Başçavuşun Eşeği
12 Ocak 2019 Öykü

Başçavuşun Eşeği


Twitter'da Paylaş
2

Hâlâ sevdiklerim, zamanında beni seviyor musun, diye sormayanlar. Hafızama güvenirim, uzun süredir hatırlamadıklarım arada aklıma gelir, ben asla unutmam. Merak ederim, onlar da beni hatırlıyor mudur, diye düşünürüm. Bu sefer iyi biri olacağım, derim. Geçmişte iyi davrandıklarım aklıma gelir, yapamam, kaçarım. İlkokuldayken ödevlerimi cumadan bitireceğim, hafta sonu bana kalsın, derdim. Şimdilerde hafta sonları içerim, yedi günün biri yok, hatırlamam. Bir ara derli topluydum, şimdi ev kirlenince ne halin varsa gör, der, kapıyı vurur çıkarım. Eskiden biraz uyuyayım geçer, derdim, şimdi uyuyamıyorum. Telefon çalınca açmamak için uykunun arkasına sığınırım, insanlarla görüşmemek için bulduğum bir yalan. Uyuyordum. Eskiden sık yalan söylemezdim, şimdi doğru söylemeyi beceremiyorum. Önceden heyecan vardı, yerini inceldiği yerden kopsuna bıraktı. Eskiden başlamaya değer görürdüm, şimdi yeni bir şey mi var, siktir et o zaman boş ver. Hayatıma girmeye kalkanlara yazık, diyorum. Acıyorum. Kendime katlanamadığımı bilin, kendi iyiliğin için uzak dur. Islıkla bir şeyler çalmayın, az ötede oynayın, geberiyorum. Sigaradan nefret ederdim, şu an düşünüyorum da gırtlak kanseri olmak için kaç paket gerekli?

Yüzündeki donuk ifadeyi korudu. Profesyonel dert dinleyici olmanın gerekliliği. Verdiğim paraya değsin diye içimdekileri sonuna kadar kustum. Elinde kalemin var, önünde kâğıt yok. Not almayacak mı, öyle olmuyor mu bu işler? Konuşacak hali olmayan biri için iyi bir performans sergilediğime inanıyorum. Evet, seni dinliyorum, diyen gözlerle bakıyorum, tık yok. Çabuk ol be adam, sigaram geldi.

Orta dereceli bir depresyon geçiriyorsunuz, dedi. Başlangıç için bunu söylemesi gerektiğini bildiğimi, devam etmesini istediğimi anlatan gözlerle bakmayı sürdürdüm. Beraber aşabiliriz, iki yöntem var, haftalık terapi ve ilaç tedavisi, ikisini de öneririm. Beni bu durumdan kurtarın, yorulmaktan yoruldum, yeniden çabalamayı öğretin, dedim. Bu güzel, normale dönmeye heveslisiniz, dedi. Elbette, bütün bu enkaz halime rağmen kendime bayılırım, ne yapacaksak hemen başlayalım.

Depresyonla ilgili bir kitapçığı asla okumayacağım, yalnız eczacının okuyabileceği bir reçeteyi, çocuk avutur gibi birkaç cümleden sonra elime tutuşturdu. Ne söylediğini dinlemedim. Kitapçıktan güzel mouse pad olur, diye düşündüm. Günümün iyi geçmesini diledi, kabul etmedim. İyi dileklerin kabulü eziklerindir, ihtiyacım yok. Ben iyi dilek dileyenlerdenim. Buna şimdi karar verdim.

Caddeye çıktım, oturacak bir yer baktım, belediyenin taş saksılarından birine ufak kıçımı yasladım. Bir sigara yaktım, derin bir nefes çektim. Eğik başımı kaldırdım, uzaklara üfledim. Dumanın üstüme sinmesinden nefret ederim. Hepsi bu mu yani? Haftaya bir daha mı geleceğim? Hangi güçle? Yolumun üzerinde eczane var mı acaba? Uzatmadan eve gidebileceğim mesafede? Kulaklığı taktım, böylece eve gidene kadar şans eseri olsa da kimseyle muhatap olmam.

Cam kapıyı ittim. Eczane kapalı sandım, hayır bu da üzerine çekiniz yazmadıkları kapılardan yalnızca biri. İyi günler diledim, tezgâhın arkasındaki adama reçeteyi uzattım. Adam bir kâğıda bir bana baktı, derin bir oh çekti. Takma kafana, düzelir, dedi. Lösemi olmuş bir çocuğa da böyle diyebiliyor mu acaba, diye merak ettim. Göz ucuyla bana baktı. Aceleyle rafları karıştırmaya başladı. Sanki arkasının bana dönük olmasından rahatsız olmuştu. Böyle düşündüğüm için iki adım geri çekildim. Sonra iki adım daha. Dikilmekten sıkıldım. Sandalyeye oturdum.

Nihayet bana döndü, dört kutuyu anlatmaya başladı. Sabah, akşam, tok, aç... Unuturum, dedim. Dinlemiyorum diyemediğim için. Yüzüme en sahtesinden bir tebessüm takındım, kutuların üzerine yazabilir misiniz? 

Kulaklığı beni caddeden izlole etmesi için yeniden taktım. Biri arkadan omzuma dokundu, tanıdıksa da görmedim derim, diye düşündüm. Bir dahaki karşılaşmamızda ne yalan söyleyeceğimi düşündüm. Tıkalı kulaklarım bir takım hakaretler, şikâyetler duydu. Serzenişlerin sahibi, omzuma dokundu. Dönüp ne var, diye bağırdım. Adres sormak istediğini, insanlar seslenince bakılması gerektiğini, ne kadar bilmem ne olduğumu sıraladı. Tanımadığın insanları neden dürtüyorsun dedim, aynalı gözlüklü, mor rujlu, platin saçlı ucubeye. Gözlerim ister istemez elinde karton kahve bardağı aradı, birkaç saniye sonra gördüm. Terbiyesiz, dedi, kolundaki bavul gibi çantayla uzaklaştı.

Bazı insanların, kaşlarının ortasında dikey bir çizgi olur, o insanları üzmeyin, kızdırmayın. Zaten zamanında yeteri kadar üzmüşler, çizgiyi derinleştirmeyin. Bırakın o kadar kalsın. Aslında fena olmadı, zombi gibi yürümektense bu sinir, eve varana kadar kafamı kurcalar.

Poşete şöyle bir baktım. Elimdekiyle mesafemi korudum, yola devam ettim. Sevmediğim biriyle aynı yolda yürümeye benziyor. Hey, poşet ve içindekiler bana ait değil yalnızca taşıyorum tamam mı? Utanç verici. Bunlar mı beni iyi edecek, yoksa tanımadığım birinin verdiği tavsiyelere uymak mı? Tavsiyelerini tahmin edebiliyorum doktor. Onları yapabiliyor olsaydım sana zaten gelmezdim. Alkolle de kullanılamıyormuş. O zaman düzelemem. Bira yoksa, yalnızca ilacın tedavi edici özelliği işe yaramaz. Dolayısıyla depresyonla ufak renkli haplarla baş edilemez.

Mümkün olan en kısa sürede eve vardım. Kapanan kapıyı ardımda bıraktım. Bir daha dışarıyı görmeyeceğimi umut ettim. Salona kaçak bir bakış, daha önce de bunu hissettim. Bazen kişiyi değil, anıları özlersiniz. Şimdi sırası değil. Bir hap, bir hap daha. Emin ol, devamı gelecek oğlum.

Bilen herifin delilleri var, delirmişim ha? Midem ekşidi, sorun değil, sana göre sorun bende ha. Alkol damarlarımda akarken gözümün gördüğü beyazlık olsun isterim, başka şey değil. Tavanı seyretmek hoş ama ayık kafayla çekilmiyor. Ateşle. Duman yayılsın. İlacı elimde evirip çeviriyorum. Kaç mili gram? Gerçi ırgalamaz. Parmaklarımı kutudan kurtar, sana minnetarım şişe. derin bir yudum al. Halsiz bedenim iki yudum sonra kendini bıraktı. Bu kanepeyle bütünleşmek istiyorum, onun bir parçası olmak. Sonsuza dek.

Etrafımdakilerin ne kadar saçma sapan konuştuklarını zaten biliyorum. Bu gün doktora aksini ispatlaması için bir fırsat vereyim dedim. İçimde şüphe kalmadı. Şimdi neden telefonu açayım?  Her kimsen neden seninle görüşmek isteyeyim? Kapattım, kanepenin diğer ucuna salladım telefonu. Hazır kalkmışken bir yudum daha aldım, sigara yaktım, dumanın tavanın beyazına karışmasını izledim. Pelte gibiyim. Beni burada bırakın. Sessize almam gerekli, titreşimi de kapatmalıyım. Ayrıca bu melodiyi de değiştirmeliyim. Hatta kırayım ben bunu, kökten çözüm!

Ekranda ismini silmekle kurtulamadığım, en azından kafamdan silemediğim numarayı gördüm. Açmıyorum! Açmadım. Aynı şeyler, sen bundan fazlasısın, eğlencelisin, kendine böyle davranma, değmez, pozitif ol, buluşalım mı? Hayır. Niye buluşuyoruz. Zaten hepsini telefonda söyledin, ben neden seninle buluşayım, seni geçtim, neden biriyle buluşmak için evden dışarı çıkayım. Bir sebep verin. Ufak bir sebep. Biliyorum birileri bir yerde beni anlayacak, kendime bile itiraf edemediklerimi kırmadan yüzüme söyleyecek. Şimdilik öyle biri yok. Telefonun mindere düşerken çıkardığı sese bayılıyorum.

Gözüm caddeden gelen ışıklara takılıyor, pencerenin önüne gidiyorum. Dışarıda arabalar kornaya abanmış, konvoy oluşturmuş. Herhangi bir olaya sevinmek için bu kadar organize olmayı hiçbir zaman anlamadım. Birbiri peşi sıra dizil, sonra kornaya bas, ilerle. Aynı anda arabanın camından dışarı bağır. Şükür gittiler. Camı açtım, soğuk hava iyi geldi. Başım dönüyor. Sanki kalbim boğazımda atıyor. Göğsüm. Çarpıntı dedikleri bu mu? Az önce nefret ettiğim canım boynumda. Rüzgar vücudumu sarıyor. Aşağı bakıyorum, aynı zamanda bu kadar zor olmamalı diye düşünüyorum. Ayağım kaysa ya. Kendi canımın sorumluluğu, tereddüt. Kendim ve diğerleri hakkında düşündüğüm her şeyi yalnızca kendime söyledim, bu birbirinin aynı, soğuk, sıkıcı insanlar anlamazlar. Ah bir iki saniye gözlerimin içine bakabilseydim.


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Emrah Sağlam
Keyifle okuduğum bir öyküydü, gördüm görünmez olanı, şans mı derler yoksa kader mi, kim bilir..
10:13 AM
Figen Uğur Dölek
Tam da içeriden, iç gözden bir "tanı", hatta, "tedavi" özenli bir "dil"le nasıl anlatılır'a denk gelen bir öykü...
12:44 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR