Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Temmuz 2020

Tarih

Ateşli Silahların İcadı Üzerine

Meltem Nisa Töre

Paylaş

1

0


Savaş meydanına gelen Pizarro ateş emrini verdiği anda daha önce hayatlarında böyle bir şeyi görmemiş ve duymamış olan halk neye uğradığını şaşırarak, dehşet içerisinde kaçışmaya başladı.

Yüzümüzü günümüz Avrupa’sından geçmişe doğru çevirdiğimizde Avrupa tarihini etkileyen pek çok olay karşımıza çıkar. Bu olayların her biri doğrudan Avrupa ve dünya tarihinde derin izler bırakmış, sonuçları günümüzde dahi derin etkiler uyandıran hadiselerdir. Bu hadiseleri incelediğimizde, her birinin en az bir diğeri kadar önemli olduğunu ve olayların birbirleri üzerinde domino taşı etkisi yarattığını söylememiz yanlış olmaz. Bu anlamda hiçbir olay diğerinden daha önemli değildir. Bunun en önemli sebebi dünya tarihinden bir hadiseyi çıkardığımızda ya da yok saydığınızda bunun diğer hadiseler üzerinde nasıl bir etki yaratacağını bilmemizin olanaksız olmasıdır. Buna rağmen elimizdeki veriler ışığında bir hadisenin diğerlerini daha çok tetiklemiş olabileceğini söylemek mümkün.

 MS 904 yılında Çin’de bulunan bir icat tüm dünyanın kaderini değiştirdi. O zamana dek bilinmeyen, gelmiş geçmiş en güçlü silahlardan biri olan barut, kısa zamanda bütün devletlerin gözdesi haline geldi. Yalnızca bununla yetinmeyen devletler zaman içerisinde barutu geliştirerek, çok daha etkili silahlar üretmeyi başardılar. Ateşli silahların gelişmesi dünyada bir devrim niteliği yaratmıştı. Adeta yıkılmaz denen surlar bir bir yıkılıyor, ateşli silah teknolojisi zayıf olan ülkeler savaşlarda yenilmeye mahkûm duruma düşüyordu. Bu durum Avrupa’yı da etkisi altına alarak kısa zamanda derin köklü değişikliklerin mimarı haline gelmişti. Ateşli silah kullanımının yaygınlaşması dünyadaki birçok dengeyi alt üst ediyor, iyi savaşçıların yerini hızla iyi donanımlar alıyordu. Bu durum devletlerin birçoğunun siyasetlerini değiştirmelerine sebep oluyor, her alanda yeni bir bakış açısı ve düzenlemelere ihtiyaç duyuluyordu. İslam dünyasının Çin’den öğrendiği barut, Haçlı seferleriyle birlikte Avrupa’ya taşınmış, burada hızla gelişimini sürdürerek çeşitli faaliyetlerde kullanılmıştı. Ateşli silahlar yalnızca kara savaşlarında değil, deniz savaşlarında ve gemilerdeki kullanımıyla da önemli bir hal almaya başlamıştı. Bizans’ın geliştirdiği, bugün bile nasıl yapıldığı çözülemeyen, suya atıldığında dahi sönmeyip yanmaya devam eden Rum ateşi buna en güzel örneklerden birini teşkil eder.

