Sıcakta araba kullanmak zor. Kenara çektim. Motor hararet yapmış mı diye göstergeye baktım. Biraz burada dursam iyi olacak. Hem ben de dinlenirim. Eski model araba kullanmanın hem iyi hem de kötü yanı, sık sık mola veriyorsun.
Antik kente soldaki yoldan gidileceğini gösteren sarı levha buradan görünüyor. Tam altında bir köylü kavun karpuz sergisi açmış. Başında oturmuş, bekliyor. Hemen yanında üzerinde hediyelik eşya yazan bir tezgâh var.
Benim külüstür, bu sefer, ikinci denemede çalıştı. Yaklaşınca iyice gördüm bileklikler, küpeler, tişörtler de var. Dönemecin tam karşısında, ağacın gölgesinde bir tezgâh daha var. Çeşit çeşit kavanozların içlerine rengârenk reçel koymuşlar. Yavaş kullandığım için yazıları okuyabiliyorum. Turşu da varmış. Reçeller ve turşular aynı rafta yan yana duruyor.
Arabanın yönünü antik kente çevirdim. Yol yokuş ve dar. Tek arabanın geçeceği genişlikte. Tahminen dört beş kilometre süren bir yokuş, tepenin üstü buradan görünüyor. Arabanın hararet göstergesine tekrar baktım, normal gösteriyor. Yokuşu çıkmaya başladım.
Sıcak iyice artmaya başladı, arabanın içinde terliyorum. Rüzgâr da esmiyor.
İlerledikçe yokuş daha da dikleşti. İyice yavaşladım. Vitesi bire aldım, radyoyu açtım.
Dikiz aynasına baktığım da arkamda iki araba olduğunu gördüm. Yol dar olduğu için beni sollayıp gidemiyorlardı. Mecburen bana uyuyorlardı. Aynadan dikkatlice baktım. Arkadaki son model arabanın camları kapalıydı. Hiç olmazsa serin serin takip ediyorlardır.
Kornaya basıyor. En iyisi duymazlıktan gelmek. Zaten sağa çekilip yol vereceğim bir yer de yok.
Onlar içinde zor olmalı. O kadar para ver. İyi bir araba almak için geleceğini ipotekle sonra önündeki eski model dolmuşu takip et.
Ben yavaş gitmeye alışkınım. Radyoda çalan türküye eşlik ediyor, çam ağaçlarının arasından denizi görüyor, yolun keyfini çıkarıyorum. Arkamdakiler görüyor mudur? Hedefleri olan antik kente bir an önce ulaşmak istiyorlardır. Artemis tapınağında üç beş fotoğraf çekilecekler ve sosyal medyada paylaşacaklar. Altına, “Biz buradayız ve çok eğleniyoruz.” diye yazacaklar. Ama şimdi arkamdan sinir olmuş bir şekilde, “Nerden çıktı bu” diye kaderlerine söylenerek, ağır ağır geliyorlar. Söylenmekten ne çam ağaçlarını ne de denizi görüyorlardır.
Aynadan baktım. Arkamda beş araba olmuş. Virajlı bir yol olduğu için tam sayıyı göremiyorum. Bir korna sesi daha geldi. Sanki daha hızlı gidebilirmişim de özellikle gitmiyormuşum gibi. Hâlâ yol verebileceğim bir yer yok. Yol gittikçe dikleşiyor. Motorun gürültüsü arttı. Hararet göstergesine baktım. İbre yükselmiş. Müziğin sesini daha da açtım. Tepenin arka taraflarında olmalıyız. Deniz görünmüyor. Arabanın içindeki sıcaklık da arttı.
Arkamdaki araba bir daha kornaya bastı. Şeytan diyor ki, çek el frenini dur burada, sorarlarsa, araba bozuldu dersin.
Müziğin sesini sonuna kadar açtım. Etraflarına bakmayı, keyif almayı unutmuşlar. Yolda olmak önemli değil onlar için, bir an önce varmak istiyorlar.
Yine kornaya bastılar. Duymazlıktan geleyim dedim ama olmadı. Camdan kafamı uzatıp, “Ne var!” diye bağırdım. Arkamdaki camı açıp, “Yürüsene birader,” dedi.
Geniş bir yer var, kenara çekilip hepsine yol verdim ve son hızla gözden kayboldular.






