Uzmanlar, sıcaklık artışı böyle giderse eriyerek deniz seviyesine ulaşan buzullar yüzünden birçok ülkenin sular altında kalacağını, bu nedenle göçlerin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. 2030 itibariyle dünyada sıcaklık seviyesinin iki derece artması halinde gıda ve su sorunu, bütün gezegenin birinci sorunu haline gelecek.
Sanayi Devrimi’nden günümüze kadar geçen sürede gelişen teknoloji, artan insan nüfusu, kapitalist sistem ve tüketime dayalı oluşturulan yaşam algısı yüzünden doğa hızla zarar görmeye başladı. Tehlike bütün canlılar için tehdit oluşturuyor. Kirlenen çevre, kontrolsüzce harcanan kaynaklar ekosistemin dengesini bozarak küresel ısınmaya yol açıyor.

1700’lerde buhar makinesi, 1800’lerde dinamo, 1900’lerde motor icat edilene kadar ne taş kömürünün ne su kaynaklarının ne de petrolün bu kadar önemi vardı. Milyonlarca yıl boyunca kaya ve toprak altına gömülmüş bitki ve hayvan atıklarının çeşitli tepkimelere girerek fosil yakıtları oluşturduğu anlaşılınca hayatımız bambaşka bir değişimin içine girdi. Makineleşme ve teknoloji sayesinde hayatımız elbette daha kolay yaşanır hale geldi. Artık yolculuklar kısa sürede yapılırken, bedensel güç gerektiren bütün işler kolaylıkla halledilebiliyor. Tek kullanımlık ürünler, pet şişeler, plastikler, doğada yok olmayan atıklar, açık büfeler, artan ve atılan yemekler, moda diye üretilenlere yetiştirilmeye çalışılan hammaddeler, fabrika bacalarından ve motorlu araçlardan salınan zararlı gazlar, kirletilen denizler, beton yüklenen topraklar ve nefes almakta zorlanan yeryüzü. Plansız ve hesapsız yapılan girişimler insanın doyumsuzluğuyla birleşince sorunlar da hızla büyümeye başladı. Hep daha iyisini ve daha fazlasını isteyen insana yeryüzündeki doğal kaynaklar artık yetmiyor.
Bir bölgede milyonlarca yıl önce toprağın altına gömülmüş kömür, petrol ve doğal gaz rezervleri belli oranlarda belli ülkelerde bulunuyor. Ancak Sanayi Devrimi’nden bu yana fosil yakıtların kullanımındaki artış yüzünden atmosfere salınan sera gazı yoğunluğunun giderek artması küresel ısınmayı tetiklerken, günümüzde önlenemez bir iklim değişikliğine de neden oluyor. Mevsimler kayıyor, sıcaklıklar artıyor. Buzulların hızla erimesi, ormanların yanması, yağmurların yerini doluya ya da sele bırakması yaşam alanlarımızı ve tarım arazilerini yok ediyor.
Uzmanlar, sıcaklık artışı böyle giderse eriyerek deniz seviyesine ulaşan buzullar yüzünden birçok ülkenin sular altında kalacağını, bu nedenle göçlerin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ekolojik sistemin bozulması tarım ve hayvancılığı etkilerken aynı zamanda insanın hayatta kalması için önemli olan su kaynaklarının da kirlenmesine ve yok olmasına yol açıyor. Uzmanlara göre, 2030 itibariyle dünyada sıcaklık seviyesinin iki derece artması halinde gıda ve su sorunu, bütün gezegenin birinci sorunu haline gelecek.
Küresel karbon salınımında enerji sektörü ve endüstriyel faaliyetler yüzde elliye yakın bir dilimle ilk sıralarda yer alırken ormancılık ve tarım aktiviteleri daha az paya sahip. Bütün bunlara ek olarak çarpık kentleşme, erozyon, hava ve toprak kirliliği, ormanlık arazilerin tahrip edilmesi, plansız kentleşme, tüketilen ve geri dönüştürülmekte yetersiz kalınan atıklar hem çevreye zarar veriyor hem de canlı türlerinin yok olmasına neden oluyor.

Kendi kendine yetebilen, belli bir düzen ve sistem içinde varlığını sürdürebilen gezegenimizin ekolojik dengesi bozulunca tehlike sinyalleri de çalmaya başladı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün ortaya koyduğu verilere göre, yeryüzündeki toprakların üçte biri bozulmuş görünüyor. Nüfus artışı ve toprağın bozulması yüzünden 2050 yılına kadar küresel ekilebilir alanın oldukça azalacağı öngörülüyor.
Su kaynakları, bütün canlıların yaşamı için hayati bir öneme sahip. Dünyamızın yüzde 70’ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmakta. Ancak eldeki bilgilere göre yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 0,3’ü kullanılabilir ve içilebilir özellikte. 1950’lerden sonra su kullanımı iki katına çıkmış ancak var olan su kaynakları sabit kalmış görünüyor. Böyle giderse önümüzdeki otuz yıl içinde sıcaklığın artması, kuraklık ve kirlenen su kaynakları yüzünden dünyadaki su miktarı var olan nüfusa yetmeyecek. Yeryüzündeki suyun neredeyse yüzde 97,5’luk kısmı okyanuslarda ve iç denizlerde bulunuyor ancak tuzlu su içme suyu olarak kullanılamıyor. Dünyadaki suların yüzde 2,5’i tatlı su ve bunun da çoğu kullanılmaz durumda. Yağış miktarındaki azalma da cabası.
Bugün tüm dünyayı tehdit eden Covid 19 ve bunun gibi salgınların önüne geçmek için suya, temiz havaya, sağlıklı beslenmeye ihtiyaç var. Görünen o ki ülkemizde ve dünyamızda sürdürmekte olduğumuz günümüz yaşam modelimiz bizi iyi günlere değil daha sorunlu ve sıkıntılı bir döneme doğru sürüklüyor.






