Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Nisan 2017

Öykü

Yasin Ulu • Gölge Uzakta

Yasin Ulu

Paylaş

31

0


Rottweiler kırması köpek sokağımızın girişinde, yolun tam ortasında yatıyor. Sami buradan geçemez. Ben de çekiniyorum, ne yapacağı belli olmuyor bu itin, gece özellikle, havlamayı seviyor, araba veya insan fark etmiyor. Ama bana kafasını bile kaldırmadı. Seri yürüyordum, ta ki devriye gezen polis minibüsü yanımda durana dek; geceleri polislerin kimlik sormak için seçtiği caddeye yakın oturmanın talihi diyelim. Memur sormadan otogara niye gittiğimi açıkladım, “Bu saatte mi,” diye sordu, ama şüphe duyar gibi değildi, aklı başka yerdeydi, doğum tarihimde. Yirmi beş yaşında olamazmışım, kırk yaşında gibiymişim. Ciddi mi, espri mi yapıyor, sıkılmış mı sezemedim, gülemedim de, üstüne alınır böyle tipler. "Babam da polis, ondandır," dedim. Gülümsedi, sonucu bekledi. "Gel, otogara yakın bir yere atalım seni," dedi. Eyvallah, kendim yürürüm, diyemedim, kararsız kaldım. "İti var kopuğu var, gel." Minibüse bindim, ortadaki koltuklardan birine oturdum, arkasına uzandı, öne niye oturmadın der gibiydi. "Necdet, kimliğini bana mı bırakacaksın." Sarsıla sarsıla ön koltuğa yapıştım. Sami'ye, Polislerle devriyeye çıktım, dediğimde kim bilir nasıl şaşıracaktı. Eylem deneyimlerini anlatan Necdet'e bak, der herhalde, o gevşek gülüşünü yayar hem. Bir keresinde Sami'ye şunu sormuştum: Eylemde olduğunu düşün, ara sokaklara kaçmışsın, büzüğünden soluyorsun, koştur koştur, sonra sokaklar kıvrıldıkça ritmin normalleşiyor ve hatta sokakları o kadar kıvırıyorsun ki meydana yeniden yaklaşıyorsun, umutla, ama bir bakıyorsun sokağın ucunda çevikler var, ne yaparsın? "Önüme baka baka yürümeye devam ederim," demişti. "Yürürsün de adam seni duruşundan, nefesinden sezer, boşu boşuna o yoldan geçmediğini anlar ," dediğimde susmuştu, ama ben yetinmemiştim. "Diyelim adam seni durdurdu ve tavırlarıyla tahrik ediyor. Mesela yavrukuşlar ürkmüşsünüz, diyor. Ne yaparsın Sami?” "Gülümserim." Onu tongaya düşürmüştüm. Sinsi sinsi gülüp, "Öyle yaparsan yumruğu yersin," demiştim. Ne yapılacağını sormuştu. "Soğukkanlı olacaksın, sinirlerin çelik gibi olacak, o zaman en kötü geri çevrilirsin." Beni nasıl da can kulağıyla dinlemişti, ne boş sözler etmişim. "Ailen ne gönderiyor memleketten," dedi memur. "Kavurma, keçi kavurması," dedim. "Hiç yemedim," dedi, sonra yanındaki genç memura, "Sen yedin mi?" diye sordu, genç kafa salladı, ama ben bu sallayıştan bir şey anlamadım. "Güzel olur," dedim. "Şunu da kontrol edelim, tipe bak." Meczup bir adam olmalıydı, sesi bana ulaşmadı, kimliğini unutmuş, memur nasihat etti, adam ne anladı acaba. Babam polis olmasa beni dönemeçte indireceklermiş, yoksa otogarın sokağına kadar niye götürsünler. Teşekkür ettim. Sabaha kadar aynı yolu turlayacaklarını da söyledi, bir daha denk gelirmişiz. "Ama bir daha durmam he!" dedi gülerek. Ben de güldüm. He, dedim içimden, he. Telefona baktım. Sami’yi arasam, uyandırsam… “Niye kaldırmadın,” diyecek uykulu, sabah ne dediğini de hatırlamayacak, keçi kavurmalı yumurtanın kokusuna uyandığında rüya olacağım.

***

“Bafra otobüsü ne zaman gelir,” dedim veznede duran adama. Duvar saatine bakıp, “Yakında gelir,” dedi. Herhalde bu cevap herkesi tatmin ediyordu. “Ne kadar yakın?” Karadeniz güzergâhının kıvrımları önündeki ekrandaymış gibi gözlerini kıstı. “Taş çatlasa yarım saat.” Bekleyecektim. Sami’nin ince sigara dallarından bir tane çıkardım. Sömürü düzeni… Buradayken kaç kere ağzımdan çıktı bu sözler. Kimleri kimlere şikâyet ettim. Sami’nin sigarası, babaannemin keçisi, polisin minibüsü… Bunlar mı sömürü. Çok beklemedim. Bafra otobüsü on dakikaya geldi, birkaç sigara tiryakisi indi önce, bavulu olan kimse yoktu, bir amca ceketini giyip uzaklaştı. Muavinin yanına yaklaştım. “Pardon, emanetim gelecekti,” dedim. Anlamadı. “Bir çuval gelecekti,” deyince anladı, bagajın mandalını kaldırdı. Çuvalda kırmızı harflerle “Necdetime” yazıyor, kavrulmuş keçiyi sarıyordu adım; babaannem söylemiş, amcam yazmış. Bir tarafa “Necde”, öbür tarafa “time” denk gelmiş. O kadar ağır değil, içinden kavanoz sesi gelmiyor. Çok fazla bir şey koyma diye tembihlemiştim, “Bakarız,” demişti. Caddeden normal tempoda yürürsem yarım saatimi alacak. Eğer ara sokaklara dalarsam, yolumu gece karanlığında karıştırmadığımı varsayıyorum, yirmi dakikada eve varırım. Oralarda polis devriyesiyle de karşılaşmam bir daha. Karşıya geçtim, evime varacak hipotenüsü çizdim kafamda, vagon sanayi duvarına vardığımda yol düzleşecek. İlk sokaktan daldım. Siktir. Sigara yok. Bankta unuttum. Aferin Necdet, sabah nasıl ayılacaksın sigarasız. Duvara kadar yürüdüm, yürüdüm. Uzakta sinyali yanan bir araba park halindeydi. İşkillendim. Bu cadde, bütün genişliğine karşın duvarın ötesindeki vagonlar gibi tenha olurdu hep, hele gece iyice. Uzağı net görmesem de en az bir adamın gölgesini seçebiliyordum. Evden çıkarken ekmek bıçağı almadığıma hayıflandım, buranın çakalı çoktu da biri beni bulmamıştı, kimseyle kavga etmemiştim. Sami ne yapardı, yolun karşısına geçerdi herhalde, ya da uzaklara bakarak, sanki adam orada yokmuş gibi yürürdü. Arabaya yaklaştım. Buraların adamıydı, birisini bekliyor mu, hava almaya mı çıkmış, dertli mi anlayamadım. Onun yerine çuvalı avucuma sıkıştırdım, arabanın sinyali gibi bir işaret bekliyordum. “Birader çakmağın var mı?” diye seslendi. O birkaç saniyede koca kafamda, çuvalı adama vurup parçaladım, kavurmayı heba ettim, yere yığdığım adamın akıbetini düşünmeden eve kadar koştum. Çünkü arabanın içindeki ışık yanıyordu, adam sigarasını yakmak isterse ön kabindeki çakmaklığı kullanabilirdi. Sami’ye sabah böyle bir hikâye uydursam gene hayranlıkla dinlerdi. Çakmağımı çıkardım, adam da ağzına sigarasını oturttu, boğuk bir “Eyvallah” sözüne çakmağın kıvılcımı karışırken elimdeki çuvalı yere bıraktım, muhabbeti uzatmak ister gibi ona baktım, “Benim de sigaram yok,” dedim. Lacivert-beyaz renkli paketten iki tane uzun sigara çıkardı. “Al, birini de kulak arkası yap, yükün var, yolun bitmez,” dedi. Bahşişine hayır demedim. Sabah kalktığımda sigarasız kalmayacaktım. Bir yabancıya değil de, bir dosta, Sami’ye bakarmış gibi minnetle ona baktım. Çok içli bakmış olmalıyım ki, “Ben daha çok beklerim,” dedi. Neyi bekliyorsun, diyecektim. Yerdeki bira kutusunu fark ettim, olay gene kadındı, ya da değildi, ne çıkar, “Eyvallah,” deyip onu bir rüyaya dönüştürene değin yürüdüm, yürüdüm, gölgesi uzakta kaldı.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kafka Olmanın OlanaksızlığıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

14 Temmuz 2025

Kelimelerin Gücü ve Labirentin Sırları

Kitabın temel temaları, aidiyet, cesaret, dostluk ve kelimelerin gücü.Benim ilk okuduğum kitap Samad Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı idi. Akıntıya karşı yüzen o minik balığın cesaretine hayran kalmamak mümkün değildi. Bir gün yolculuğa çıkabileceğime beni ilk ik..

Devamı..

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024