Filme bakıyordum ama gördüklerimle ilgilenmiyordum. Onun yanımda olmasından olacak göğsümde bir çarpıntı vardı. Hep öyle olurdu, çok sevinç, çok korku, çok şaşkınlık, sonuç aynı, göğsümde bir çarpıntı, ya da bir ağırlık, ne denirse, nefes alamaz hale gelirdim. Bu yaşıma geldim, bu meselemi halledemedim. Şaşırtıcı olaylar karşısında bile rahat nefes alıp verebilen insanlar idolümdür. Onlar ne rahat insanlardır öyle. Onlara özenirim hep.
Ona dokunmak için fırsatları kaçırmasam da, çok da yapış yapış olmamaya dikkat ediyordum, yani kendimle felaket bir mücadele içindeydim. Ondan gelen bir manyetizme kapılmıştım. Ama direniyordum, direnecektim de. Ne için? Kendimi o soğuk uzaklıkta tutmak için. Kahretsin.
Gürültü ve ışıktan müteşekkil anlamsız film bitti.
Film hakkında konuşmak istiyor. Ben filmi değil seni seyrettim diyemem ya. Gerçi onu seyretmiyordum, filme bakmaktaydım, lakin duyu radarlarım onun saçından, elinin bir hareketinden, kokusundan, öksürüğünden gelen herhangi bir veriyi yakalamak dışındaki her şeye kapalıydı. Filme dair herhangi bir iz kalmamıştı bende.
Ona en güzel film sensin diyemem. Onu üzmeye hakkım yok. Bana güveniyor, karanlık bir salonda yanıma oturacak kadar güveniyor. Kıyamam.
Vitrinler önünde gezdik bir süre. O vitrinlere bakıyor, ben yere. Yanımda yürüdüğü için yana dönüp ona bakamam ya. Allah kahretsin.
Acaba elini tutup birkaç saniye dursak, hâlâ ona olan hayranlığım sürecek mi? Tuhaf bir soru ama benim için anlamlı. Uzağı sevdiğimi ve yakınlaşınca bunun biteceğini söyler psikologlarım. Bu yüzden bu zararsız deneyi yapsam diyorum. Ama müthiş de korkuyorum.
Alışveriş merkezinin güvenlik kapısından çıkınca büyük kararlar öncesi olduğu gibi (zaten bugün hep öyleydim) göğsümde bir çarpıntı, vurgun yiyip yere düşmem umarım.
Yağmur yağıyor. Sanki yağmur iyi bir fırsatmış gibi elini avucuma alıyorum. Ne kadar da küçükmüş elleri. Soğuk da. Isıtmak istedim ellerini biraz. Avucumda tuttum bir süre ellerini. Gözüme baktı.
"Biraz böyle duralım mı." Bir şey demedi. Zaten hep böyle ilgisizdir. Durduk. Yağmur yağdı üstümüze.
Tanrım hâlâ devam ediyordu ona olan hayranlığım.
Bu işte bir yanlışlık vardı.






