Zaman (Time): Ruhun Kusurları Botoksla Düzelmez
21 Eylül 2018 Sinema

Zaman (Time): Ruhun Kusurları Botoksla Düzelmez


Twitter'da Paylaş
1

Bedeni sürekli değiştiriyoruz yeniden dönüştürüyoruz. Peki ya ruhu, işte onun naklini yapamıyoruz.

sana bakmak

bir beyaz kağıda bakmaktır

her şey olmaya hazır

sana bakmak

suya bakmaktır

gördüğün suretten utanmak

sana bakmak

bütün rastlantıları reddedip

bir mucizeyi anlamaktır

sana bakmak

Allah’a inanmaktır.

– Yılmaz Erdoğan

Sevgiyle bakarken Allah’a inanan, diğer taraftan da inandığının yarattığı suretleri beğenmeyerek sözde sevgi adına yeniden yorumlayan biz insanlar…  Aşk ve sevgi; insanların duygularında yaşanan küresel ısınmayla buharlaşıp yapay bir dünyadan gökyüzüne yükseldi. GDO’lu aşklar, insan bedenlerindeki kalp raflarında, göz alıcı bir şekilde yerlerini aldı. Nitekim modern çağda zehirli mantar gibi birçok aşk çeşidi türedi: Arabasına âşık olmak, evine âşık olmak, parasına âşık olmak, bedenine âşık olmak. Hepsi de ruhtan yoksun. Biz bedenlerimizin sürekli genç kalmasını neden isteriz? Yaşlanmaktan korktuğumuz için mi? Yaş ilerledikçe ruhumuzu saran ölüm korkusundan mı? Bunlardan hiçbiri cevap değil. Genç bir beden isteğimizin asıl nedeni: Sürekli beğenilmek ve ilgi odağı olarak kalma isteğimizdir.

Modern çağ, ilgi odağı olabilmemiz için, bizden nazlı bir genç kız gibi kalmamızı ister. Bu nazlı olma hali de tüketim çılgınlığıyla canlı tutulur ve kapitalizm bedenimizi açık bir pazara dönüştürür. George Ritzer, ”Toplumun McDonald’laştırılması” adlı kitabında;  insanların tektipleştirilmesinin, onlara sunulan ama aslında içinde yok oldukları özgürlük alanlarının ve gerçeklerden çok uzaktaki insanın toz pembe hayal dünyasındaki izlerini sürer. Akılcılığın, akıl dışı uygulamalarıyla. Bedenlerimiz, bahsedilen bu dünyada birer metaya dönüşmüştür. Sürekli bir şeyleri tüketen insan, tekrar onu var etme derdindedir. Bedenleri, güzelliği, aşkı, sevgiyi, merhameti hatta ruhları ve daha birçok şeyi hoyratça tüketiyoruz. Tükettiğimiz bedenleri estetik operasyonlarla ve ilaçlarla yeniden var etmeye çalışıyoruz. En saf şeklini aradığımız aşkı ise cinsellikle tüketiyoruz.

Koreli yönetmen Kim Ki Duk, Zaman adlı filminde, son zamanlarda iyice çığırından çıkan, estetik çılgınlığını, film karakterlerinin acı tecrübeleri ekseninde çarpıcı bir sinema diliyle eleştiriyor. İnsanlar arasındaki bağın sevgiden ziyade, beden ve hazza yönelik olmasına karşı çıkıyor. Halk Ozanımız Âşık Veysel de: ”Güzelliğin on par’etmez, bu bendeki aşk olmasa” der. Rahmetli ozan yaşasaydı, sanırım çağımız insanına şu şekilde seslenirdi: Estetik ameliyatların, botoksun, silikonların beş para etmez, bu bendeki aşk olmasa.

Zaman filminde, yıllardır birlikte yaşayan iki sevgili var: Se-hi ve ji-vu. Se-hi, erkek arkadaşı ji-vu’nun onun bedeninden artık sıkıldığını düşünür. Bu düşüncesini de  Ji-vu’nun ona karşı cinsel isteksizliğine bağlar. Yönetmen cinselliği, yine saplantılı bir ruh halinin imgesi olarak kullanmıştır. Se-hi, estetik ameliyatla yüzünü değiştirir. Se-hi, baştan sona değişmiş haliyle tekrar ji-vu’nun karşısına çıkar. Yeniden tanışırlar ancak erkek arkadaşı onun dokunuşlarından eski sevgilisi olduğunu anlar. Demek ki her birimizin dokunuşu parmak izlerimiz gibi kendine hastır ve duygusal bir kod içerir. Ji-vu da aynı acıyı sevgilisine de yaşatmak için, estetikle yüzünü değiştirir. Se-hi, tüm bedenlerde onun dokunuşunu aramaya başlar, tam erkek arkadaşını bulduğu an, erkek arkadaşı ondan kaçar ve bir arabanın çarpmasıyla ölür.

Bedeni sürekli değiştiriyoruz yeniden dönüştürüyoruz. Peki ya ruhu, işte onun naklini yapamıyoruz. Ruhlarımızdaki derin izleri, botoksla düzeltemiyoruz. Bedene hükmedebiliyoruz ama aynı bedendeki ruha hükmedemiyoruz. Bize ait olduğumu düşündüğümüz ruh, bizden bağımsız. Nefes alıp vermeye bile söz geçiremezken zamanı da acımasızca harcıyoruz, sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Mesude Yıldız
Tüm değerleri sadece bedene indirgedik.Bizi anlayan ruhun peşinden değil bizi vücuduyla doyuran bedenin peşinden gider olduk.Gerdirilmiş yüzlerimizde yapay gülücükler, şişirilmiş uzuvlarımızla beslediğimiz narsizm, güzel öz çekimler için dik burunlar...Ancak, yıkılmış ruh enkazları... Yine güzel bir film analizi olmuş Halil Bey, farklı ülkelerden farklı filmleri bize tanıttığınız için teşekkürler...
12:15 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR