Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Ekim 2021

Edebiyat

“Törensiz Bir Cenaze”de Affetmeye Dair...

Banu Yıldıran Genç

Paylaş

3

0


Öyküde ozanın adını vermiyor Kâmil Erdem ama okurlar dizelerinden tanıyorlar elbet. Ozanın yakını kimse yok içlerinde, onu hiç tanımayan da var, dizeleriyle tanıyan da.

Elma yanaklı bir amcam vardı. Babamla ortaklardı, evlerimiz de çok yakın olduğundan hani 80’ler romantizmindeki akrabalık ilişkilerini dibine kadar yaşadık. Kuzenlerimizle kardeş gibiydik, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu ve ben amcamı çok seviyordum. Babamdan çok ona benzetildiğim için, elma yanakları için, çok sık kahkaha attığı için, bana bir akşam Sarıyer’de bir çay bahçesinde uzun uzun çayı nasıl çift renkli yapabildiğini gösterdiği için.

Derken babamla ortaklıkları bitti. Biz artık büyümüştük. 90’lar gelip geçiyor, hayat yavaş yavaş hızlanıyordu. Amcam neden bilmem bazı kırıcı davranışlarda bulundu, başka yerlerde söylediği şeyler kulağımıza geldi, babamla araları bozuldu. Bir şeyin intikamını alırcasına arttı bazı söylemleri ve davranışları. İnsan elbette böyle bir durumda, bir yerden sonra taraf olmak zorunda kalıyor ve ipler hepten kopuyor.

Sonra hastalıklar geldi. En küçük kardeşlerinin cenazesinde birlikte ama mesafeli saf tuttu babamla amcam. Yavaş yavaş konuşulmaya, görüşülmeye başlandı ama olan olmuştu artık, o eski hava yakalanmıyordu. Sonra aynı hastalık amcamı da vurdu. Israrla herkesi kendinden uzaklaştırdığı için neredeyse yalnız başına savaştı, çok uzun sürmedi. Hastanede son ziyaretine gittiğimde o kadar değişmişti ki ağlamaktan konuşamadım. Ve şimdi elma yanaklı amcamı hep o son hâliyle hatırlıyorum. O gün bugündür eskisi gibi anımsamak istediklerimin son hâllerini görmemeye çalışıyorum.

Ve şimdi Kâmil Erdem’in son kitabı Yok Yolcu’da İzzet Yasar’ın cenazesi üzerine kurgulanmış "Törensiz Bir Cenaze"yi okuduğumdan beri amcamı düşünüyorum. Bambaşka bir yana savrulup olabildiğince radikal ve sert söylemlerde bulunup yalnızlaşan İzzet Yasar’ın sonunda kimsesiz kalması ve bunun yazılara, öykülere konu olması bana nedense amcamı anımsattı.

İzzet Yasar’ı çok tanımıyordum, epey eskiden birkaç sert tvitini görmüş ve şaşırmıştım. Sevenlerinin hayal kırıklıklarını ifade etmelerine denk gelmiştim. Sonra Cihat Duman’ın blogunda cenazesini anlattığı yazıyı okuyup hüzünlendim. Sonra da Kâmil Erdem’in öyküsü çıktı karşıma. Ve sevdikleri şairin o kimsesiz cenazesinin aslında insanlara ne kadar dokunduğunu fark ettim. Aynı amcamın cenazesinin bana dokunması gibi, cenazede “helal olsun” derken bile için için kırgın olmam gibi. Ve bugün bu öykü sayesinde aslında o çok sevdiğim amcam o çok sevdiğim hâlini benden esirgediği için kırgın olduğumu anladım. Laflar, davranışlar değil, ben amcamı kaybetmiş olmayı yediremiyordum kendime. Ve yine çok garip, günlerdir onu düşünürken, bu öyküyle birlikte artık onu tamamen affettiğimi biliyorum çünkü İzzet Yasar’ın da amcamın da asıl kavgası kendileriyleydi. Ne yaptılarsa kendilerine yaptılar, sevenlerini onlarsız bıraktılar.

"Törensiz Bir Cenaze" cemaatin mezarlığa ilerlemesiyle başlıyor. Anlatılanlar aynı Cihat Duman’ın yazsısındaki gibi. Bir yazar o günün hatırasını tutmuş, bir başka yazar bunu kurmacaya dökmüş sanki. “Cemaat ki, elleri arkasında tespihi döndürerek önden yürülen devlet sektöründen bir imam hariç, yedi kişiydi. Bunların dördü erkekti, kutuyu ve içindeki ölü ozanı taşıyanlardı.” Öykü işte dört kolluyu taşıyan bu dört kişi üzerine yoğunlaşıyor.

