“Gerçek bazen her şeyin yalan olduğunu gösterir. Tek, bir tek gerçek, tüm yaşamını yalana çevirir.”
Pek çok dergi ve portalda yayımlanan öyküleriyle, kitap incelemeleriyle edebiyat dünyasında hatırı sayılır bir yer edinmiş olan Gönül Malat’ın sabırsızlıkla beklediğim öykü kitabı Zaman Çatlağı, yazarın sabırla, titizlikle çıtırdattığı zamanlardan süzülüp sarsıcı çatırdamalarla aklımın başucuna konuşlandı. Savaşın çocukluklarını çaldığı çocukları, savaştan kaçarken “Şeytan Uçurtması”na asılı kalan umutlarını, asimile edilen kimliklerini, istismarla baş edebilmek uğruna “unutuşa sığınmış,” çocukluğunda kalmış yetişkinleri, kendi neyse de çocuğu söz konusuysa cellada dönüşen kadınları anlatmış yazar.
Her yazan yazdıklarında kendini ele verir ya; Gönül Malat’ın da kahramanlarına duyumsadığı şefkat, anlayış derinden hissediliyor öykülerinde. Didaktik olmak, yol göstermek gibi bir ereği yok. Kendisi gibi okurunun da sadece anlamasını istiyor. Anlamak, çözümün başlangıcı olacak belki de. Gözümüzün önünde duran mezalime yüzümüzü dönmeden, başımızı öne eğmeden bakabilirsek, baktığımızı görebilirsek, gördüğümüzü anlayabilirsek karşı durabiliriz belki de.
Kahramanlarına gösterdiği şefkati okurundan da esirgemiyor yazar. İlk öyküsü “Büyük Köşeli Düğme”de zalimin zulmünü büyülendireceğinin, gerçekleri anlatmayı ancak bu şekilde yüreğinin kaldırdığının, okuyucusunu da bu şekilde sakınacağının ipuçlarını veriyor.
Gerçekler netamelidir doktor hanım. Taşıması pek zordur. O yüzden gerçekleri büyülerler. Gerçekleri daha kolay taşıyabilelim diye kitaplarını büyülü gerçeklikle kaleme alır yazarlar. (s.20)
Goya’nın “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosundan esinle öykülerinin çatıldığını ilan etmiş yazar sondeyişinde. Bir öykü kitabının da tıpkı bir roman gibi tema bütünlüğüyle kurgulanabileceğine dikkat kesiliyoruz bu açıklamayla. Nitekim kitaptaki bütün öykülerin algoritmi, harmonisi var:
Zamanın çatlağından geçen, incecik şelaleye dönüp içimizdeki kirli boşlukları yıkayan, suya sabuna dokunan, yazarın o muazzam duygu ve düşünce dünyasından çırpınarak düşen öyküler…
Mademki bütün kötülüklerin babası Satürn, yazar da onun oburca yediği evlatlarının işbirlikçisi Gaia Ana rolünü üstleniyor o vakit. Bu işbirlikçi tanrıça, kahramanlarını güçlü, direngen olmaya da zorluyor zaman zaman. En acımasız gaga darbeleriyle itekliyor yavrularını çareler evrenine. Kılıktan kılığa girerek kâh en büyük zorbalığı kendine yapan Suna’nın ağusunu akıtmasına yardım eden Nisan, kâh cellada dönen anne, kâh başlık parasını baba Satürn’ün obur midesine dolduran öğretmen, kâh yapraklar gibi, öpüşler gibi, köpükler gibi gülen o çocuk yüze ayna tutamayan hemşireye bürünüyor Gaia Ana. “Sevmiş bulundum” diye gezen Şeker Osman’ın sırtındaki yaralara panzehir olacak bir yoldaş katıyor yanına. Aborjinlerle çölü geçmek isteyen Özgür’ün maceralı yolculuğuna merakla, tatlı bir tebessümle eşlik ederken, ülkemizin çocuk ruhları iğdiş eden sınavlarındaki ebeveyn tutumumuzu sorguluyoruz. Derken kardan adamın burnuyla doğum gününü kutlayan Zbigniew’in aç, korkulu sığınağında Nazilere enseleniyoruz. Kemanının ve sanatın gücü sayesinde, illaki asimile olmak şartıyla yaşamı bağışlanan Zbigniew, unutmamaya ant içerek tutunuyor hayata.
Jung, baba figürünü Satürn ile ilişkilendirdiği gibi anne-şefkat figürünü de Ay ile semboller. Şefkatin hâkim olduğu iki öyküsüne Ay’ın usul ışıltılarını, usulca sızdırmış yazar.
“Ay’ın önüne geçecek bulutların ortalığı daha da karartmasını bekliyorlardı. (s.61)
Ay’ın ışığını bulutlar kesmese, şeytan uçurtmasına umutlarını takıp o zifirî yolculuğa çıkamazlardı zaten. Kaldı ki “Aylan Bebek”i pamuklara saran sevdalı bulut, tıpkı yazar gibi, duyduğum utanç ve suçluluğu sağaltamadı.
“Gerçek bazen her şeyin yalan olduğunu gösterir. Tek, bir tek gerçek, tüm yaşamını yalana çevirir.”
Çatı katı ile bodrum arasında zamanı çatlatmak isteyen kahramanlarıyla birlikte gönlümün en derinlerinden çatırdarken, tek ve birçok gerçekliği, her şeyin yalan olduğunu işaretleyen hikâyeleri, “zaman”a zaman tanımadan çatlattıkları için teşekkür etmeliyim yazar Gönül Malat’a. Eski ben gibi değilim bu yolculuktan sonra.





