Ahmet’in Mezarı Başında
11 Mart 2019 Öykü

Ahmet’in Mezarı Başında


Twitter'da Paylaş
0

Ahmet, ah Ahmet!

Şu kuru toprağın altında yatandır Ahmet!

Ne deliydin ne de akıllı, hele ortası hiç değildin.

Hamlet’in, kafatasını elleriyle tuttuğu soytarı kadar neşeliydin.

Hayatında tiyatroya gidip seyrettiğin tek oyundu, hatırladın mı Ahmet?

Ablanı da yanına alıp gitmiştin hani. 

 

Cenaze töreninden bahsedeyim Ahmet.

Öyle ahım şahım bir tören olmadı maalesef.

Ne mahallenin muhtarı gelmişti cenaze törenine ne de delisi.

Ben, annen, cami imamı, iki üç kişi de konu komşu.

Uğurlanmak için gözlerin babanı aramışsa boşuna umutlanmışsın aslanım!

Seni öbür tarafta baban karşılayacaktı zaten.

Sana aslanım dediğim için duygulandın mı yoksa?

Unutmuşsan anımsatayım: çocukken baban senden hep “Aslanım!” diye bahsederdi.

Hani şu gözünde mağara ayısı kadar kaba ve görgüsüz olan baban.

Senin için bir önemi var mı, yok mu bilemiyorum; babanın hemen yanı başında gömüldün.

Tek dileğimiz babanla kavga etmemeniz.

Burada baba oğul arasına anne girerdi.

Kızma ama, baba ve oğlunu baş meleğin huzurunda birbirlerine sataşırken düşündüğümde gülmeden duramıyorum.

Tıpkı annemin “Yeter artık!” diyerek kardeşlerinin yanına sığındığı gibi; baş melek de bir gün makamını terk edip başka yerlere kaçacak mı?

 

Yaşarken hiç yerinde durmazdın, bari ölüyken uslu dur Ahmet!

Annen hayat kadınlarına olan borcunu emekli maaşıyla ödüyor hâlâ.

Hani borçlanacak başka kimseyi bulamadın mı diyesi geliyor insanın; gün geçmez gelip annenin kapısını çalarlar, bu yaşta konu komşuya rezil oldu kadıncağız.

Geçen hafta buna banka borcu, kumar borcu, bakkal borcu da eklendi üstelik.

Zavallı annen gençliğini yaşayamadığı gibi ihtiyarlığını da yaşayamayacak.

Ama sen tüm bunları biliyorsun zaten.

Ne kadar da sakinsin!

Belli ki hiç sevmemişsin burayı.

Annenin karnında yaşamayı da pek sevmezmişsin; ama boyuna tekmelemişsin.

Dediğine göre daha fazla sabredememişsin de sekiz aylık doğmuşsun.  

Ne dedin?

Ben mi ne yapıyorum?

Yaşarken şöyle bir gün hal hatırını sormadın ablanın, ölüyken neden merak edesin ki.

Senin gibi değilim ben, ne durumda olduğunu bilmeyi istediğim gibi kendimden de bahsetmeyi severim.

 

Hele bir sabret, anlatayım!

Bil bakalım ne oldu?

Geçen gün eniştenle birlikte bir kadın doğum uzmanına uğradık.

Bekle, sabırsızlanma, bu acelen niye, nasıl olsa kıyamet gününe kadar ordasın!

Üç haftadır gebeymişim.

Duydun mu Ahmet, dayı oluyormuşsun.

Hani şu elinden tutup gezdireceğin yeğenin yolda.

Hani ona kızlara nasıl laf atılacağını öğreteceğin yeğenin.

Gerçi cinsiyeti belli değil henüz; ama sen, “Olsam olsam bir erkek dayısı olurum,” demiştin ya bir defasında, içimden erkek olacağı geçiyor nedense.

 

Tuhaftır hep bir yeğenin olmasını isterdin.

Belki de kendin çocuk sahibi olmaya korktuğun için bu özlemini yeğeninle gidermeyi düşünmüşsündür.

 

Adını mı ne koyalım?

Boşuna ısrar etme, kardeşimin adını koyacak kadar kafayı yemedim daha; ne de olsa korkuyorum; huy huyu, ad adı çekebilir diye.

Yoo, enişteni sevmediğini biliyorum; ama bunda hiçbir kabahati yok.

Ayrıca düşündüğün gibi hiç de gençliğimi harcamadım.

Doğru, belki enişten öyle paralı, ahım şahım biri olmadı hiçbir zaman; ama karısına koca çocuğuna baba olabilecek birisi.

Hem biliyor musun, senin gibi hovarda biri olmadığı için ondan nefret ettiğini düşünmüyor değilim son zamanlarda.

Ya, öyle mi?

Güldürme beni, dediğini yapsaydım şimdi kerhane köşelerinde çürüyordum!

Böyle de çürüyor muyum?

Aslanım sen yanlış anlamışsın; çürümek, sade ve yoksul bir yaşantının olması değil, daha yirmi altısını doldurmadan toprağın altına girmektir çürümek!

                                                             


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR