Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Mayıs 2022

Öykü

Yanlış Bilinen Doğru

Sibel Oğuz

Paylaş

2

1


Beş artı beş eşittir? Dokuz, diyorum. Elindeki silgiyle tahtaya vuruyor. İrkiliyorum. Silivri'deki depremi hatırlıyorum. Bütün kötü seslerin bana o geceyi hatırlatması tesadüf mü? Sıvaların döküldüğü, dolapların yerinden kalkarak üzerimize geldiği anla yeniden yüzleşiyorum. Bitmiyor, kaçıp kurtulmak istediğim her şey sırası geldiğinde karşıma çıkıyor. Her yer karanlık, dışarı çıkmanın yollarını arıyorum. İçerden büyük babamın sesi. Zelzele oluyor, çabuk dışarı çıkın. Şiddetli bir sarsıntının etkisiyle başım dönüyor. Altıma döşenmiş bir buz pisti beni oradan oraya savuruyor. Durmaksızın kayıyorum. İçerde kime ait olduğunu tespit edemediğim sindirilmiş bir ses ile dışarda kenarlara taşmış havuzun ortaklaşa bir ağıt tutturmuş olmaları evrenin doğal bir döngüsü olamaz. Bunu kim iddia edebilir? Ellerimi dar koridorun duvarlarında sürterek tutunacak yer arıyorum. Büyük ailenin şamatası kopmuş bir tespih tanesi gibi dağılıyor. İmam nerede? Büyük babaaa! Sarsıntı kesiliyor.

Beş artı beş eşittir? Elinden bırakmadığı silgiyi yeniden tahtaya vuruyor. Tebeşir tozları uçuşarak konacak yer ararken bazıları kirpik uçlarıma yerleşiyor. Şimdi anlamını çoktan yitirmiş dünyayı ilkel bir toz bulutunun arkasından izliyorum.

Parmaklarımla küçük hesaplar yapıyorum. Serçe parmağımda hangi kavgama ait olduğunu hatırlamadığım kesik izi, üzerinde kurumuş kan lekeleri. Dokunsam kanayacak, sızacak, kendine yer arayacak ve orada huzur içinde kokuşmayı bekleyecek. 

Beş artı beş eşittir?

Ufak bir sarsıntıyla irkiliyorum. Gözlerini paslı bir çivi gibi alnıma dikmiş, mutlak bir cevap bekliyor. Hafızamı karıştırıyorum, halihazırda vereceğim bir cevabım yok. Her daim, her şeye hazırlıksız yakalanıyorum. Deprem gecesinde olduğu gibi. İçimde, hâlbuki güzel şeyler olabilirdi düşüncesi dolaşıyor. Evrene pozitif mesajlar yolluyorum. Öğretmenim gömleğiniz çok yakışmış, diyebilmek için yüzünde bir cesaret ifadesi arıyor, bulamıyorum. Bütün kapılar üzerime kapanıyor. Geri bildirimler çok acımasız. Omuzlarını arkaya atarak müthiş bir güven duygusuyla soruyu yeniden yöneltiyor. Bu kaçış, bu yakalama çabaları nereye kadar sürecek? Bilmiyorum, 

Beş artı beş eşittir? Dokuz, diyorum. Bu böyle olmayacak, yarın anneni ve yüzünü görmek nasip olmayan babanı çağır, diyor. Gözlerimi yüzünden kaçırarak yerdeki fayansın aralarında karınca gibi kaçacak bir delik arıyorum. Benliğim küçülüyor küçülüyor, soyu tükenmekte olan bir böceğe dönüyorum. Buna rağmen edindiğim barınağa sığmıyorum. Her çırpınışımda ayaklarım dışarıda kalıyor. Öğretmenim tecrübeli bir ebenin seri hareketleriyle ayaklarımdan tuttuğu gibi dışarı çıkarıyor. Bir günde kaç defa doğuyorum, bilmiyorum. Yukarılara bakacak ne yüzüm ne cesaretim ne de gururum var. Bir gün sonra yapılacak daveti düşünüyorum. Ani gelişen şeyler beraberinde tehlike barındırır. Yok, tam olarak öyle değil. Yani hiç bir şey göründüğü gibi değil. İşlediğim kabahatin aileme ödül olarak dönmesi pek âlâ. Hayatın kendisinin bir kısır döngü olduğunu, beş artı beşin bu dönüşüm içinde kendine yer edindiğini söylesem sevgili ailem akıl sağlığımın yerinde olmadığını düşünecekler. Ardından yollara düşecekler, sonu görünmeyen yollar onları bilinmezliğe götürecek.

Annem metal kulplu çantasını sol omuzuna geçirmiş. Eşitlik ilkelerine riayet ederek babamın adımlarını takip ediyor. Yetişebiliyor mu? Hayır. Aradaki mesafe büyüyor, aralarına ben giriyorum. Bir ben mi?

Annemin kırmızı rujunun altındaki solgun dudakları savunma tezi hazırlığı içinde. Aslında Oğlumuz! İle başlayan cümlenin sonu üç noktayla bitiyor. Kelimeler tükeniyor. Annem susmanın gereklilikten öte zorunlu olduğunu düşünüyor. Derin bir sessizliğin içine düşüyoruz. Uzaklarda bir yerde çello sesleri duyuluyor. Dikkatimi sesin geldiği yöne veriyorum. Zıt duyguları bir arada yaşamak benim açımdan oldukça sarsıcı. Depremin enkazı hâlâ sürüyor. Ben, annem ve babam büyük ailenin dağılan tespih tanelerinden geriye kalan, anlam bütünlüğü bozulmuş yuvarlak boncuklarız. Ufak bir harekette oradan oraya savruluyoruz.

Tahtaya bakıyorum. Beyaz tebeşirle beş artı beş, soru işareti yazıyor. Öğretmen elindeki sünger silgiyi dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlarcasına dairesel hareketlerle tahtaya sürüyor. Dünya yuvarlak mı? Öğretilerin dışına çıkıyorum, hayır. Benim dünyam yavrusunu doğurmakta olan bir geyiğin tepesine kurulmuş. Her sancı çekişinde boynuzları kaba etlerime batıyor. Düne, bugüne ait ne varsa silgi darbeleriyle siliniyor. Yarınım elimden alınıyor. Oldu mu şimdi, diyorum. Cevap yok. Öfkemi yutuyorum. Küçükken kazandığım yutma alışkanlığım kötü bir tat bırakıyor ağzımda. Üzerine su iç, geçer, diyor dedem. Ah! Büyükbaba. Bir şeyi başka bir şeyle bastırma isteğin... Saate bakıyorum. Zaman ağırdan alıyor. Gözlerini bir an olsun ayırmıyor üzerimden. Beş artı beş eşittir? Nefes alamıyorum. Tanrım...Şimdi boğularak can çekişeceğim. Halbuki depremden sağ kurtulduğuma sevinirken ölümüm doğal afetten olacak. Hayır hayır, buna müsaade etmeyeceğim. Yeniden tahtaya bakıyorum. Sol üst köşede resim dersinde Ali'nin çizdiği yarım bir güneş var. Diğer yarısı muhakkak Ali'nin belleğinde karanlık koyları aydınlatıyor. Koca tahtada arkadaşımın parçalara böldüğü güneşin yansımasını izliyorum ...

Siyah tahtanın ortasında küçük beyaz bir nokta oracıkta, karşımda öylece duruyor. Silgiden kurtulmuş olmanın güvencesi içinde. Umudumu bütün sözlerin sonunu getiren bir noktaya bağlıyorum. Gözümde büyüyor, büyüdükçe içine yaşam alanı sığdırıyor. Orada güvendeyim, hayır hayır hayatı ihtimaller üzerine kurulmuş biri için kesin bir ifadenin inandırıcı bir tarafı yok. Bunun kimseye faydası olmayacak. 

Beş artı beş eşittir? Bu defa susuyorum, Bakışlarım yeryüzü kanunlarını hiçe sayan noktada kesişiyor. Bunu sık sık yapıyorum. Ne zaman kendimi bir kargaşanın içinde bulsam, hayalimde nehir kenarlarına saraylar kuruyor, kapısına muhafızlar dikiyorum. Çok geçmeden anlıyorum zemin çürük. Bu yüzden mi dünyaya sağlam basamıyorum? Bu yüzden mi ayaklarımın kayışı? Bilmiyorum, hiç bir şey bilmiyorum. Beş artı beşin kaç ettiğini bile.

Beş artı beş eşittir? Dokuz. Yutkunuyor. Bilge parmakları çatırdıyor karşımda. Ben o parmakları izni olmadan koparıyorum.

Oturduğum koltuktan teneffüsün bitiş ziliyle irkiliyorum. Yüzümde tuhaf bir gülümseme. Yıllar önce çekilmiş bir trajedi filmini günümüz komedisine uyarlamak oldukça zor. Bütün bunları küçük bir zaman dilimine sığdırmış olamam. Duvardaki saate bakıyorum, durmuş. Geçmişime ayak uyduruyor muhakkak.

Kafamın içinde yer edinmiş o gün bütün ayrıntılarıyla gözümde canlanıyor. Bir güven sarsıntısı, bir iç geçiş belki de bir deprem yaşıyorum içimde. Büyük babamın sesi kulağımda... Çaycı hanım sesleniyor. Çay alır mısınız hocam, dokuz, diyorum. Şüpheyle bakıyor gözlerime. Akıl sağlığımdan endişeli.

YORUMLAR

Irmak Erkan

Kahramanının çıkışsızlığını, bunalımını çocukluk anıları ile harmanlayarak anlatmışsın, tebrikler Sibel.

1 Haziran 2022

Öne Çıkanlar

Cemil Kavukçu: “Öyküleri uzaklarda ara..Faruk Duman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serhat Uyumaz

7 Mayıs 2025

Bu Kez Uzakta Değil

“Alo. Abi yeni uyandım. Gece ben mi seni aradım, sen mi aradın?”“Serhat dostum, ben aradım. Evde misin?”“Evet. Her zaman olduğu gibi.”“Sizin oralardayım müsaitsen çay içelim.”“Olur. Abi bana yirmi dakika ver.”“Tamam dostum.”Ağır nemli havada duş almak size artı bir şey katmaz. Kar..

Devamı..

Bir Karşı-Örgütlenme Biçimi Olarak 1 M..

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024