Ateşli silah kullanımının giderek yaygınlaştığı Avrupa’da başlayan Rönesans hareketleri doğrultusunda takip eden süreçte pusulanın icadı ve harita kullanımının artmasıyla birlikte Portekizli denizcilerin, deniz aşırı seyahatlere çıkarak, dünyayı keşfetmekten öte olan arzuları baş göstermiş, bütün dünyanın zenginliğini kendilerinde toplayarak dünyaya egemen olmak istemişlerdir. Bu sürece zemin hazırlayan en önemli hadiselerin başında, ateşli silah gücüne sahip olmanın verdiği güç yatmaktadır. Bu güç insanlara dünyanın bilinmeyen yerlerini araştırma konusunda cesaret ve motivasyon kaynağı olmuştur. Şimdi sadece düşünelim, bir denizcisiniz, daha önce kimsenin gitmediği görmediği coğrafyalara ayak basmak istiyorsunuz. Bu çılgın yolculuğa katlanmadaki tek bir amacınız var, o da gideceğiniz yerlerde sizi bekleyen hazinelerin, ülkenize getirebileceğiniz önemli kaynakların olduğunu düşünmeniz. Böyle bir yolculuğu göze alarak, yollara düştüğünüzde varacağınız yerde sizi neyin bekleyeceğini asla bilemezsiniz. Üstelik Avrupalı denizcilerin buralara gitmelerinde büyük çoğunluktaki amaç, farklı coğrafyalarda yaşayan yerli halkı tanımak, dostane ilişkiler geliştirmek ya da ticaret yapmak değil, buraları sömürme arzusudur. Tek başına iyi niyetlerle bile gidiyor olsanız, böyle bir yolculuk son derece tehlikeliyken, bir de içinizde taşıdığınız sömürme arzusu size hayatta kalmanız konusunda yardımcı olmamaktadır. Dolayısıyla güvenebileceğiniz ve size cesaret veren tek durum sahip olduğunuz silah ve donanım gücüdür. Eğer ateşli silahlar olmasaydı coğrafi keşifler yapılmazdı demek son derece farazi ve asılsız olabilir ancak bu kadar başarıya ulaşamayacağını söylemek de bir o kadar doğru olurdu.

 Nitekim her şey MS 1492’de Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başladı. Daha sonra Avrupa ile Amerikan yerlileri arasındaki ilişkiler hızla seyrederek Amerikan yerlilerinin Avrupalı devletlerin sömürgesi haline gelmesiyle sonuçlandı. O kadar yol kat ederek, günümüz teknolojisinden yoksun gemiler ve yanlarında götürebilecekleri kısıtlı asker gücüyle bunu başarmaları nasıl mümkün oldu?  Bunu daha iyi anlamak için 1532 yılına giderek Peru’daki bir dağ kasabası olan Cajamarca’da yaşanan bir hadiseyi inceleyeceğiz.

1532 yılında Avrupa’daki en güçlü devletin hükümdarı Kutsal Roma İmparatorunu temsil eden Pizarro, İnka topraklarına gelerek Güney Amerika’ya ayak basmıştı. Buraya yalnızca 168 askeriyle gelen Pizarro bilmediği yabancı topraklardaydı ve yerli halkı hiç mi hiç tanımıyordu. İnka İmparatoru Atahualpa’nınsa burası hem doğup büyüdüğü, çok iyi tanıdığı topraklardı. Hem de Pizarro’nun 168 askerine karşılık 80.000 sadık askeri vardı. Bu koşullar altında dahi, iki önder karşı karşıya geldiklerinde Pizarro’nun 80.000 askerin arasından Atahualpa’yı yakalayarak esir alması yalnızca dakikalar sürmüştü. Bu durum bizlere çok hayret verici gelebilir. 80.000 askerin 168 kişiyle baş edememiş olması son derece inanılmaz dursa da çok önemli bir ayrıntıyı hatırladığımız zaman Pizarro’nun bu başarıyı nasıl elde ettiğini anlamak hiç de zor değil.

Ateşli silahların kullanımının dünyada hızla yaygınlaşmaya başlaması, dünyanın her yerinde bu durumun böyle olduğu anlamına gelmiyordu. Şu zamana kadar kendi hallerinde ve dış dünyadan bağımsız olarak yaşamış Amerikan yerlilerinin, silahın “s” sinden bile haberleri yoktu. Hâlâ avcı toplayıcı bir hayat tarzı süren bu insanların, tüm silah gücü taşlar, çeşitli sopalar, sapanlar ve baltadan ibaretti. Pizarro, 168 askeriyle kalabalığın arasına girdiğinde güçlü bir ordusu olan Atahualpa’nın başına geleceklerden son derece habersiz bir şekilde Pizarro’yu karşıladığını söylemek yanlış olmaz. Savaş meydanına gelen Pizarro ateş emrini verdiği anda daha önce hayatlarında böyle bir şeyi görmemiş ve duymamış olan halk neye uğradığını şaşırarak, dehşet içerisinde kaçışmaya başladı Saniyeler içerisinde onlarca insan silahların gücüyle hayatını kaybediyor, İnka askerlerinden oluşan ceset yığınları bir bir yükselirken, tek bir İspanyol askeri bile hayatını kaybetmiyordu. Yerliler öylesine korkmuşlardı ki, adeta ne yapacaklarını bilemeyerek etrafta koşuşturuyorlardı. Böylelikle zafer kısa sürede Pizarro’nun olurken İnka toprakları ise İspanyol sömürgesi haline geldi. Bugün hâlâ Peru’nun resmi dili İspanyolca. Peki, bu senaryodan ateşli silahları çıkarsaydık sizce ne olurdu? Ellerinde hiçbir gücü kalmayan Pizarro ve askerleri oracıkta Amerikan yerlileri tarafından öldürülürdü. Komutanından uzun süre haber alamayan Kutsal Roma İmparatoru, başlarına bir şey geldiğini anlar, insanların cesareti kırılır, keşifler azalırdı. En temelde ise sömürgecilik diye bir şeyin yapılması kesinlikle mümkün olamazdı çünkü yeni keşfedip, sömürmek istediğiniz her toprakta bir yerli halk yaşar ve hiçbir halk yabancıların öylece gelip topraklarını sömürmesine izin vermez. Elinizde kendinizi yerlilerden üstün kılabilecek önemli bir ayrıcalığınız yoksa o savaştan mağlup ayrılmamanız içinde hiçbir sebebiniz yoktur demektir. Sömürgeciliğin Avrupa tarihinden çıkarılması demekse, tüm dünyanın bambaşka bir dünya olması demek. En başta Avrupa’nın zenginleşememesi demek. Zenginleşemeyen Avrupa’nın belki de asla günümüz Avrupa’sı olamayacak olması demek. Bütün dünyada en yaygın konuşulan diller olan İspanyolcanın, İngilizcenin ve Fransızcanın neredeyse bütün gücünü yitirmesi demek. Daha bir sürü şey demek. Say say bitmez. İşte bu yüzden ateşli silahların icadı ve kullanımının yaygınlaşması bu kadar önemlidir. Günümüzde dahi ateşli silah teknolojisi üstün ülkelerin, bir diğerine neler yapabildiğini maalesef üzüntüyle izlemekteyiz. Yakın geçmişimizde Hiroşima ve Nagazaki’de yaşanan insanlık dramına ve daha nicelerine şahit olduk.  Gerek sınırlarını korumada, gerek tehditlere boyun eğmeme noktasında, ülkeler bu alana fazlaca yatırım yapmaktadırlar. Tüm bu olayları geniş bir perspektiften değerlendirdiğimde, kendi kanaatimce Avrupa tarihini ve dünya tarihinin kaderini belirlemiş en önemli olay ateşli silahların icadı ve yaygınlaşmasıdır.

Kaynakça: J. M. Guns Diamond, Germs and Steel.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ekim Devrimi’nin İlk Yıllarından 10 Pr..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Yalçın

30 Nisan 2025

Aleppo ve Maskeli Balo

Helen tarzı ile Roma ve Bizans dönemlerinde yıldızı parlayan Halep, VII. Yüzyılda İslam medeniyetine dahil olmasından sonra yavaşça parlaklığını yitirmeye başlar.Halep… Türk Havzası ile Arap Havzası arasındaki kritik bölgede yer alan şehir, yine gündemde. Çünkü coğrafi konumu i..

Devamı..

Kaygı Robotu: Çocukların Kalbindeki Se..

Tuba Karamuklu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024