“Bir kış günü Selamsız’da sabah namazına giderken evsizlerin üstünü örtmüştü ki, bir tümseğe ayağı takılıp sendeledi arkadaki yaşlı. Kutuda sarsılan ozana dönüp geldi. Ozanın yaşarken geçirdiği  sarsıntıları düşünmeye zorladı kendini.” Yaşlıca taşıyıcının bu taşa takılıp tökezleme ânı öykünün ritmini oluşturuyor. Dört kişinin düşünceleri de ya o anla başlıyor ya o anla bitiyor.

Arkadaki yaşlıca taşıyıcı ozanı bilip sevenlerden, yaşamını şiirlerini düşünmeye çalışıyor taşa takılınca. Yanındaki daha genç taşıyıcı da ozanı biliyor, vaktizamanında Beyoğlu’nda çay içmişlikleri bile varmış.

Öndeki taşıyıcılardan birisi ozanı hiç tanımıyor, üç gün önce işten atılmış, ne yapacağını düşünürken kendini camide bulmuş, ozan olduğunu öğrendiği insanın cenazesinde bu kadar az kişi olmasına inanamayıp kendini mezarlığa giden minibüse atlarken bulmuş. “Nasıl olsa iş güç yok, arayan soran olmaz diye düşündü. Şu garibi yolcu ederse bu iyiliği yere düşmez, bakarsın yarın bir kapı açılırdı.” İşte umut dünyası, iyilik yaparsa iyilik bulacağı inancıyla namazdan sonra lüks otomobillerine binip çekip gidenlerin aksine mezarlığa gelmiş, dört kollunun önünde yerini almış. Yine o âna sabitlenirsek, arkadan birinin tökezleyip tabutun sarsıldığını görünce hop diye yer değiştiriveriyorlar yanındakiyle.

Dördüncü taşıyıcı ozanın okurlarından, sevenlerinden. Dizelerini ezbere aklından geçirirken onu hiç yargılamamış olmanın övüncü var biraz da. Onu terk edenlere inat hemen yükleniyor kutuyu. “Hayat bu kutuyu taşımaya hazırlamış gibiydi onu. Ozanın da içi rahat olsundu artık. Bak, ne güzel, kargaşa bitmişti. Çukura giden yolun yanında kimi dik, kimi yana eğilmiş taşlar vardı. Taşların üstünde isimler vardı. Zaman bazı isimleri silikleştirmişti, okunmuyordu. Demek ki mermerde bile kesinlik yoktu.” Bu düşüncelerle ilerlerken arkadaki yaşlı taşıyıcının tökezlemesiyle kutu omzundan ileri itilir gibi oluyor. Omzu ve kolunun ağrıdığını hisseden dördüncü taşıyıcı yandaki gence “Birader, yer değiştirebilir miyiz?” diyor. Ustalıkla yer değiştiriyorlar.

Öyküde ozanın adını vermiyor Kâmil Erdem ama okurlar dizelerinden tanıyorlar elbet. Ozanın yakını kimse yok içlerinde, onu hiç tanımayan da var, dizeleriyle tanıyan da. Hepsinin tek bir amaçla, onu garip bırakmamak uğruna kutunun altına girmeleri önemli olan. Hepsinin düşünceleri bambaşka yerlerde uçuşup giderken tökezleme ânıyla öykünün zamanı sabitleniyor sanki. O sabit zamanda hepsi ozana kuruyor saatlerini.

Kâmil Erdem öykülerinde bir biçimde umut hep var, şiirler var, önde giden imamın uçuşan cüppesi var, iyiliğe inanan insanlar var, hop diye ustaca yer değiştirip ozanı sarsmadan son yolculuğuna taşıyanlar var. O küçücük ayrıntı bize yaşamın nasıl devam edeceğini muştuluyor belki de.

“Her ölümlüyü gemisine taşıyan Nuh gibiydi ozan, tufan ayağının altındaki zemini yok etmişti. Kimse kalmamıştı ufukta Ararat’ın tepesine indiğinde. Ararat soğuktu, manzara kıyıcıydı.

Bu son ölümünde yüzünü ekşitmiştir, anlamı kaydırmıştır, artık işi şakaya vurmak gelip kendini dayatmıştır, değil mi?

Alışması zaman alacaktır. Yani ölüme.”

İşte bir şairi, yazarı, sanatçıyı sevenlerin de bazı şeylere alışması zaman alıyor. Değişimine, başkalaşmasına, o sevdikleri hâlden çıkıp bir başka kimliğe bürünmelerine... Hayal kırıklığına uğruyorlar belki bazen ama o sevgi hiç bitmiyor. Bitmiyor ki kimsesiz bir cenaze sevenlerine yazılar yazdırıyor, öyküler kurduruyor. O öyküyü okuyan bir okur kendi sevdiğini, hayal kırıklığını anımsıyor. Ona dair bir yazı yazıyor. “Derken karanfil elden ele...”

http://cihatduman.blogspot.com/2018/10/madem-word-makinamz-var-siiri-uzerine.html

Kâmil Erdem, Yok Yolcu, Sel Yayınları, 2020

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Benzersiz Bir Minyatür Kitap KoleksiyonuOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024