Vazo
30 Ekim 2019 Öykü

Vazo


Twitter'da Paylaş
0

Vazo kırılmış. Evden ayrıldığımdan beri oradaydı halbuki. Salon takımının arkasında, kimse için anlam ifade etmeyen bir yerde. Vitrinin ahşap gözündeki porselen takımlarından biriyle aynı işlemeye sahip olduğunu dahi kırıkları toplarken fark ettim. Onun dışında bütün eşyalar yerli yerindeydi. Annem dahi. O da bu evin içindeyken, bu evin bir eşyası gibi görünürdü gözüme. Belli saatlerde evin belli yerlerinde hep aynı bulurdum onu. Eylemsizlik birike birike devasa bir eyleme dönüşmüştü onun için. Ne düşündüğünü bilmiyorum. Bedeninin bir yarısı felçliydi, öbür yarısı ziyadesiyle yaşlı. Felç olmadığı zamanları hatırlamıyorum. Küçüktüm. Babamın fabrikadan getirdiği tozu toprağı silerken birdenbire tutulup kaldığını hatırlıyorum bir tek. Dışarı çıkıyordum o sırada. Eve döndüğümde bıraktığım yerde olduğu gibi duruyordu. Ve hep öyle durmaya devam etti. Vazonun ne zaman kırıldığını bilmiyorum bu yüzden. Taziyeye gelenlere de sormak istemedim. Babamın cenazesinde bir vazoya takıldığımı duysalar beni yıllarca çekiştirip dururlardı. Taziye boyunca balkonda sigara içtim bu soruyla.

Babamın kırdığını düşünmüyorum. Dikkatli bir insana evrilmişti emekliliğinden sonra. Annemi incitmekten korktuğu için ona nasıl ufak hareketlerle davrandığını yıllarca seyrettim. Telefonda bile fısıltıyla konuşmaya başlamıştı. Zamanla yitirdi sesini de. Yaşamın en arka sıralarına doğru çekildiğini düşünürdüm ikisinin de. Ölümünün ilk haftasından sonra gelen giden azalarak bitti. Kırıklar, kendim, annem ve öbür bütün eşyalar bir bütün kalmıştık artık. Ancak o zaman parçaları toplayabildim koltuğun arkasından. Kapı o sırada çaldı. Babamın ölmeden önce terziye verdiği paltoyu getirmiş kargocu. İmza istedi, "Oğluyum," dedim. "Kendisi yok mu," deyince içeriyi süzdüm bir müddet, öldüğünü söyledim sonra. Paltoyu alıp astım girişe. Birkaç gün durdu orada. Babamın eşyalarını toplarken paltoyu aralarına koymak istemedim. O, orada bir boşluğu dolduruyormuş gibiydi kendince. Ben de müsaade etmek istiyordum buna. Birkaç hafta sonra fark ettim ki bir ölümün ardında bıraktığı boşluğu tamamlama çabası o boşluğu esnetmeye yararıyormuş ancak. O boşluğu seyredenler, bir yaşam belirtisi arıyorlarmış içinde, güçsüz bir umudun ürpertisiyle. Sonra giyinmeye başladım paltoyu. Bir ölünün paltosunu. Geceleri yalnız başıma yürürken ardıma dönüp bakıyorum, babamın hayaleti beni takip ediyor mu diye. Seslerini işitiyorum onun. Evrenin köşelerine parçalanmış anlamsız seslerini. Ufalanıyor eylemlerim. Sesim kısılıyor gün geçtikçe. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR