Bebek Evinde Kimler Yaşıyor?
14 Ekim 2019 Öykü

Bebek Evinde Kimler Yaşıyor?


Twitter'da Paylaş
1

Pembe boyalı evin orta katında, koltuğa yan yana dizilmiş televizyon izliyorlar. Anne güldü. (Ela sesini kalınlaştırdı) Baba güldü. (Ela sesini inceltti) Çocuk güldü. En sevdikleri program sona erince yemek masasının etrafında toplandılar. Bu masa çiçekler, gümüş şamdanlar ve porselenlerle süslü. Plastik tavuk butunu ısırırken, “Ellerine sağlık anneciğim” dedi çocuk. Babasının elinde iki kutu vardı. “Yoksa bugün doğum günüm mü?” Çocuk zıplamaya başladı. “Sana ve annene hediyem var. Kimsenin doğum günü olmadığı halde.” Birinin içinden çocuk için pembe ayakkabılar diğerinden annesi için parıl parıl bir kolye çıktı. Anne ve baba sarıldı. Çocuk minyatür ayakkabılarını giydi. Ayağına tam olmuştu. Yarın okulda bu ayakkabıları giyecekti. Bir kuş öttü. Ela elindeki bebekleri bıraktı. Anne, baba ve çocuk biranda halının üstüne devrilip, cansız gözleri bebek evinin tavanına dikili biçimde öylece kaldılar.

Ela çıplak ayaklarla karanlığın içinden fırladı. Evde yalnızken bu koridoru nefesini tutarak koşar. Kemikli bir elin odalardan uzanıp onu içeri çekeceğinden korkar. Çığırtkan kuş sesi bir kere daha eve doldu. Zıpladı zıpladı ama boyu deliğe yetişemedi. Zincir sürgüyü sabırsızlıkla çekip açtı.

“Sana kaç kere kim o diye sormadan kapıyı açmamanı tembihledim.”

“Senin geldiğini biliyordum, hava karardığı için senin gelmek üzere olduğunu anlamıştım.”

Pınar düğmeye basınca bir anlık aydınlanmayla ampulden ince bir duman süzüldü. Kahretsin. Ela içinden annesine katıldı, kahretsin. Çünkü ne zaman bir ampul patlasa başkasına ihtiyaç duyarlar. Bu başkası ya annesinin bir erkek arkadaşı, nadiren de babası olur. Bazen de kimse gelmez ve o zaman evin o bölgesi uzun süre karanlıkta kalır. Boyu aniden uzayıp annesini geçebilse ve ampulleri o değiştirebilse, böylece artık kimseye ihtiyaçları kalmazdı.

“Televizyon mu izliyordun?”

“Ses olsun diye açmıştım.”

Televizyonun renkli ışıkları salonun solgun duvarlarını aydınlatıyor, kenar köşede birikmiş tozların içindeki böceklerin üzerine vurup onları halıların, koltukların altına kaçırıyordu.

“Hava erken kararmaya başladı. Okul dönüşü ben gelene dek yanında kalacağın birilerini bulacağım.”

Pınar ayaklarındaki botlardan çekip kurtuldu, oh, kendini koltuğa bıraktı. Çok yorgunum. Öyle de görünüyordu. Bütün gün sadece çalışmaktan değil, endişelenmekten de yorgun. Hayır çıkışta sizinle bir şeyler içemem. Bir an önce otobüse binip doğruca evde bekleyen kızına dönmesi gerek. Her akşam bu genç kadın kızına, deniz fenerine doğru geliyordu, o olmasa belki kaybolurdu. Çünkü doğrusu, içmek ona iyi geliyordu.

Orada sessizce uzandı. Ela için günün en güzel zamanıydı bu. İçini rahatlama kaplardı. Annesinden derin bir horultu yükseldi. Uyusun, çok yorgun. Defalarca, durmadan, gün boyu bozulan kıyafetleri katlamak. Pantolonlar, kazaklar, tişörtler, gömlekler. Hiçbiri kendine ait olmayan kıyafetler, kendi kıyafetleriyse her yerdeydiler. Yatağın üstünde, sandalyelerin sırtlarında, kapıların köşelerinde, abajurların tepelerinde. Evde hiçbir şey katlanmazdı. İş yerinden sonra bir de evde bunu tekrarlama düşüncesi Pınar’ı hasta ediyordu.

Ela başını usulca annesinin kucağına yasladı. Derin nefes alışlarını ninni gibi dinledi. Karnındaki ince gurultu kulağında yankılandı, kendi karnındaki gurultuya karıştı. Bütün gün bir şey yememişti. Gidip buzdolabını bilmem kaçıncı kere açtı, bu sefer gözden kaçmış bir elma, arkalarda kalmış bir kavanoz görürüm diye düşündü ama işte hiçbir şey yoktu. Belki annesi bir şeyler getirmiştir. Masanın üzerindeki torbayı karıştırdı, sadece birkaç şişe vardı.

“Anne acıktım.”

Fokurdayan suya makarna paketini boca etti Pınar. Unutmuştu, evde yemek olmadığını unutmuştu. Arada böyle olurdu. İçinden kendini kendine savunuyordu. Yetişemiyordu işte, her şeyle ilgilenmeye. Kendini vicdanı önünde sık sık böyle mahkemeye çıkarırdı. Ve hayatında sadece bir kere gerçek mahkemeye çıkmıştı, o da boşanmak için. Ailesine göre yanlış bir adamı sevmiş olmak hataydı. Onu terk etmemek de. Ondan bir çocuk yapmış olmak büyük hataydı. Ama söylediklerine göre, ondan boşanmış olmak daha da büyük hataydı. Böylece ailesini dağıtmış olmak da… Yani ne yapsa bir türlü talihini tersine döndüremiyordu. Doğru bir karar seçeneği yok gibiydi. Verdiği yanlış kararlar yığınının tepesinde elinden tuttuğu kızıyla yalnız başına dikiliyordu. Sanki herkes ona sırtını dönerek bunların cezasını sonsuza kadar çekmesini istiyordu. Ama sadece kendisinin değil, Elanın da… İyi de, onun günahı ne?

