Yaralı Domuz
1 Eylül 2019 Öykü

Yaralı Domuz


Twitter'da Paylaş
0

Aralarındaki mesafe giderek çoğaldı. Neyse ki takip ettikleri vadiye inip aşağıya doğru yöneldi. Önüne çıkmak için dikenli çalılarla dolu dik yamaçtan kâh yürüyerek kâh popolarının üzerinde kayarak hızlıca indiler. Çabaları boşa oldu. Hayvan kendisine kurulan tuzağı fark etti. Geri döndü ve gözden kayboldu. 

“Rüzgâr arkamızdan esmeye başladı, kokumuzu almış olmalı,” dedi Kadir.

“Çok terledim, rüzgâr zatürree edecek, geri mi dönsek,” diye karşılık verdi Cem. Malzemelerini taşıdığı sırt çantası her adımda ağırlaşıyordu. Kalbi ayaklarında zonk zonk atıyor. Dizlerini ve belini hissetmiyor. 

Kadir hayvanı bulmak için gözüne dayadığı dürbünü indirdi. Sırt çantasının yan gözünden cep telefonunu çıkardı. Bir çağrı başlattı. Bakışlarını Cem’e çevirdi, boynunu eğdi, gözlerini kıstı, dudaklarını büzüştürerek, “Geri mi dönsek,” dedi. Telefonu kulağına kaldırdı.

 

Yeşim’in erken geldiğini umarak salona girdi. Olanlarla selamlaştı. Kapıyı görebileceği bir yere oturdu. Her ayın son çarşamba akşamı toplandıkları mezunlar derneğinin çay salonundan başka bir yerde onu görme ihtimali yok. Bu beklentisi olmasa her ay buraya uğramayacağını biliyor. Kadir yanında yoksa sohbet ediyorlar ya da işte kısa bir selamlaşma. Neden sohbet etmesinler ki? Ne de olsa çok anıları var. Aynı apartmanda doğup büyümüşler, aynı okula gitmişler, aynı üniversitede okumuşlar. Beklediği gibi oldu. Özlemişler. Sarıldılar. 

İki laf edemeden Kadir girdi aralarına. “Bu strese girmek istemiyorum, taksiyle gelelim bir daha,” dedi. Park sorunundan söz etse de stres kelimesine yaptığı vurgudaki imayı anlamışlardı. Yüzündeki zengin züppe ifadesini biraz değiştirip, “Güzelliğim,” diyerek Yeşim’i burnundan öptü. Cem’e döndü, “Yapışkan moda fotoğrafçımız da buradaymış,” dedi, elini uzattı, tokalaştılar. Sonra Yeşim’i belinden kavrayıp yanına aldı. Öbürleriyle selamlaşmaya başladı. 

 

“Alo, Selim... Dere ayrımında buluşuruz demiştik ama ben yukarı yürüyeceğim, kahvaltı ettiğimiz köye yaklaşık bir saat mesafede olduğumu düşünüyorum, dönerken bizi oradan alırsınız.”

“Ya zaten gruptan ayrılıp programı bozdunuz, herkes rahatsız oldu, hava kararmadan yola çıkmak istiyoruz.”

“Sorun yok, vaktinde köyde olurum, sizi bekletmem. Oralarda bir yerde olduğundan eminim, belki atış verir. Siz geçerken bizi alın.”

Cep telefonunu yerine koydu, tekrar Cem’e baktı. “Rahatsız olduğumu bildiğin halde neden Yeşim’den uzak durmuyorsun?” dedi.

“Ne saçmalıyorsun? Seninle şimdi bunu tartışmak istemiyorum.”

Kadir sakin ve yüzünde hayal meyal bir sırıtmayla, “Üst üste giyinme demiştim,” dedi. “Geri dönmeyeceğiz, devam ediyoruz, terlemekten ölmezsin, merak etme.” 

Cem’in hazırlanması on dakika sürdü. Kadir karar kıldığı yöne yürümeye başladı. Cem de ardından. 

 

“Kadir yapmasana şunu, Cem’le sohbet ediyorduk.”

“Şu adamla bu kadar yakın olmanı istemiyorum.”

“Beni ne kadar kırdığının, sana olan duygularımı incittiğinin farkında değilsin.”

“Cem mi buna sebep, bana olan duyguların ona mı bağlı? Bana inat yapıyor, bunu anlamıyor musun?”

“Yeter Kadir, Allah aşkına yeter.”

Kadir bir ara dönüp Cem’e baktı, aralarındaki sürtüşmeyi keyifle izlediğini düşündü.

Kalabalıktaysa konu pazar günü gidilecek avdı. Programın ayrıntıları konuşuluyordu. Birisi, “Cem de fotoğraflarımızı çeker,” diye bir öneri attı ortaya. Herkes Cem’in cevabı için ona baktı. Cem hemen bir şey söylemeyince Kadir, “Moda fotoğrafçımız bizimle gelemez, kadınlarla kahvaltıya gidip sohbet etmeyi yeğler o,” dedi. Başka bir sessizlik oldu, sonra Cem, “Neden gelmeyeyim ki? Her zamanki gibi saçmalıyorsun,” dedi. 

 

Yakın zamanda bitirmesi gereken katalog çekimlerine bugün de devam etmesi gerekiyordu ama Kadir’in dernekteki gazıyla buraya geldiğine pişman oldu. “Umarım kurda kuşa yem etmezsin bizi,” dedi. “Selim’i dinleyip dere ayrımına gitseydik keşke, neden gruptan ayrıldık, neden devam ediyoruz anlamıyorum.” 

Kadir birkaç adım boyunca homurdandı, ne dediği anlaşılmadı. Sonra, “Tartışmak için sormuyorum, açık yüreklilikle nedenini söylemeni istiyorum,” dedi.

Cem aniden durdu, arkasından yürüyen Cem’in durduğunu anlayınca Kadir de durdu ve dönüp ona baktı. “Yıllardır boş yere beni de onu da tedirgin ediyorsun, bu huyundan vazgeç artık.” Kadir bir süre daha Cem’e baktıktan sonra söylediği duyulmamış gibi dönüp yürümeye devam etti. Yarım saat kadar konuşmadan yürüdüler. Cem ara sıra durup fotoğraf çekti, Kadir de arada dürbünle sağa sola bakıyordu. 

Kadir yürümeyi bıraktı. Yere çömeldi, öbür tüfeğini kılıfından çıkardı, elindeki tüfeği kılıfın içine koydu. Birkaç adım sonra yanına gelen Cem’e çömelmesini işaret etti. 

Kılıftan çıkardığı tüfeği Cem’e göstererek, “Slag namlulu, içinde sabot mermi var,” dedi. Cem’in bir şey demesine fırsat vermeden yerinden yarı doğruldu, adımlarını hızlandırarak az ilerde yere uzandı. Ardından gelen Cem’e yanına uzanmasını işaret etti. 

“Görebiliyor musun?”

“Hayır.”

“Karşıdaki kayalıkla sağdaki ağaçlığın arasındaki açık alanda, çalıların arasında.” 

Kadir kulak tıkaçlarını taktı, bir çift de Cem’e verdi. Sonra Cem’e dürbünü uzattı ve bakacağı yeri gösterdi. Cem domuzu bulmuştu. “Gördüm,” dedi. Bu sırada Kadir tüfek dürbünüyle hedefe odaklanmış, nereye nasıl atış yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Cem dürbünle bakmaya devam ediyordu.

Kadir kendi kendine konuşmaya başladı. “Yaklaşık beş yüz metre, ikinci bir atış şansı olmayacak. Hedefin on metre üstüne ve rüzgârı hesaba katarak iki metre sol tarafına.” Ve hedefine ateş etti. Hayvan önce düştü, ardından kalkıp ağaçlığa koşmaya başladı. Bir ara sendeler gibi olup yavaşladı. Son bir gayretle ağaçların arasına girdi.

Cem, “Vurdun onu,” diye bağırdı. 

Kadir yaptığı hatanın farkındaydı. “Yaralandı, bu kadar uzak mesafeden öldürücü isabet çok zordu zaten,” dedi.

“Ne olacak şimdi?”

Cem’in sorusuna cevap vermedi. Tüfeğini yeniden doldurdu. Dürbünü Cem’in elinden aldı. On dakika kadar domuzun tekrar hedef olmasını umdu, olmadı. 

Kadir olduğu yerden doğruldu. 

“Olabilecek en kötü durumdu bu. Gitmemiz gereken güzergâh üzerinde yaralı bir yabandomuzu. Hava karardı kararacak. Onu fark edebilecek köpekleri senin korkun yüzünden yanımıza almadık.”

“Yine beni suçlamak için bir sebep buldun. Çok biliyorsun ya, neden ateş ettin o zaman.”

Kadir bir çare arıyormuş gibi çenesini kaşıdı. Telefonu eline aldı.

“Jandarmayı arayalım, helikopter çağıralım, arkadaşlarının hepsi buraya gelsin, köpekleri de getirsinler,” dedi.

“Ara hemen.”

Kadir bakışlarını Cem’e çevirdi, boynunu eğdi, gözlerini kıstı, dudaklarını büzüştürerek, “Ara hemen,” dedi. 

Bu sırada sağ taraflarından havaya izli bir mermi atıldı. Kadir beklediğini bulmuş gibi gülümsedi. Arkadaşlarına bu yön tayinini gördüğünü anlatmak ve teşekkür etmek için karşılık olarak tabancasıyla iki el ateş etti. 

“Köyden iki kilometre kadar uzaktayız, yaralı domuzlar çok tehlikeli olur, yanımdan ayrılma, ben sana dur dediğimde veya ani bir hareketle karşılaştığımızda ne olursa olsun kıpırdama, domuz yerine seni vurmak istemiyorum, hadi şimdi biraz tempolu yürüyelim.”

Cem yerinden kıpırdamadı, Kadir baktığında boynunu eğdi, gözlerini kıstı, dudaklarını büzüştürerek, “Biliyorum, yaralı domuzlar çok tehlikeli olur,” dedi.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR