Günümüzde yaşadığımız krizin asıl kaynağı ne küresel ısınma ne de savaş. Kaldı ki küresel ısınmanın önlenememesi ve savaşların meydana gelmek zorunda olması da önceliğin büyüme oranlarına, yüksek kârlara ve düşük maliyetlere verilmiş olmasından kaynaklanıyor. Yüksek kâr ve büyüme oranları sermayenin gönlünce devletlere giriş çıkışını gerektirirken ve bu devletlerin özerkliğinin altının oyulması anlamına gelirken, doğanın tahrip edilmesi, ekolojik dengenin alt üst edilmesi büyük sermayedarların kârları arttığı sürece göz ardı edilmeye devam edecek.
Utsa ve Prabhat Patnaik’in 2021’de yayımlanan ve Paul A. Baran ve Paul M. Sweezy Ödülünü kazanan Sermaye ve Emperyalizm: Kuram, Tarih ve Günümüz, Ata Türkoğlu’nun özverili çalışmasıyla Kalkedon Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Sermaye ve emperyalizmin yüz yılını özetlerken günümüze ışık tutan kitap, insanlığın ne gibi bir felaketle karşı karşıya olduğunu tasvir etmekle kalmıyor, felaketin nedenlerini açıklarken çözüm önerisinde bulunuyor.
Altı kısımdan oluşan kitabı kabaca özetlersek: Kitabın en yoğun teknik dilini içeren beş bölümlük birinci kısım, kapitalist ekonomiye giriş niteliğinde. Bu kısımda paranın dolaşımıyla ilgili teorik bilgiler; Ricardo, Keynes ve Marks’ın ekonomik teorilerinin karşılaştırılması ve bunların kritik incelemesi sunuluyor. İlk kısmın sağladığı teorik zeminden sonra kitap sermayenin doğuşu ve büyümesine dair Utsa ve Prabhat Patnaik’in kendi özgün görüşlerini sundukları ikinci kısma geçiyor. İkinci kısımda, Patnaikler sermayenin doğuşunu ve ilerleyişini yaygın görüşün aksine emperyalizm ve sömürgecilik temelinde açıklıyor. Yaygın görüşe göre sanayi devrimini tetikleyen ana sebep tarımda üretimin ve verimin artmasıyken kitaba göre bu “tarım miti” İngiltere’nin sömürgelerden ekonomik fazlalıkları doğrudan tahliyesini ve karşılıksız bir şekilde mallara el koymasını göz ardı ediyor. Üçüncü kısımda, fazlalıkların doğrudan tahliyesini içeren sömürgeciliğin sonunun savaşlar neticesinde geldiği öne sürülüyor. Dördüncü kısımda İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı’da sosyalizm karşısında verilen tavizler, sömürgeciliğin bitişinin yarattığı talep boşluğunun devletlerin iç piyasaya müdahalesiyle refah devletinin ortaya çıkışı, 1970’lerde Bretton Woods sisteminin çöküşü ve refah devletinin sona ermesine kadar olan dönemde sermayenin seyri aktarılıyor. Beşinci kısımda küreselleşmenin doğuşu anlatılıyor. Kitaba göre, küreselleşmenin doğuşu ekonomik büyüme sağlasa da bu sanıldığı ölçüde gerçekleşmiyor, 1951-1973 arasındaki küresel ekonomik büyümenin 1973-2008 arasındaki büyümenin iki katı olması buna bir kanıt olarak sunuluyor. Patnaikler küreselleşmeden sonra ekonomik büyümenin yavaşladığını, bu yavaşlamanın durgunluğa dönüşmemesi için kapitalizmin borçlanmaya ve balonlara ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor. Borçlanma ve konut balonu gibi balonlar talep yaratarak ekonomik canlanma için uyaran rolü görüyor. Patnaikler, nihai durgunluğuna erişmeye yaklaşan kapitalizmin açmaza girdiğini düşünürken, altıncı kısımda önümüzdeki yola dair öngörüde bulunuyor.
Kitabın başlıca kronolojik duraklarını şöyle sıralayabiliriz:
- (1900-1930’lar) Birinci Dünya Savaşı öncesi Britanya’nın sömürge pazarı arayışı, Birinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın Asya pazarlarına girişi ve Britanya’nın sömürgeler üzerindeki gücünü kaybedişi. ABD henüz lider devlet konumunu üzerine almadığı için Büyük Buhran dönemine giriş.
- (1940’lar-1950’ler) İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa devletlerinin savaştan harap halde çıkması ve Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da nüfuzunu artırması, sosyalist hareketlerin sesini duyurması. Bu dönemde Avrupa devletlerinin sosyalist hareketler karşısında Keynesçi devlet müdahalesi, siyasi dekolonizasyon, yetişkinlere genel oy hakkı gibi tavizler vermesi.
- (1950’ler-1970’ler) İkinci Dünya Savaşı sonrası Keynesçi müdahalelerle refah devletinin yükselmesi, yüksek ücretler, üretim ve talepte artışın Kapitalizmin Altın Çağı’nı tetiklemesi. Siyasi dekolonizasyonla Avrupa devletlerinin sömürge pazarlarına erişiminin kesilmesi. Sömürge pazarlarının eksikliğinin devletin talep yaratmasıyla giderilmeye çalışılması.
- (1970’ler sonrası) Sanayileşmeyle ve alt yapı gelişimiyle artan petrol talebi. Amerika’nın İsrail’e savaşta destek vermesi, Arap Birliği’nin petrol ihracını kesmesi ve petrol krizi.
- (1980’lere doğru) Petrol talebinin artışı ve petrol kriziyle artan fiyatlarla az sayıdaki petrol üreticilerinin elinin güçlenmesi, ekonomik anlamda güçlenen petrol üreticilerinin paralarını Batılı bankalara yatırması ve bu sayede bankacılık sektörünün büyümesi.
- (80'lerden günümüze) Elinde sermaye biriken bankaların bu birikimi yatırım aracı olarak kullanmak istemesi ama sermaye kontrollerinin sermaye giriş çıkışını sınırlaması. İngiltere ve Amerika önderliğinde neoliberal politikaların benimsenmesi. Serbest ticaretin önünün açılması, özelleştirmelerin yaygınlaştırılması, uluslararası firmaların/bankaların ve borç kapitalizminin yükselişi.
- (Günümüz) Küresel sermayenin taleplerine göre hareket eden devletlerin yalnızca kredi derecelendirme kurumlarının beğenisini kazanmaya çalışma rolünü benimsemesi; köylülere, küçük üreticiye desteğin kesilmesi ve devletin küresel sermayenin ve yerel bileşenlerinin çıkarlarını destekleyen bir kuruma dönüşmesi.
Patnaiklerin başlıca tezi kitabın isminden de anlaşılacağı üzere sermayenin ardındaki devindirici gücün emperyalizm olduğu. Kitap kapitalist yapının yalnızca sermayeyi elinde bulunduranlar ve işçilerden ibaret olmadığını savunurken, öne sürülen argümana göre, kapitalizm doğuş anından itibaren devletlerin müdahale gücüyle içli dışlı. Kapitalizmin ilk aşamalarında bu müdahale daha doğrudan, ekonomik bölgelerin askeri güçle ele geçirilmesi, ucuz hammadde ve pazarlara emperyalist devletlerin erişimi anlamına gelirken, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu durum yerini küreselleşen dünyada Üçüncü Dünya ülkelerine dayatılan gelir deflasyonu, bu ülkelerde iç talebin daraltılması gibi yöntemlere bırakıyor. Nihayetinde 1980’lerden itibaren uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar eşliğinde serbest piyasa ekonomisine eklemlenen her ülke, sermaye kontrolü uygulayacak devletin ve toplumsal refahı belli bir seviyede tutacak kamusal ya da kâr amacı gütmeyen sivil toplum sektörünün gücü azaldıkça kapitalizmin kırılganlığına açık hale geliyor.
Günümüzde yaşadığımız krizin asıl kaynağı ne küresel ısınma ne de savaş. Kaldı ki küresel ısınmanın önlenememesi ve savaşların meydana gelmek zorunda olması da önceliğin büyüme oranlarına, yüksek kârlara ve düşük maliyetlere verilmiş olmasından kaynaklanıyor. Yüksek kâr ve büyüme oranları sermayenin gönlünce devletlere giriş çıkışını gerektirirken ve bu devletlerin özerkliğinin altının oyulması anlamına gelirken, doğanın tahrip edilmesi, ekolojik dengenin alt üst edilmesi büyük sermayedarların kârları arttığı sürece göz ardı edilmeye devam edecek.
Kitap Rosa Luxemburg’un meşhur sözünü tekrarlayarak bitiriyor: Ya sosyalizm ya barbarlık! Neredeyse her yerde merkez partiler zayıflarken ve radikal sol ve aşırı sağcı partiler oy oranlarını arttırırken önümüzde iki seçenek var. Ya tüm dünya halkları için temel asgari yaşam standardı sağlayacak ve küreselliği bir üst düzeye taşıyacağız (nihai amaç bu olsa da kitap ilk olarak tüm devletlerin küresel piyasadan çekilmelerini, iç pazarlarını canlandırmalarını, arazi iyileştirmelerini ve tarımsal üretimi artırmayı öneriyor) ya da Avrupa milliyetçiliğinin yani “dışlayıcı, azınlık karşıtı ve kibirli” milliyetçiliğin yükselmesine ve faşizmin zaferine tanıklık edeceğiz.
Sermaye ve Emperyalizm: Kuram, Tarih ve Günümüz, Utsa Patnaik ve Prabhat Patnaik, Kalkedon Yayınları, 300 sayfa, Çeviren: Ata Türkoğlu