“Söz, yarın sana şöyle güzel bir yemek yapacağım, ne istersin? Çok sevdiğin bir yemek olsun.”

“Makarna”

Annesini güldürdü. Neyse ki en sevdiği yemek makarnaydı da hani o yüzden her allahın günü yemekten bıkmıyordu. Ya da aslında öyle değildi, sadece annesini rahatlatmak için böyle söylüyordu. Ama şimdi iştahla düdük makarnaları hüpletiyordu işte. Pınar da biraları… Birbiri ardına. Her şişede keyfi gittikçe yerine geliyor, annesini keyifli görmek de her zamanki gibi Ela’yı mutlu ediyordu.

Bugün çocuk reyonunda, içinde kızını hayal ettiği çok güzel bir elbise görmüştü. Omuzlarında kanatları oynayan rengarenk kelebekler vardı. Elbiseyi beğenmediği için avaz avaz bağıran şımarık bir kız çocuğu üstünde deniyordu. Annesinin suratı kıpkırmızı olmuştu. Kız kelebekleri çekiştirirken, boncuk kanatlar sökülüp yerlere dökülüyorlardı.

“Ayın başında sana alacağım o elbiseyi. Doğum günün geliyor.”

Küçük kahverengi kelebekler mutfakta uçuşuyordu. Lambaların içine doluşuyor, dolaplarda dolaşıyor, duvarlarda kümeleniyorlardı. Ela eliyle bir tanesini savuşturdu. Onları sevmiyordu. Ama rengarenk kelebekleri severdi. Doğum gününü iple çekiyordu.

Kırık camlı telefon titredi, titredi. Pınar masadan kalkıp içeride konuştu. Bir süre sonra da kapı çaldı. Ela mutfak kapısından koridora uzattı başını. Açılan kapıdan ince bir silüet girdi. Kolları da, bacakları da uzun, çok uzundu. Suda hareket ediyormuşçasına yavaş yürüyordu. Yaklaştıkça bacaklarından yukarısı yavaş yavaş karanlıkta belirmeye başladı. Ela hızla mutfak masasına döndü. Titreyen ellerine çatal bıçağı alıp boş tabağının başına oturdu.

İçeri girdi. Masaya yaklaşıp, üstüne şişe dolu torbalar koydu. Ela başını kaldırıp bakmak istemedi. Sadece giydiği kot pantolonu gördü. Annesinin erkek arkadaşı, tanımadığı bir yenisi ya da babası olabilirdi. Fark etmiyordu. O bir erkekti ve hepsi aynı erkekti Ela’nın gözünde. Yabancı, uzak, varla yok arası. Yüzlerine bakmaya ihtiyacı yoktu. Annesi onu odasına yollayana kadar da orada sanki başka kimse yokmuş gibi oturdu. Onlar şişeleri açtılar, hararetle tartıştılar. Sonra sustular. Sonra yine tartıştılar. Yine sustular. Ela alışıktı. Yatağına uzanıp gözlerini kapadı. Bağırış çağırış arasında kolları kelebekli elbiseyi düşündü. Ayın başına ne kadar zaman kaldı acaba? İçinden günleri sayarken uyuyakaldı.

İyi geceler Ela, diye fısıldadı Anne bebek evinin içinden. Endişeli görünüyordu.

İyi geceler Ela dedi Baba. Karısını rahatlatmaya çalıştı.

İyi geceler anne, iyi geceler baba, iyi geceler Ela diye seslendi Çocuk.

Kapı çarpma sesiyle yatağından zıpladı Ela. Gözleri hala ağır, Hava karanlıktı. Mutfakta yanan ışığa yürüdü. Annesi masaya başını yaslamıştı. Orada uyuyakalmış olmalı. Seslendi ama uyandıramadı. Etraftaki şişeleri toplamaya başladı. Kırık bir şişe parçasını yerden alıp torbaya attı. Eli kan olmuştu. Bir yerini kestiğini düşündü ama hiçbir yerinde kesik yoktu. Ellerini yıkadı. Annesini dürtükledi. Başını masadan kaldırmaya çalıştı, çok ağırdı. Dağılmış saçlarını yüzünden çekmek istedi, eline yeniden kan bulaştı.

Gün aydınlandı. Servis kornasını duydu. Masada annesinin yanında oturmaya devam etti. Akşam oldu. İşe gitseydi eğer annesinin dönüş saatiydi. Gidip kocaman bebek evinin karşısına oturdu. Eline Anne bebeği alıp mutfak masasına başını yasladı. Çocuk’u oynattı.

“Anne?”

Anne bebek kafasını kaldırdı. Ah, meğerse sadece burada uyuyakalmış. Çocuk, Anne’ ye sarıldı.

“Sana bir şey oldu diye çok korktum.”

“Bugün işe gitmeyeceğim. Bütün gün baş başayız” dedi Anne.

Ela’nın ellerindeki Çocuk sevinçten zıp zıp zıpladı.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Muharrem Ender Öndeş
İyi. Ama çok iyi.
4:38 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR