Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Ekim 2020

Söyleşi

Yekta Kopan-Levent Gönenç Söyleşisi: Çizgilerle Yeniden Yazılan, Bir Yüzleşme Öyküsü Olarak Sarmaşık

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Çizgi roman –ya da dilerseniz grafik roman deyin– yaratıcı bir sanat dalı, beslendiği kaynağı dönüştüren ve yeniden tanımlayan bir üretim.

2009 yılında yayımlanan öykü kitabınızdaki bir öykünün 2020 yılında bir çizgi roman olarak karşınıza çıkması Yekta Kopan-Levent Gönenç gibi dostluklarla mümkün olabilir ancak. Bir De Baktım Yoksun öykü kitabındaki "Sarmaşık" öyküsü Levent Gönenç’in çizgileriyle yeniden canlanırken, vicdanlarımızla, yargılarımızla, eksik parçalarımızla yeniden yüzleşiyoruz. Farklı teknikler, güçlü kadrajlar, zamanlar arası akıcı kurgusuyla bir çizgi roman olarak karşımıza çıkan Sarmaşık tüm bu özellikleriyle taze bir okuma deneyimine davet ediyor bizleri. Yazarı Yekta Kopan, çizeri Levent Gönenç ile Sarmaşık çizgi romanı üzerine yapmış olduğum söyleşi için buyurun lütfen. 

Aynur Kulak: "Sarmaşık" öykünüz 2009 yılında yayımlanan Bir De Baktım Yoksun isimli kitabınızın ilk öyküsü. "Sarmaşık" öykünüz önemli bir özellik kazanarak raflardaki yerini yeniden aldı. Sarmaşık artık bir çizgi roman. Hikâye okumanın en güzel tarafının kafamızda okuduğumuz dünyanın canlanması, –hayal etmek  olarak düşünürsek riskli tarafları olabilme olasılığı üzerine bir düşünce belirdi mi aklınızda hiç?  "Sarmaşık" daha önce hiç yayınlanmamış bir öykü olarak direkt çizgi roman haliyle yayınlansaydı düşüncesi ile soruyorum bu soruyu aslında. Ne dersiniz?

Yekta Kopan: Hayır, böyle bir kaygı duymadım. Çünkü elimizde benim bir öykümden yola çıkan yeni bir sanatsal ürün var. Öykümün resimlenmesi değil söz konusu olan. Bir öyküden yola çıkarak oluşturulan bir senaryo ve bu senaryo çerçevesinde yeniden yorumlayan bir çizer. Dünyada edebiyattan çizgi romana, çizgi romandan sinemaya uyarlanan, yeniden yorumlanan çok sayıda çalışma var. Sanat disiplinleri arasındaki bu ilişki, bu kesişme kümeleri bende her zaman heyecan ve merak uyandırmıştır. Bunu bir risk olarak görecek olsak örneğin sinema sanatından o kadar çok çalışmayı yok saymamız gerekir ki…

AK: "Sarmaşık" öykünüzü ve Bir De Baktım Yoksun öykü kitabınızdaki öyküleri yazmanızı tetikleyen olay babanızın vefatı ile başlıyor. Babanızın vefatı ile beraber yoğun bir yazma süreci sonrasında ortaya çıkan öyküler, kitabın yayınlanması, okuyucular tarafından ilgi görmesi ve bir gün ilkokuldan beri dostluğunuzu sürdürdüğünüz Levent Gönenç’in "Sarmaşık" öykünüzü bir çizgi romana dönüştürmek istediğini söylemesi…  Bazı öykülerin her şeyden bağımsız halleriyle (tetikleyen unsurlardan, yazarından, okuyucusundan) bir akış yakalayıp, yaşamdaki yolculuğu üzerine de konuşmalıyız diye düşünüyorum. Hayal ettiğiniz veya tahmin ettiğiniz bir şey değildi sanırım 2020’de Sarmaşık’ı bir çizgi roman olarak ellerinizin arasına alacağınız.

YK: Bu öyküyü yazarken bir gün farklı bir üretim olarak karşıma çıkacağını elbette hiç düşünmedim. Hatta doğruyu söylemek gerekirse Levent, bu öyküden bir çizgi roman yapmak istediğini ilk söylediğinde, bunun olabilirliği konusunda şüphe duydum. Çünkü “Sarmaşık” iç aksiyonu, zihinsel yolculuğu yoğun bir öyküdür. Ama görselleştirilmesi söz konusu olduğunda farklı mekânlar, kadrajlar ve karakterler gerekebilir diye düşünmüştüm. Yani tek mekâna, az karaktere ve durağan bir anlatıya sıkışabileceği kaygısını hissettim. Bu noktada Levent’in yorumlama ustalığı devreye girdi. Öyle farklı teknikler, öyle güçlü kadrajlar ve öykünün şimdiki zamanı ile geçmiş zamanı arasında öyle akıcı bir kurgu yaptı ki, bütün o kaygılarım uçup gitti. Levent’e yılların dostluğuyla baştan beri güveniyordum ama bir noktada tıkanabileceğinden korkuyordum. O kadar akılcı ve yaratıcı çözümler buldu ki, hayran kaldım yaptığı işe. Çizgi roman –ya da dilerseniz grafik roman deyin– yaratıcı bir sanat dalı, beslendiği kaynağı dönüştüren ve yeniden tanımlayan bir üretim. Levent de benim öykümü yeniden tanımladı, yorumladı ve ortaya yeni bir sanatsal ürün çıktı.

yekta kopan

AK: Birkaç açıdan ele alabileceğimiz (ki bu açıların her biri önemli başlıklardan oluşuyor) Sarmaşık için ilk olarak hikâyeyi anlatan kahramanımızın “kayıp kuşağa” tekabül etmesi. 1960’ların son çeyreğinden, neredeyse 1980’lerin ilk çeyreğine kadarki sürede doğmuş ebeveynlerin tahakkümünde yetişen bir kuşak var. Meslek sahibi de olsalar, para da kazansalar anne-babalarıyla anılan, onların yol haritasından çıkmayan, çıkamayan, sarmaşıklara dolanmış bir kuşak. Bu kayıp kuşağın hâlâ kendilerini ispat etmek istercesine bir isyanın içinde olmaları, yazılan öykülerin, hikayelerin, romanların hala yetiştirildikleri dönemle hesaplaşma halinde oluşu bu sebepten olabilir mi?

YK: Açıkçası benim de içinde bulunduğum bu kuşağı “kayıp kuşak” olarak tanımlamam. Şöyle ki, her kuşak sosyolojik olarak kendisinden önceki ya da sonraki kuşakla bir kıyaslama içinde değerlendirildiğinde, ortaya eksik parçalar çıkacaktır. Ancak bu eksik parçalar, bir kuşağı tümüyle kaybolmuş olarak bir çekmeceye koymak için yeterli değildir bence. Sözünü ettiğimiz kuşakta ebeveyn baskısıyla karşılaşanlar da var elbette. Ancak bunu bir kuşağın genellemesi olarak almak istemem. Hesaplaşma meselesine gelince, bunda haklısınız. Her kuşak ya da varoluşuyla yüzleşmek isteyen her birey böyle bir hesaplaşmanın içine girer. “Sarmaşık” öyküsü de aniden kaybolan bir kedinin izinde bir hesaplaşma zeminine yapılan bir yolculuktur. Vicdanımızın peşinden gidip yıllarca içimize attıklarımız, kendimizden sakladıklarımız ya da eksik parçalarımızla yüzleşmemiz gibi. Levent, bu öykü özelinde çok güzel bir tanımlama yapıyor: “Herkese bir gün kendi Goncagül’ünün peşinde, kendi Yeşil Ev’inde bir yüzleşme dilerim; çünkü ancak böylesi bir hesaplaşmanın aynasında kendimizi daha iyi görebiliriz.” Onun bu tanımına katılıyorum.

AK: "Sarmaşık"taki bir başka konu başlığı baba-oğul ilişkisi. Yani otorite ile kurduğumuz ilişki. Otoritenin bizlere neler yaptığı gerçeği. "Sarmaşık" da önemli bir yüzleşme olarak karşımıza çıkıyor bu mesele. Yeni kuşaklarla birlikte bu gerçekte tam tersi bir değişiklik oldu. Artık çocuklar bir otorite ama roller değişse de otoritenin kendisiyle marazi bir ilişkimiz var. Değişecek gibi de değil, ne dersiniz? Belki de "Sarmaşık" öyküsü yayımlandıktan on bir yıl sonra bile ve bundan sonra da bu sebepten dolayı aynı değer ve merak duygusuyla okunmaya devam edecek.

YK: Baba-oğul meselesi ilk kitabımdan beri bütün öykülerimde kendisini hissettirir. İçimde Kim Var adlı romanım bu temayı merkeze alır. Bir de Baktım Yoksun’dan sonraki kitaplarımda, dolaylı da olsa bu meseleyle hesaplaşma çabam devam etti. Sadece şunu söyleyebilirim; Bir de Baktım Yoksun’a gelene kadar baba-oğul meselesini farklı bir şekilde algılıyordum. Onun üzerinden kuşak çatışmalarını, iktidar sorununu veya Doğu-Batı çatışmasını anlatmaya çalışıyordum. Ama bu 2008 yılında çalıştığım bu kitap ve özellikle kitaptaki "Sarmaşık" ve "İyi Uykular" isimli öykülerle, meseleyi çok kişisel bir yerden ele aldım. Bunun nedenini de çizgi romanımızın sonundaki kısa metinde açıklıyorum. "Sarmaşık"taki gerçekliğin her daim ve kuşaklar ötesi bir okumaya açık olduğunu tahmin ediyorum; dilerim dediğiniz gibi her zaman okunan bir çizgi roman olur. Kuşaklar arası çatışma ve buradaki otorite meselesiyse, günümüzde bambaşka bir çerçevede tartışılıyor. Özellikle de “Z Kuşağı” tanımlaması ve bu konuda yapılan araştırmalar hayatımıza girdiğinden beri. Bunu da gayet doğal buluyorum. Sadece şunu söyleyebilirim; “Z Kuşağı” ile ilgili cümleleri de hâlâ bugünün otoriter dili kuruyor. Bu kuşağın tümüyle reddetmek istediği bir otoritenin dili üstünden tanımlanması ve çözülmeye çalışılması hem trajikomik hem de sorunlu. Her tür otoritenin, baskıyı önce dilde kurmaya çalışmasının bir devamı bu. Her alanda olduğu gibi burada da önce dil değişecek, değişmeli.

AK: Kedileri hiçbir zaman görmezden gelmiyoruz elbet. Onlar bir şekilde hayatımızın merkezindeler. "Sarmaşık"taki Goncagül’den bahsetmeden olmaz. Çizgi romanların en önemli unsuru harekettir. "Sarmaşık"ın belirli planlarda geçtiğini düşünürsek Goncagül çok önemli bir hareket alanı yaratıyor öykünün çizgi romana dönüşmesinde, ne dersiniz? Aynı zamanda hikâyenin eklem yerleri, bağlayıcı bir unsuru olarak da değerlendirebilir miyiz Goncagül’ü?

YK: Goncagül benim için bu öykünün çıkış noktası. Bir kaybın peşinden gitmeni ve onunla yüzleşmenin simgesi. Öyküye çalışırken yazar ve babası kadar önem verdiğim, yoğunlukla çalıştığım iki karakter daha vardı. Bir Goncagül, diğeri de Yeşil Ev. Levent Gönenç, öyküyü grafik romana taşırken ve bu sanatın olanaklarıyla yeninden yorumlarken, Goncagül ve Yeşil Ev’e ayrı bir hassasiyetle çalıştı. Üstelik bu öncesinde aramıza uzun uzadıya konuştuğumuz bir konu değildi. Ama Levent’in çalıştığı sayfalar yavaş yavaş gelmeye başladıkça, ikimizin de aynı yerde buluştuğumuzu fark ettim. Levent, grafik romanın dilini oluştururken Goncagül ve Yeşil ev ile farklı teknikler, çizimler, kadrajlar yakalamayı başardı. Minyatürden grafik çizimlere uzanan bir çeşitliliği yakaladı.

AK: Varlığımızı ayakta tutma ve bu eksende hayatla olan mücadelemiz hiç bitmeyecek, öyle değil mi? Kültür sanatın içinde çok aktif olarak bulunan biri olarak pandemi süreci ile ilgili, bunun başımıza niye geldiği ile ilgili, bundan sonrası için yeni yapılanmaların nasıl bir yöne evrileceği ile ilgili görüşleriniz neler?

YK: Bir sürecin içinden geçerken onu değerlendirmek ve buradan yola çıkarak bir gelecek projeksiyonu yapmak kolay değil. Bu soruyu pandeminin ilk günlerinde sorsaydınız cevap başka olurdu, şimdi başka. Belki de önümüzdeki ay bambaşka olacak. Bütün bu değişken yapının içinde kesin olan şey şu; bu süreçle bilime, teknolojiye ve sanata olan ihtiyacımız daha da netleşti. Pandemi sürecini bilimle anladık, teknolojiyle paylaştık ve sanat sayesinde de psikolojik olarak ayakta kalabildik. Bu hep böyleydi ama pandemi süreci bunu daha görünür kıldı. Bence öncelikle konuşmamız gereken yeni yapılanmaların nasıl olacağı değil. Dijital uygulamalarla sanatın fiziksel varlığının daha çok buluşacağını öngörmek mümkün. Yani sanatın seyirciye ulaşması konusunda daha melez yöntemler uygulanacak. Bu zaten pandemiden önce başlayan bir süreç. Şimdi hızlanacak ve çeşitlenecek. Ama bence şu an itibariyle konuşmamız gereken, bu yeni süreçte sanatın ekonomisinin nasıl oluşacağı. Sanat disiplinleri her zaman yeni sözler söyleyebilir, yeni durumlara hızlıca adapte olabilir. Sorun bu süreçte ekonomik baskılardan nasıl kurtulacağını bulmak ve bunun için de yeni sanat ekonomisi modelleri geliştirmek.     

yekta kopan levent gönenç

***

Aynur Kulak: Yekta Kopan öykü kitabı Bir de Baktım Yoksun’da bulunan "Sarmaşık" öyküsünü çizgi romana dönüştürme fikri sizden çıkmış. "Sarmaşık"ta sizi tetikleyen, böyle bir isteğe yönlendiren sebepler neler? Niye diğer öykülerden biri değil de "Sarmaşık"?

Levent Gönenç: Yekta'nın her öyküsünün bende ayrı bir yeri var ancak "Sarmaşık"ı diğerlerinden ayrı tutuyorum. Bu öyküyü ilk okuduğumda samimiyetine vurulmuştum. "Sarmaşık" özünde bir baba oğul hikayesi ama o baba oğulun sancılı ilişkisi etrafında “kişinin kaybettiğiyle yüzleşmesi” gibi okuyan herkese bir şekilde dokunacak bir tema işleniyor. İnsanın kayıplarıyla yüzleşmesi, daha da önemlisi bu yüzleşmeyle birlikte zayıflıklarını, yetersizliklerini kabullenmesi çok zor. "Sarmaşık"ta Yekta bu zor işin üstesinden geliyor. Ben de bu samimi yüzleşmeye çizgilerimle tanık, daha doğrusu ortak olmak istedim.

AK: Çizgi roman edebiyat içerisinde çok önemli bir yere sahip aslında. Her ne kadar 80’lerdeki ve 90’lardaki popülaritesini günümüzde mangalara, Animelere veya yine bir anlatım şekli olarak illüstrasyonlara bıraksa da çizgi roman bambaşka bir kulvar. Nasıl tanımlarsınız çizgi romanları?

levent gönenç

LG: Türkiye'de çizgi roman deyince çoğu kişinin aklına hemen Tomiks-Teksas geliyor. Aslında Tommiks-Teksas Türkçe'de neredeyse bir deyime dönüşmüş durumda. Haylaz çocukların “faydalı” kitaplar yerine veya onların arasına koyup gizlice okudukları “tu kaka” kitaplar. Bu kategori içerisine, Türkiye'de bir zamanlar çok popüler olan Kızılmaske ve Mister No gibi yabancı ve Tarkan, Karaoğlan gibi yerli kahramanları da koyabilirsiniz. Red Kit gibi mizahi kahramanları da unutmayalım. Benim çocukluğumda ve gençliğimde tüm bu külliyat bir yandan çok okunuyor diğer yandan küçümseniyordu. Aslında dünyada da durum çok farklı değildi. Günümüzde bu anlayış yavaş yavaş değişmeye başladı. “Grafik roman” türü veya yaklaşımı çizgi romana itibar kazandırdı. Örneğin geçenlerde edebi bir tür olarak romanı konu alan saygın bir akademik derlemede grafik romana özel bir bölüm ayrıldığını gördüm. Tabii bu çok sevindirici. Grafik romanla birlikte; güçlü, gözüpek, hatta olağanüstü özelliklere sahip kahramanlar yerine; sıradan, kusurlu, zaafları olan kişilere ve onların hayatlarına dair hikayeler anlatılmaya başlandı çizgi romanda. İçerik gibi biçim de değişti. Grafik romanlar klasik çizgi romanlar gibi fasiküller halinde değil tek bir cilt içerisinde okuyucuya sunuldu. Günümüzde dünyada bu türün çok nitelikli örnekleri yayımlanıyor. Hatta bu türün öncülerinden sayılan Art Spiegelman'ın Maus adlı eseri 1992 yılında Pulitzer Özel Ödülü’ne layık görüldü. Maus dahil pek çok önemli grafik roman son yıllarda Türkçeye de çevrildi. Bence çizgi romanın geleceği grafik romanda, ben öyle görüyorum.

AK: Yekta Bey’e ilk çizim örneklerini, modellemeleri gösterdiğinizde tepkisi nasıl oldu? Özellikle anlatıcı karakter ile ilgili çizimleri görünce, “ düşündüğüm veya hayal ettiğim gibi olmuş” dedi mi mesela? Ya da bir takım yönlendirmeleri oldu mu? Çizim süreci nasıl geçti bu anlamda?

LG: Aslında "Sarmaşık"ın çizim sürecinde Yekta beni büyük ölçüde serbest bıraktı. Ortaya çıkan sonuç, belki de bunca yıllık dostluğun bize kazandırdığı “ayrı olsak da bir düşünme” becerisi sayesinde, ikimiz için de tatmin ediciydi. Aslında ben öyküyü bir kez de çizgi roman gözlüğüyle okuyup kendi Sarmaşığımı ortaya koymaya çalıştım. Zaten bence edebiyat eserlerinin çizgi romana uyarlanması hikayenin birebir resmedilmesi, yazarın yazıyla anlattıklarının görsel olarak tekrarlanması anlamına gelmiyor. Çizer edebiyat eserini kendine özgü görsel bir dille yorumlamalı. Ancak o zaman çizgi uyarlama kendi başına bir değere dönüşüyor.

AK: "Sarmaşık"ın birden fazla önemli noktası var. Bir kuşağın mücadele öyküsü, ayakta kalma öyküsü, hesaplaşma öyküsü; bu arada içinde ironileri de olan, mizahın da yer yer görüldüğü birçok ayak üzerine oturuyor. Çizerken özellikle üzerinde durduğunuz bir nokta oldu mu?

LG: Biraz önceki sorunuza cevap verirken değinmiştim; "Sarmaşık"ın beni en çok etkileyen yanı samimiyetiydi. Öyküyü çizgi romana aktarırken de bu samimiyeti muhafaza etmeye çalıştım. Bunun için özellikle baba oğulun Yeşil Ev’in arka bahçesindeki karşılaşmalarına okuru dahil etmenin yollarını aradım. Sürekli değişen, farklı kamera açıları kullandım. Daha da önemlisi, bir takım görsel buluşlarla, okurun kendini sanki o bahçede dolaşıyormuş, baba oğulun kıyasıya hesaplaşmasını bahçenin bir köşesinden izliyormuş gibi hissetmesini sağlamaya çalıştım.

yekta kopan

AK: Çizgi roman adına mekânları veya aksiyonu sınırlı bir öykü "Sarmaşık". Çizgi romanlarda hareketliliğin önemli olduğunu düşünürsek Goncagül’ün varlığının önemli olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz?

LG: Haklısınız. Aslında "Sarmaşık" çizgi romana uyarlanması zor olan bir metin. Duygusal açıdan çok yoğun ancak mekân ve aksiyon açısından sınırlı. Bu anlamda sokak kedisi Goncagül, sahneleri, diyalogları ve geriye dönüşleri birbirine bağlayan görsel bir bağlaç. Şunu da söylemeden geçmeyeyim; Goncagül kadar Yeşil Ev de bu çizgi romanda önemli bir karakter ve o da Goncagül gibi hikayenin parçalarını bir arada tutmak açısından önemli. Bu sembolleri bütünleştirici bir unsur olarak hikayeye katmak Yekta’nın yazar olarak ustalığına işaret ediyor ama aynı zamanda çizer olarak benim de işimi kolaylaştırıyor.

AK: Yekta Bey ile olan dostluğunuza ve "Sarmaşık" öyküsüne özel bir durum olarak kalacak mı Sarmaşık çizgi romanı yoksa okuyup da çizmek istediğiniz başka öyküler de olabilir mi?

LG: Sarmaşık bizim için bir hayaldi, gerçek oldu. Sarmaşık’ı basılmış olarak elimize aldığımızda hemen yeni projeleri konuşmaya başladık. Belki bu sefer Yekta özgün bir senaryo yazar, ben de çizerim. Bakalım önümüzdeki günler ne getirecek...

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hayat ve EdebiyatHasan Parlak
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gil Shohat

31 Ağustos 2025

Bitimsiz Bir Savaşın Ortasında İsrail ..

İsrail’in sessizliğinde çatlaklar oluşmaya başladı. İsrail Solu’nun Gazze Şeridi’nde devam eden tek taraflı savaşa karşı tutumunu nasıl anlatmalı? İsrail’in Filistinlilere karşı yürüttüğü bu yıkıcı savaş ve soykırım karşısında sessiz kalmayı tercih eden bir ..

Devamı..

Düşünmek Bir Lüks Haline Geldi

Mary Harrington

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024