Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Nisan 2023

Öykü

Aksak

Hasan Kaplan

Paylaş

2

0


Neyse ki bir yaz günüydü. Tahta bahçe kapısını sertçe kapayıp, iç çekerek koyuldu toprak yola. Yine geç kalmıştı ve yine bir ton laf işitecekti arkadaşlarından. Kulübeden bozma evleri, gecekondu mahallesinin en tepesindeydi. Dere yatağına rastgele yayılmış briket ve tuğla yığınlarına en tepeden bakıyordu. Yağmurun ipini koparıp mahalleyi dövdüğü zamanlarda yukarıda olmak onu güvende hissettiriyordu; sudan uzakta. Aşırı yağmurlu günlerde bütün sular dere yatağına dolar ve oradaki yığınları birer akvaryuma çevirirdi; içindekilerin kendilerini birer balık gibi hissettiğini söylemek ise zor. Onlar için mevsim hep normalin üzerinde, hayat ise hep normalin altında hatta cehennemin dibindeydi. Bu ateşsiz cehennemde “sudan sebepler” deyimini gerçek manasında kullanacak olursanız temiz bir dayak yiyebilirdiniz.

Yokuşu hızlıca inip, biran önce arkadaşlarının yanına varmak istiyordu ama aksayan sol ayağı kendisiyle hiçbir zaman aynı fikirde olmadı. İşiteceği müstehzi kelime yığınları neyse de okula yine geç kalmak hiç iyi olmazdı. Ateşten goncalar açmış, jiletten yaprakları olan bir gül dalı gibi hissettiği sol ayağını toprak yola sürüdükçe adeta bir kuyruklu yıldıza benziyordu ama parlamıyordu; parlamadığını kendi de biliyordu. Bilmek, acılarının en büyüğü buydu. Hayır, hayır bir ortaokul öğrencisin bilmesi gereken şeylerden daha fazlasını bilmekten bahsediyorum.

Yokuşun sonunda, kör bir noktada bekliyor olan çocuklar, yükselen toz bulutunu görünce Aksak’ın yaklaştığını anladılar her zamanki gibi; bir seneden fazladır iyice alışmışlardı bu duruma. Çok geçmeden alaycı ses öbekleri toz bulutlarına karışmaya başladı. Aksak, tozdan kıyafetleriyle, terden sırılsıklam olmuş derisiyle, soluk soluğa gelmişti sonunda. Sağ elinde, son seçimlere az bir süre kala bir partinin mahallede dağıtmış olduğu anti bakteriyel beslenme çantalarından birini tutuyordu; sımsıkı. Bu çanta da alay konularından biriydi. Akranları onun hâlâ beslenme çantası kullanıyor olmasıyla dalga geçerlerdi üstelik içinde genellikle beslenebilecek bir şeyler olmamasına rağmen…

“İki saattir bekliyoruz seni topal! Bir kere de şaşırt bizi lan” dedi, kaburga kemikleri bir abaküs olarak kullanılabilecek kadar zayıf, küstah mavi bakışlara sahip olan sarışın çocuk.

“Biliyonuz lan işte. Kolay mı bu ayakla bu Allah’ın belası yokuşu inmek.”

“Erken çık oğlum o zaman. Buralar suyla dolduğunda da yukarıda keyfin gıcır ama naaber. Eee, her şeyin bir bedeli vardır…”

“Tamam lan uzatmayın! Hadi yürüyün daha fazla gecikmeyelim. Müdür ağzımıza sıçacak” dedi, kızarmaya yüz tutmuş iki büyük domatesi yanaklarında büyütüyormuş gibi görünen ve yaşıtlarına göre oldukça iri olan çocuk. Heybetli görünmesine rağmen mahalle kavgalardan sürekli kaçtığı için “Korkak” lakabını takmışlardı ona.

Yürürlerken o Allah’ın cezası günü düşünmeye başladı yine. Düşündükçe içinde büyük bir şefkatle beslediği lanetini okşadı hafifçe, laneti öfkesini bahşetti ona. O kış günü, çatıdan bir kar yığınıyla birlikte yuvarlanıp, bahçe duvarına çakılmıştı; tam da sol ayağının üzerine. Tam da umutlarının, hayallerinin, abilik içgüdülerinin üzerine. Lösemiden ölmek üzere olan küçük kardeşi biraz daha çizgi film izleyebilsin diye, karla kaplı televizyon antenini temizleyecekti sadece; göreviydi bu onun. O beceriksiz Tom, Jerry’yi biraz daha yakalayamayacaktı hepsi bu. Düşündükçe lanet okudu o güne, o günün içerisinde bir yerlere sıkışıp kalmış olan hayallerine. Oysa tamda çatıdayken, onları terk edip gitmiş olan babası çıkagelecekti birden, “Oğlum” diye seslenecekti, “ben döndüm. Hadi in aşağıya ben temizlerim anteni, ben şifa olurum küçük kardeşine, yine severim anneciğini” diyecekti. Ama olmadı. Ölü balıklar akvaryumunda boş hayallere kapılmamayı o gün öğrenmişti; çok ama çok gençken.

“Siz girin, beş dakikaya geliyorum” dedi Aksak, okula vardıklarında. Köşe başında kendisini öfke ve sabırsızlık arasına sıkışmış bir tavırla bekleyen, pantolonun paçaları sakallarından daha kısaymış gibi görünen, esmer ve orta yaşlardaki adamın yanına seğirtti. Arkadaşları alışılmış bir yılgınlıkla içeri girdi; Korkak hariç. Uzun süredir Aksak’ın bu gizli kapaklı işlerini merak ediyordu ve lakabına meydan okurcasına bu gün olup biteni çözmeye karar vermişti. Okul kapısının ardına gizlenerek izlemeye ve dinlemeye koyuldu…

“Nerede kaldın lan piç!”

“Geldim abi işte. Ne yapayım böyle yürümek zor.”

“Tamam, sus uzatma. Senin yüzünden diğer okula geç kaldım.”

“Tamam abi, özür dilerim.”

“Al şunları” diyerek, üç tane, kibrit kutusu büyüklüğünde, beyaz poşeti uzattı, “Koy şunları hemen çantana. Dikkatli ol, renk verme sakın yoksa olacakları biliyorsun.”

Aksak, söyleneni yaptı ve paketleri hızlıca beslenme çantasına koydu. “Tamam” dedi bu sırada; yılgınlık, öfke ve çaresizle harmanlanmış bir ses tonuyla.

“Al bu da paran…”

Korkak, gördükleri ve duydukları karşısında adeta dehşete düşmüştü. Karmaşık duygular, kafasının içinde birbirini kovalıyor ve sağa sola çarpıp patlıyorlardı. Aksak’ın, okulun kapısına yöneldiğini fark edince hızla sınıfın yolunu tuttu.

Okulun dağılmasının üzerinden yaklaşık bir saat geçmişti. Aksak, paketleri adreslerine teslim üzere her zamanki gibi yola koyulmuştu. Uzun sayılabilecek bir süredir kuryelik yapıyor olmasın vermiş olduğu rahatlıkla takip edilmediğinden emin bir hisle ilk adresine doğru yürüyordu. Korkak ise dikkatlice onu takip etmekteydi.

Biri bir kahvehane, diğeri bir tekel bayii olan ilk iki adrese teslimatları yapmıştı Aksak. Karanlık bir sanat filminden fırlamış gibi görünen viran mahalleyi aksayarak tüketip, nispeten geniş bir caddeye çıktı. Caddenin sağından devam edip bir süre yürüdükten sonra trafik ışıklarında durdu; lambadaki yaya henüz kırmızıydı. Korkak, büyük bir merakla bu takibin nereye varacağını düşünerek izlemeye devam ediyordu onu. Bu sırada trafik lambasına bahar geldi ve yaya yeşillendi. Aksak, caddeyi aşarak karşı mahalledeki başka bir sokağa girdi. Biraz ilerledikten sonra çok garip bir şey oluverdi. Bu garip ve saçma olay karşısında Korkak, gözlerine inanamadı, ağzı bir karış açık, çenesi adeta kafatasından ayrılacak gibiydi; Aksak, sanki lakabını ret edermişçesine birden bire düzelmişti ve artık topallamıyordu. Neler olduğunu anlamaya çalışarak, birer fal taşına dönüşmüş olan gözleriyle Aksak’ın beyaz bir araca binip gözden kaybolmasını izledi.

Bir sene önce karlı bir kış günü:

Sol ayağını bahçe duvarına çarpıp, yola fırlamış olan çocuk acıyla kıvranıyordu. Feryatlarının arasından sıyrılıp karla kaplı yola düşen gözyaşları, adeta birer solucan deliği oluşturup yok oluyordu. O sırada yolda zar zor ilerlemeye çalışan beyaz bir araç aniden durdu; içindekiler, acıyla kıvranan çocuğu fark etmiş olmalılardı. Çok geçmeden aracın içerisinden iki iri yarı, şapkalı ve sakallı adam indi. Çocuğun yanına vardıklarında, feryatları duyan anne de oraya gelmişti. Acı çığlıkları anne feryatlarına karıştığında hep birlikte araca binip uzaklaştılar…

Yaklaşık üç saat kadar geçmişti. Hastane bahçesinde kendi aralarında bir şeyler konuşuyor olan iki şapkalı adam, az ileride kendilerini bekleyen ve hâlâ ağlamakta olan annenin yanı gittiler. Adamlardan biri, “Bak ablacım, biz oğlunun tüm masraflarını karşılayıp onu ameliyat ettirmeye karar verdik. Eskisinden daha iyi olacak ayağı, doktoru duydun sende” diyerek, telkin edici ses tonundan daha ciddi bir ses tonuna geçti ve cüzdanından kimliğe benzer bir şey çıkartıp kadına göstererek devam etti: “Biz sivil polisleriz, yani aslında oğlunun masraflarını bir nevi devlet karşılayacak. Ama bir şartımız var… Oğlun düzeldikten sonra da bir süre topalmış numarası yapacak. Onu, uzun süredir peşinde olduğumuz bir örgütü çökertmek için kullanacağız; bir nevi kutsal bir görev için yani. Topalmış gibi yapması önemli çünkü o zaman ondan şüphelenmezler. Anlatabilmişimdir umarım… Ayrıca bu çok gizli bir görev. Bundan kimseye bahsetmemen gerekiyor. Ne diyorsun?”

Tek düşüncesi oğlunun düzelmesi olan anne, isimlerini bile sormadığı adamlara bir süre baktı. Bedeninde gezinen güven ve güvensizlik aralarında sert bir kavgaya tutuştular; güvensizlik hükmen mağlup sayıldı. Kadın adeta görünmez bir elin tuttuğu kafasını onaylarcasına salladı ve, “Tamam” dedi, kısık ve titrek bir ses tonuyla.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024