Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Mayıs 2024

Doğa

Uygarlıkla Yaşam Kalitesi Arasındaki İlişki

Ruut Veenhoven

Paylaş

0

0


Sonuç itibariyle “büyük uygarlık” demek her zaman yüksek yaşam kalitesi demek değil...

Uygarlığın çok daha kaliteli bir yaşamı içerdiği yönünde genel bir düşünce olsa da faydaları konusunda tereddütler yok değil. Mesela bunlardan birine örnek olarak belli bir kültürün ötekiler üzerinde kurduğu hakimiyeti gösterebiliriz ki, bu baskın kültür yaşam açısından o kadar da elverişli olmayabilir. Aynı meseleyle bağlantılı bir başka çekince de uygarlığın insan doğasına aykırı olabileceği.

Uygarlık

Uygarlık kelimesi makro düzeyde toplumları, mikro düzeyde bireyleri içerecek bicinde çok farklı anlamlarda kullanılır. Makro düzeyde kullanıldığı zaman genellikle toplumsal gelişmeyi ifade eder ve bu bağlamda ileri teknolojiyi, ayrıntılı iş bölümünü, hiyerarşik örgütlenmeyi ve küreselleşmeyi içerir. Söz konusu evrimsel perspektiften bakıldığında “büyük medeniyetler” kendi zamanlarının ötesindeki toplumlardır ve insanlığı daha ileri bir uygarlık seviyesine taşırlar. Kelimenin makro düzeyde daha dar kullanımı mevcut toplumun daha muteber bir düzeye doğru gelişimini kapsar. Bu bağlamda yamyamlığa ilişkin tabularla, insan haklarına saygıyla, sükunetle, bilim ve sanatın gelişimiyle ilgilidir. Mikro düzeyde bireyler için kullanılan “uygar insan” nitelemesiyse genelde iyi davranışları ifade eder. Bu da duyguların kontrolüyle, birlikte yaşamanın gerektirdiği bazı davranış kurallarına riayetle, entelektüel gelişim ve incelikli sanat algısıyla ilişkilendirilir.

Uygarlık kelimesinin makro ve mikro düzeylerde işaret ettiği bu nitelikler genellikle bir arada olma eğilimi gösterse de durum her zaman böyle olmaz. Gelişmiş bir toplum her zaman en ideal ya da en iyi toplum olmadığı gibi uygar olarak nitelenen bir toplumda yaşayan her birey de her zaman iyi davranmaz.

Yaşam kalitesi

Bu ifade genel itibariyle mikro düzeyde bireyler için kullanılır çünkü toplumların burada kast edildiği şekliyle bir yaşamı yoktur. Başka bir deyişle toplumun yaşam kalitesinden değil, o toplumu oluşturan bireylerin yaşam kalitesinden söz edebiliriz.

uygarlık ve ekolojik yıkım

Varsayılan yaşam kalitesi

Yaşam kalitesi dendiğinde genellikle maddi refah, temiz hava, sosyal destek gibi insanlar için iyi olduğu düşünülen yaşam koşulları kast edilir. Arzu edilen bu tarz koşulların varlığını ölçmek için çeşitli puanlama sistemlerinden faydalanılır ve daha sora bunlar tek bir endekste birleştirilir. Mesela uluslararası yaşam koşullarının kalitesini uluslar bazında derecelendiren Sosyal İlerleme Endeksi ya da bireylerin yaşam şansını ölçen Hollanda Yaşam Durum Endeksi. Fakat bütün bu ölçeklerdeki temel problem yaşam koşullarıyla ilgili apriori varsayımlar içermeleri. Örneğin eğitimin yaşam kalitesi yönünden iyi bir şey olduğu ve daha fazla eğitimin daha az eğitime göre yaşam kalitesini yükselttiği. O yüzden ben bu tarz belirlemelere “varsayılan yaşam kalitesi” adını veriyorum.

Görünür yaşam kalitesi

Buna karşın, insanların gerçekte ne kadar iyi geliştiğini gösteren  “görünür yaşam kalitesini” ayrı tutuyorum. İnsanların ne denli iyi geliştiği kendini sağlık ve mutluluk düzeyleriyle gösterir ki, buda ancak Mutlu Yaşam Yıllarıyla ölçülebilir.

O yüzden uygarlıkla yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelenirken varsayılan parametreleri ve sayısal verileri temel alan “varsayılan yaşam kalitesi” değil, gerçeklerden hareket eden “görünür yaşam kalitesi” kavramı kullanılmalı. Bu durum hem uygarlık hem de yaşam kalitesi nosyonlarında hesaba katılan eğitim için de geçerli. Ve bana kalırsa asıl dikkate alınması gereken husus, insanların medeni koşullar içerisinde barbarlığa kıyasla ne kadar sağlıklı ve mutlu yaşadığı.

Uygar toplumlarda görünür yaşam kalitesi

Bu konuda başvurabileceğimiz iki araştırma kolu var: ilki, toplumsal gelişimin farklı aşamalarındaki atalarımızın sağlık durumuna ve yaşam süresine ilişkin çeşitli tahminlerde bulunan antropoloji, diğeriyse çağdaş toplumlarda sağlık ve mutluluğu değerlendirmek üzere hazırlanan sosyal göstergeler vasıtasıyla yapılan araştırmalar.

Elde edilen bulgular, avcı-toplayıcı toplumlarda bireylerin kısa ancak sağlıklı bir ömür sürdüğünü gösteriyor. Tarım toplumuna geçişle birlikte yerleşik yaşam insanların ömrünü uzatmamış, aksine sağlıklı yaşam süresi toprak mücadelesinden kaynaklı çatışmalar, salgın hastalıklar, kronik yetersiz beslenme gibi farklı sebeplerle azalmıştır. İlk “büyük uygarlıkların” tarım toplumuna geçişten sonra ortaya çıktığını düşünürsek uygarlığın her zaman daha kaliteli bir yaşamla sonuçlandığını söyleyemeyiz.

Sanayi devrimiyle birlikte sağlıklı yaşam süresi kayda değer bir oranda arttığı ve bu eğilimin günümüze kadar devam ettiği bir gerçek. Fakat şu an, insanlık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar uzun ve sağlıklı bir yaşama sahip olsak da, hayattan aynı oranda keyif aldığımızı söylemek pek mümkün değil. Modernleşmeye yönelik eleştiriler bizlere depresyon oranlarının günden güne arttığını, kurumlara olan güvenin azaldığını ve bu tarz kanıtların uygarlaşma eşittir kaliteli yaşam denklemini bozduğunu söylüyor.

Farklı uluslar arasında karşılaştırma yapıldığındaysa toplumların ortalama mutluluk düzeyiyle ekonomik kalkınmanın bir parçası olarak görülmeyen toplumsal ahlak göstergeleri arasında doğrudan bir bağlantı olduğu ortaya çıkıyor. Bahse konu göstergelerse şu şekilde sıralanıyor: insan haklarına saygı, cinsiyet eşitliği, rüşvet ve yolsuzluğun olmaması, vatandaşların birbirine duyduğu güven.

Çağdaş uluslar arasında yapılan karşılaştırmalara baktığımızdaysa en mutlu yaşamın en modern toplumlarda olduğunu görüyoruz. Dünya mutluluk haritasına göre toplumdaki ortalama mutlulukla kişi başına düşen gelir miktarı, eğitim düzeyi, sanayileşme, kentleşme, küreselleşme ve hizmet sektörünün büyüklüğü gibi modernitenin farklı yönleri birbiriyle doğru orantılı. Mutluluğu ve ahlak göstergelerini birlikte değerlendiren analizlere göre mutluluk oranı yüksek toplumlarda vergi kaçırma oranı düşük, bireylerin gönüllü sosyal faaliyetlere katılma oranıysa yüksek. Ayrıca toplumsal mutluluk bireylerin politik olarak aşırı uçlara kaymamasını, her şeyin tartışılabilir olmasını ve yüksek kültürü de beraberinde getiriyor.

Sonuç itibariyle “büyük uygarlık” demek her zaman yüksek yaşam kalitesi demek değil ki, bunun en somut kanıtlarından biri en büyük uygarlıkların kurulduğu antik çağlarda insanlığın yaşam kalitesinin en düşük seviyede oluşu. Günümüz modern toplumlarına baktığımızdaysa medeni olmakla yaşam kalitesi arasında doğrudan bir ilişki var. Bunun sebebiyse medeni bir toplumda bireylere sunulan yaşam koşullarının daha elverişli oluşu ve kişilerin daha tatmin edici bir yaşam sürmeleri.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024