Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Ekim 2018

Öykü

Apartmandakiler

Hülya Bilge Gültekin

Paylaş

16

0


Nereden başlayacağımı bilemeyince mutfağa geçip kek yapmaya koyuldum. Boş boş oturup, açılacak kolilere düşman gibi bakmaktan çok daha hayırlı bir işti bu. Acıktığımda dışarı koşmaktan da kurtaracaktı beni. Yumurtaları kabuklarından kurtarıp bu kurtuluşu şekerle taçlandırmıştım ki kapı çaldı. Açtım. Tavşan dişli bir ağızdan, kontrolsüzce yayılan, ayaklı bir kıkırdama duruyordu karşımda.

"Beni Ahmet gönderdi abla, git on üç numaraya bir bak, yardıma ihtiyacı varsa et dedi.”

Apartmanın kapıcısıydı Ahmet. Evi tuttuğum emlakçının da köylüsüydü. Emlakçı, başımda bir erkek olmadığını öğrenen her erkek gibi, beni korumak zorunda hissetmişti kendini. Bunu öğrenir öğrenmez de Ahmet'e emanet etmişti. Babam eceliyle ölmüştü. Kendilerini beni korumak zorunda hissedip, dünyayı bana dar eden bütün erkek yakınlarımı da gözümü kırpmadan, hepsini teker teker yok sayarak ben öldürmüştüm. Ama yine de kurtulamıyordum bu durumdan. Başımda bir erkek olmadığını öğrenen herkese korunmaya muhtaç görünüyordum. Başımda bir akıl vardı oysa. Yüreğimde bir cesaret vardı. Farkında olduğum bu iki içsel güç, üzerine vazife olmayanlardan gelebilecek tüm koruyucu müdahaleleri reddetmeme sebep oluyordu. Kapıcı ve emlakçının ebeveynlikleri yetmiyormuş gibi bir de tavşan dişli bir kıkırdama musallat olmuştu başıma. İyi olansa kıkırdamasında hiçbir yapmacıklığın olmayışıydı. Bu şeffaf hâli bir gün birlikte de kıkırdayabileceğimizi hissettirince bana içeriyi işaret ettim.

"İş çok, ama acelesi yok, gel de tanışalım bugün," dedim.

Boyuna ve kilosuna göre oldukça iri olan memeleri ayaklarından önce attılar kendilerini içeri. Kocasının memelerini çok sevdiği onları önden göndermesinden belliydi. Ev sahibi oymuş gibi, izin istemeden takıp beni peşine evin her köşesini gezdi. Bir yandan da benden önce oturan kiracıların yaşlarından, hallerinden tutup hangi odayı kimin, nasıl kullandığına varıncaya kadar anlattı. Az konuştuğum, çok kafa salladığım, ne anlatsa dinlediğim sürece iletişim zorluğu yaşamayacağımız aşikârdı. Mutfağın halinden ne yaptığımı anlayınca yumurta ve şekeri çırpmak için mikseri istedi. Mikserimin olmadığını öğrenince çok üzüldü. Bir süre kıkırdamadan konuşup bana acır gibi baktı. Bu bana ilk acımsayarak bakışıydı. Onda olup bende olmayan şeyleri öğrendikçe artacaktı bu bakışların sayısı. Benim eksiklerim onu kendi gözünde çoğalttıkça daha da çok sevecekti beni. Yumurtayı ve şekeri benim ilkel çırpıcımla köpürttükten sonra sırayla diğer malzemeleri ekledi. Eklediği her malzemede daha da hızlanıyordu çırpması. Elleri ve kollarıyla birlikte bütün vücudu sarsılıyor, sarsıntı kusursuz bir ölçekle devam ettikçe motorlu bir alet gibi görünüyordu. Bu makineleşmiş hali konuşmasına engel değildi. Dili de eli de çabuk ve her şartta iş görmeye programlı gibiydi. Bir sussa adını soracaktım. Merak edip sorarsa kendi adımı da söyleyecektim. Susmadan gidecek gibiydi. Susturup araya girmem mümkün değildi. Yağlayıp unladığım kalıbı sürdüm önüne. Hamuru döküp içine, attı keki fırına. Kapta kalan hamuru sağ elinin işaret parmağıyla bir güzel sıyırıp ballandıra ballandıra yedi. Mutfak masasına geçip, cebinden sigarasını çıkardı.

"İçer misin abla," deyip önce bana uzattı. İstemediğimi kafamı iki yana sallayarak anlatıp sordum.

"Sen bana abla diyorsun da ben sana ne diyeceğim, adın ne senin?"

"Adım Cevriye. Ama bil bakalım neli Cevriye diyorlar bana bu apartmanda?"

"Fosforlu Cevriye mi yoksa?"

"Bir kerette nasıl bildin be abla? Ahmet söyledi değil mi?"

"Ahmet'le çok konuştuk ama seninle ilgili hiç konuşmadık."

"Komşular söyledi o zaman. Müneccim misin ki biri söylemeden bilesin?"

"Müneccim olmama gerek yok. Fosforlu Cevriye'nin kitabını da okudum, filmini de izledim."

Hem şaşkın hem sevinçli: "Kitaplarda da filmlerde de daha kibar isimler olur sanırdım ben abla. Alay geçmiyorsun değil mi?"

"İş istiyordun. Al sana iş. Kitap kolilerini açalım da bulalım şu kitabı."

Heyecanla açıp üçer beşer uzattı kitapları raflara dizmem için. Fosforlu Cevriye elime geçince sağa sola sallayarak gösterdim ona kitabı.

"Bu kadın bana hiç benzemiyor ki abla. Ben kapalıyım, o açık," dedi üzgün üzgün.

"Sen kitabın kapağına bakma. Oku da gör, nasıl bir kadınmış bu fosforlu Cevriye."

"Benim okumam yazmam yok ki abla. Olsaydı da üstünde başı açık bir kadın olan kitabı eve sokmazdı Ahmet."

"Öğretmen ayağına gelmiş senin. Okuma yazma bilmeyen kadınlara ders veriyorum ben. Okul da iki sokak ötede. Bu evi de okula yakın diye tuttum. Sen de gel derslere, öğren."

"Amaaan be abla. Neden zora süreyim ki kendimi. Hem okumak da eskisi gibi önemli değil ki artık. Şu apartmanın en üstün kadını benim desem inanır mısın? İnanmazsın ama yine de anlatayım ben sana kimden ne sebeple üstün olduğumu. Bir numarada oturan Nevin Hanım, okumuş, doktor olmuş ama evli değil. Kocaya varamadan kocamış be abla. Evli olduğum için üstünüm ondan. İki numaradaki Saliha Teyze de okumuş, bankadan emekli. Evli, çocukları, hatta torunları da var ama yaşlı. Genç olduğum için ondan da üstünüm. Üç numaradaki Serpil Hanım, o da okumuş. Adliyede memurmuş. Evli, çocuğu da var, benden genç ama benden şişman. Daha zayıf olduğum için ondan da üstünüm. Dört numaradaki Figen Hanım. Avukatla evli, kendisi de avukat. Genç, güzel, zayıf ama kısır. Çaresi de yokmuş üstelik. İki kez tüp bebek yaptırmışlar da tutmamış. Ben iki tane birden doğurduğum için ondan da üstünüm. Beş numaradaki Sevda Hanım. Öğretmen olduğu okula müdür olmuş bu sene. Kocası da Halk Eğitim'de müdürmüş. Doğurmuş ama oğlan değil. Üç tane kızı var. Üçüncü oğlan olur diye ısrar kıyamet, zorla ikna etmiş kocası bunu. Dördüncüyü doğuracak yaşı da geçmiş zaten artık. Ben oğlanı ilkinde doğurdum. Kocamın yüzünü yere değdirmedim. Altı numara Hülya Hanım, okumakla kalmamış yazıyormuş da. Evlenmiş, bir tane de oğlan doğurmuş, ama boşanmış. Evlenmeye de niyeti yokmuş. Kitaplarımla evliyim ben, onlardan yeni kitaplar doğuracağım diyormuş. Kafayı yemiş bir dul anlayacağın abla. Aslan gibi kocam varken ondan üstün olmayacağım da o mu benden üstün olacak."

Sıra bana gelip benden de üstün olduğuna ikna edecek beni diye korktum mu bilmem? Birden susturup onu, "Kek hazır. Ben kahve yaparken sen de servis tabaklarını hazırla da tadına bakalım," dedim. Onun gözüyle bakılırsa benden kat be kat üstündü. Ben de okumuştum, ama evlenip boşanmıştım. Hem de iki kez. İki kocamdan da birer çocuk doğurmuştum. Ama ikisinde de kızım olmuştu. Bir kez daha evlensem de doğuramazdım. Rahmim, tedaviyle önüne geçemediğimiz kanserden dolayı alınmak zorunda kalmıştı. Yaşıma göre genç göstersem de Cevriye'den yaşça büyüktüm. Boyum ondan uzundu ama önemli olan bir kadının kilosuydu ve kilom ondan fazlaydı. Cevriye'nin beni ikna etmesine gerek kalmamıştı. Apartmandaki diğer kadınlardan üstün olduğu gibi benden de kesinlikle üstündü. Soğuyup içini çeksin diye balkona bıraktığım keki almaya çıkmıştı ki telaşla mutfağa döndü.

"Ahmet.. Çöp kazanının başında yan apartmandaki kapıcının karısı Emine ile gülüşüp duruyor abla. Kadın da kadın olsa. Yüzü güzel, genç, cilveli ama şişman diye doğuramadı. Zayıflayacağı yerde gittikçe de şişiyor." Titreyen elini cebine attı. Sigarasını çıkarıp tekrar cebine koydu. "Ben şimdi sorarım ona," deyip balkona çıktı. Sesini duyuruncaya kadar bağırıp kapıcı dairesini işaret etti. Keki de kahveyi de unutup koşarak gitti. Ahmet de çöpleri boşaltmayı bitirip evin yolunu tuttu. Emine, Cevriye'nin bağırtısından korkup çöpleri dökmeden bırakıp kaçmıştı zaten. Ertesi gün sabah servisine geldiğinde yüzü asıktı Cevriye'nin. Dişlerinden dolayı sustuğunda dahi kapanmayan çenesi kilitlenmişti. Kendisi gibi memeleri de Ahmet'e küsüp küçülmüştü. Olanı biteni en ince detayına kadar anlatacağını bildiğimden sormadım. Davet beklemeden girip mutfak masasına oturdu. Sigarasını yakıp konuşmaya başladı. Emine ilkokul mezunuymuş. Ahmet'in kaçıracak diye ödü koptuğu dizinin kitabını okuyormuş. Okuduklarını anlatıyormuş öyle güle oynaya Ahmet'e. Ahmet de ortaokul mezunuymuş. Bugünkü aklım olsa Emine gibi ilkokul mezunu bir kadın alırdım. Okumuş kadınların muhabbeti de bir başka oluyor demiş. Cevriye'nin tutuşan etekleri hepten alev almış. Lodosta dumanı içeri basan sobalar gibi, tavşan dişlerinin arasından acı acı tüterek bitirdi sözünü. "Beni şu senin sınıfına kaydetsene abla. İlkokul diplomamı alıncaya kadar da okut, bırakma. Etim senin, kemiğim benim bundan sonra."

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Ağacı Kesmek Bir İnsan Öldürmekten..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Aaron Boehmer

17 Ocak 2026

Kütüphaneleri Kurtarmak

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak ..

Devamı..

İzmir'de Yaz Tatili İçin En Güzel Loka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024