iyi mi biliyorsun? Neyse ne diyordum; ben geceleri çalışıyorum ama o kahveyi de ihmal etmiyorum. Bir sabah bir filmciyle tanıştım orada, “madem geceleri çalışıyorsun, gel benle de çalış iş oldukça” dedi, “getir götüre bakarsın, belki artist bile olursun.” Genciz tabii, tekrar heveslendim. Çok geçmedi adamdan haber geldi, otele not bırakmış; “Şile’ye gidilecek, çalışacaksan saat 8’de kahveye gel” diye. Gittim, çok çalıştık o adamla, çok da ekmeğini yedim. Artist olamadım belki ama hiç de üzülmediğim olamadığıma. Epey zaman sonra, Aziz Abi, Yılmaz Güney’le anlaşmış, Çirkin ve Cesur’u çekeceğiz diyor da başka bir şey söylemiyor. Kovboy filmi, silahlar patlıyor, Yılmaz’ın ağzından sigara hiç düşmüyor, ben rol icabı sanıyorum ama değil. Sete bir gelişi var; omuzlar geride, dik… Ağır ağır konuşuyor, ağır ağır yürüyor, nasıl emin kendinden. Ama bir o kadar da hüzünlü, hani dokunsak, her an ağlayacak gibi. Mahirler’i sakladı diye ceza almamış daha. Fatoş’a aşık ve erken öleceğini biliyor gibi… Sevdiğin kadına Veda etmek zordur Yılmaz, neden veda ettiğinin bir önemi yok. Her durumda gömülüyorsun o toprağın altına. III. İşte o zaman dedim ki, “benim oğlumun adı Yılmaz olacak.” Böyle dik bir oğlan ve böyle insan… Bizim oğlumuz olmadı Yılmaz, bizim çocuğumuz olmadı yengenle. Bizim oğlumuz sendin. Yengen seni çok severdi Yılmaz, yengen gecelerce ağlardı sana kadar evlatsızlıktan. Kusurlu hissederdi kendini, suçlu. Ama sana yemin olsun; bir kere konuşmadım, bir kere lafı geçmedi aramızda. Neden diye sormadım ne kendime ne ona… Yengen ağlayınca, yer sarsılırdı Yılmaz, en derinden. Ve bir uçurumun kenarına gelir dururdu dünya. Sonra sen doğdun, geldin hayatımızın ortasında durdun Yılmaz. Biz hiç yaşlanmadık ve yengen hiç ağlamadı senden sonra. …. Hadi git artık görüş saati de bitecek zaten. Sigara getirdin mi bana, kısa olanından? Getirdim amca, hemşirede… Bittikçe verecek sana. Yengenin mezarına git Yılmaz, köyümüze git, ayağın toprağa bassın, ağaçtan meyve ye. Ve unutma; dünya annen gibiler yüzünden kötüye gidiyor, zalimliğin büyüğü küçüğü olmuyor, herkes kötülüğü kadar zalim oluyor ve gördüğü kadar merhamet edebiliyor. O yüzden, bizden aldığın merhameti ziyan etme. Yengen gibi bir kadını sev Yılmaz, yengen gibi bir kadına aşık ol, ve başka çare arama yaralarına. Haydi, sağlıcakla…
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gregory Jusdanis: “Edebiyat propaganda..Oğuz Tecimen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çağnam Erkmen

12 Temmuz 2025

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

“Klasik roman dilinin diyalog mirası, polisiye romana devredilmiş gibi görünüyor.Elçin Poyrazlar diyalog yazma üstadı. Romandaki karakterlerinin her birinin kendine özgü dili, küfrü, cümle kuruş tarzlarındaki ayrım profesyonelce”Halat nasıl yapılır?Uzunluğu..

Devamı..

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

James Folta

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024