Bazı kızlar bu geleneğe elbette karşı, fakat acıdan korkan kız çocukları kabiledeki sosyal baskıdan dolayı sesini çıkaramıyor.
Afrika, bağrında epey acı hikâyelerin, garip ritüellerin ve binlerce yıllık tuhaf geleneklerin dolu olduğu bir coğrafya. Bir yerinde kadınlar baştacıdır, bir yerindeyse satılık gelinler. Kız demek para demektir. Sadece satılmıyorsun! Cam kırığıyla sünnet edilip hayatın bir tadından eksik oluyorsun. Böyle bir Afrika’da Waris Dirie bir kadın ortaya çıkıyor. Birçok insandan daha cesur, az rastlanır, gerçek bir kahraman. Waris Dirie Afrika kadınlarının bir aynasıdır. Kendi romanını kendi yazandır.
Waris Dirie 1965 yılında çölün orta yerinde, göçebe bir ailenin çocuğu olarak Somali’de dünyaya merhaba diyor. Bebek denebilecek yaşlarda Somali’de yaygın olan kadın sünneti ritüelinde nasibini alır. Ailesi gibi okuma yazması olmayan Dirie, 6 yaşında çobanlığa başlamış. Ailesi, biraz büyüdükten sonra her Afrikalı kız gibi çocuk yaşta evlendirmeye kalkmış. Üstelik kendisinden kat kat büyük yaşlarda olan biriyle. Afrika ülkelerinin bazı bölgelerinde kızların ve kadınların değeri pek yok. Bu yüzden gelin ticaretiyle biraz para edinmek derdindeler. Yani ne kadar çok kız, o kadar çok para mantığı. Dirie de henüz 13 yaşındayken para karşılığında satılıp gelin gidecekti. Fakat kendi kaderine teslim olmadı, evden kaçmayı seçti. Ülkesinin bazı gelenekleri ona ağır geliyordu. Çünkü kadın-çocuk, ilk fırsatta, jiletle sünnet ediliyordu.
Dirie’nin asıl öyküsü evden kaçınca başlıyor. Tek başına birçok tehlike atlattıktan sonra nihayet başkent Mogadişhu’daki akrabalarına ulaşmayı başardı. Büyükannesi, onu Somali büyükelçiliğinde hizmetçilik etmesi için Londra’ya yolladı. İngilizceyi biraz öğrendikten sonra McDonalds’ta çalışmaya başladı Dirie. Hayat ona yeni yeni gülümsüyordu ve şans ondan yanadır artık. Çalıştığı yerde ünlü bir fotoğrafçı, aynı zamanda Pirelli takviminin de fotoğrafçısı olan Terence Donovan tarafından keşfediliyor. Aralarındaki iletişim kuvvetli hale gelirken, öbür yandan artık dünyanın tanınan yüzü olmaya başlıyor. Chanel, Levi’s ve Revlon gibi markaların yüzü oluyor.
Daha sonra dünya onu modellikle tanımaya başlıyor. Hayatının en verimli dönemini yaşayan Dirie modelliği bırakmaya karar verir. On yıllık modellik döneminin ardından 1997’de Marie Claire dergisine verdiği bir röportajda kendi deneyimini anlatarak küçükken sünnet edildiğini açıkladı. Dirie, o günden sonra kendini kadın sünneti geleneğinin ortadan kaldırılmasına adadı.
Dirie modelliği bıraktıktan bir yıl sonra, dünya bu sefer onu Çöl Çiçeği isimli otobiyografik eseriyle tanıdı. Kitabında Afrika’da kadın olmanın zorluklarını ve erkek egemenliğinin zorbalığını kendi ülkesinden de gerçek örnekler sunmuştur. Çöl Şafağı (2002), Çöl Çocukları (2005) ve Anneme Mektup (2007) adlı üç kitabı olan Waris Dirie’nin hayatı 2009 yılında beyaz perdeye taşınıyor. Kitabıyla aynı adı paylaşan film Sherry Horman yönetmenliğinde aktarılan Çöl Çiçeği, çocuk yaşta Somali’den kaçıp Birleşmiş Milletler elçiliğine uzanan hayatı konu ediniyor.
Waris Dirie filmde başrol oynamıyor fakat başka bir süper model olan Etiyopyalı Liya Kebede Waris Dirie’yi canlandırıyor. İlk oyunculuk denemesini yapan Kebede şöyle konuşuyor: “Hayatta olan bir karakteri canlandırmak her zaman daha heyecanlı ve daima daha korkutucu çünkü ciddi bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Ben de doğrusu çok korktum. İzlemesi harika bir hikâye, hem üzülecek, hem eğlenecek, hem de Afrika’da çok yaygın olan ciddi bir sorunu öğreneceksiniz” diyor.
Waris Dirie şuan Çöl Çiçeği Vakfı adına kadın hakları savunuculuğu yapıyor. Aynı zamanda kadın sünneti geleneğinin bir kurbanı olarak yok edilmesi için çaba sarf etmektedir.

Kadın Sünneti
İlkel toplumlardan kalma birçok gelenek günümüze kadar gelebilmiştir. Kuşkusuz içlerinden birkaçı çok acımasız ve bazı toplumlarda hâlâ devam ettiriliyor. Kadın sünneti geleneğinin yaklaşık 2000 yıl önce Mısır’da başladığı bilinir.
Uluslararası alanda insan hakları ihlali olarak kabul edilen uygulama, en yoğun olarak Afrika ve Ortadoğu’nun yanında bazı Asya ülkelerinde uygulanıyor. Dünya üzerinde sünnet edilmiş kadın sayısının yaklaşık olarak 200 milyon olduğu tahmin ediliyor.
Kadın sünnetinin görüldüğü Afrika ülkeleri şunlardır: Mısır, Sudan, Etiyopya, Cibuti, Somali, Eritre, Kenya, Uganda, Tanzanya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kamerun, Çad, Mali, Nijer, Nijerya, Moritanya, Senegal, Gambiya, Gine Bissau, Gine, Sierra Leone, Liberya, Fil Dişi Sahili, Burkina Faso, Gana, Togo, Benin. Afrika kıtasının yanı sıra Yemen, Irak gibi Arap ülkelerinde ve ayrıca Hindistan, Endonezya, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde de sünnet edilmiş kadınlar bulunuyor. Uygulamaya Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları ülkelerin yanı sıra Hıristiyan ve diğer dinlere (Etiyopya’da Yahudi bir topluluk) mensup toplumlarda rastlanıyor.
Yasaklayan ülkeler ise Tanzanya (1997), Gine Bissau (2011), Kürdistan Bölgesel Yönetimi (2011), Nijerya (2015) yanı sıra ABD (1996) birçok Avrupa ülkesi gibi Birleşik Krallık’ta bu uygulama yaklaşık 1990’lı yıllarda yasaklandı.
Birçok ülkede yasal olarak yasaklanmışken, hâlâ bu ritüelin bitmemesi ve doktorlar tarafından sünnet işlemi gerçekleşmesi düşündürücü. Kanun üstünlüğü, toplum nezdinde caydırıcı etkisi söz konusu bile olmuyor.
Kadın sünneti yoluyla işlenen insan hakları ihlâline dikkat çekmek amacıyla her sene 6 Şubat günü Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Hoşgörü Günü olarak kabul ediliyor. Kadın sünneti uygulamasıyla mücadele etmek için organize edilmiş en geniş çaplı küresel program UNFPA ve UNICEF eliyle 17 Afrika ülkesinde yürütülüyor.
Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlar ve bu geleneğe karşı gelen birçok aktivist bu vahşete “sünnet” demenin hafifliği yerine “genital sakatlama” demenin daha doğru olacağını söylüyor. Çünkü cinsel organın bir bölümünün ya da bütününün kesilmesi sonucu vajinal kanamadan dolayı ölüm, enfeksiyon, şiddetli ağrılar, HIV gibi birçok ciddi unsura yol açıyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında BBC Türkçe’nin haberine göre, Somali’de mahalledeki bir kadın sünnetçiye sünnet ettirilen 10 yaşındaki bir kız çocuğu kan kaybından öldü. Ölen kızın ailesi sünnetin kültürlerinin bir parçası olduğunu söyleyerek sünnetçiden davacı olmayacaklarını söylemiş.
Klitorisin kısmen kesilmesi ya da tamamen kesilmesi; klitorisin ve iç dudakların tümüyle kesilip açık olan yaraların dış çeperlerinin bir araya getirilerek, tümüyle dikilmesi vajinanın sadece regl kanaması ve idrarın akabileceği genişlikte bir açıklık bırakılması gibi dört çeşidi olduğu biliniyor.
Bazı kadın sünnetlerinde sadece klitorisinin alınması yetmiyor, vajinanın büyük bir kısmına eğreti bir dikiş atılır. Dikişlerin sökülmesi demek, toplum nezdinde kadını namussuz yapar. Kadının bu dikişleri gerdek gecesine kadar bozulmamalıdır. İş bununla sınırlı kalmıyor maalesef. Bebeğin doğacağı vakit sünnet edilen kadının sünnet bölgesi yarılıp, doğumdan sonra genital bölge yeniden dikiliyor. Bu akıl fukaralığı kadına rutin acılar vermekten başka bir şey değildir.
Toplum arasında inanılan bir şey var: kız çocukları yeni doğduklarında apış arasındaki klitoris pis olarak görülür. Bunun için pis görülen şeyin kesilmesi, kız çocuğun temiz olması demektir. Eğer bir kadın sünnet edilmemişse, toplum tarafından namuslarından şüphe ediliyor ve evlenilmiyor. Toplumdan soyutlanıp acımasızca ötekileştiriliyor. Kadına yapılan bu zulmün gerekçesi daha iyi bir evlilik, bekâreti korumak ve dini gereklilik nedenler arasında görülüyor.
Kadınların içinde yaşadıkları kültürlerin geleneklerine göre kadını kadın yapan şey sünnettir. Kadın sünneti demek, toplumda kabul görme, ideal eş olmadır. Toplumda kadınların sünnet edilmesini her ne kadar erkekler savunsa da, bu eski geleneğin kuşaktan kuşağa aktarılmasında bizzat hemcinsler rol oynuyor. Yani kadının kadına, annenin kızına uyguladığı bir işkencedir bu. Kadınlar kendi çektikleri acı ve sıkıntıları genç kuşaklara aynen aktarıyor. Bundan fayda gören tek aktör ebelerdir, bu iş onlar için iyi bir gelir kaynağı.
Bazı kızlar bu geleneğe elbette karşı, fakat acıdan korkan kız çocukları kabiledeki sosyal baskıdan dolayı sesini çıkaramıyor. Keskin bıçaklarla, jiletlerle ve bazen de bu araçlar olmayınca cam kırığıyla bu uygulamayı gerçekleştiriyorlar. Vahşet ama kadınlar için bir yetişkin olarak seviye atlıyorsun demektir.
Bu ritüelden dolayı erkeklerin de kafası karışmış durumda. Bir erkek için, sünnetsiz kadınla evlenmek “prestij kaybı”, “utanç”lıkla eşdeğerdir. Bunun için erkekler kabile geleneğine uyumlu davranıp, sünnetli bir kadınla evlenme hayallerini kurmasına yol açıyor. Afrika gibi coğrafyalarda erkekler sünnetli kadınlarla evlenmek zorundadır, yoksa toplumda kabul göremezler.
Bu ilkel ve eski geleneğin tarihe gömülmesi için çalışmalar sürüyor. Günümüzde kadın sünnetinde eskiye nazaran bir azalma görüldüğü doğru. Özellikle Waris Dirie ile başlayan mücadele son yıllarda aktivistlerin de bilinçlendirme çalışmaları devam ediyor. Elbette kadın sünnetinin kolayca yok edilmesi beklenmemeli; kadınların ve özellikle erkeklerin el ele verip karşı çıkması ve çocuklara bu konuda eğitim verilerek bu eski geleneğin sonu hazırlanabilir






