Beklediği saat yaklaştıkça, zaman geçmek bilmiyordu. Kafası yerinde değildi. Yıkanıp tıraş olmadan koynuna giremezdi karısının. Gülümsedi. Boy abdesti almayı ihmal etmedi duştan çıkarken. Işıklı banyo aynasının önünde durdu. Beğenmedi solgun görüntüsünü. Feri gitmiş gözlerinin altı mosmordu. Sakalı durmaksızın uzuyordu sanki. Tıraş ettiği yerlerin üstünden geçti, birkaç kez. Kızarttı. Sürdüğü kolonya yüzünü yaktı.
Namazdan sonra üzerini değiştirdi. Jilet gibi ütülediği pantolonuyla beyaz gömleğini giydi. Bez mendilini koydu cebine. Kravatını bağladı, çözdü. Defalarca. Su içti. Sırf zaman doldurmak için. Tuvalete girdi çıktı, kaç kez. Abdestini yeniledi her defasında. Erkenden orada olmaya can atsa da kimselere görünmek istemiyordu. Aklından geçenler, pikapta çalan Rindlerin Akşamı şarkısının sesini bastırdı zihninde. Saatine baktı. Vakit geldi, dedi içinden. Nihayet. Vakit geldi. Düşünceleriyle birlikte pikabı da susturdu. Çıkarken, pelerine benzeyen uzun beyaz bir örtü aldı sırtına.
Durmadan yürüdü. Karanlık çöktükçe hava soğuyordu. Sarındı iyice örtüsüne. Önündeki yol silinmeye başladı gözlerinden. Nereye bastığını göremez oldu, bir süre sonra. Gideceği yeri bilen ayakları taşlara, çalılara değmeye başladı. Sık servi ağaçları çıktı karşısına. Gökyüzüne uzanan. Yerlerde çürümüş yapraklar. Renkleri siyaha dönmüş. Çıtır çıtır ediyordu, üzerlerine bastıkça. Şekilli büyük taşlar kesti yolunu. Bazılarının arasından geçti. Üzerinden atladı, bazılarının da. Mermerlerden birinin önünde durdu aniden. Etrafına bakındı.
Yıllar önce diktiği fidanın, meyve vermeye başladığını görünce sevindi. Yerini sevdi galiba, diye düşündü. Eğilip düşen elmalardan birini aldı. Önceki gelişinde, orada bıraktığı küreğe kaydı gözü. Kazdı toprağı. Kazdı, kazdı… Yavaş hareketlerle içine girdi, açtığı çukurun.
Sırtından beyaz pelerini çıkarıp eline aldı. Elmadan da bir ısırık… Karısının yanına uzandı, hep yaptığı gibi. Uzun örtüyü çekti üzerine.






