Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Nisan 2020

Öykü

Bıkkınlık Karnesi

Serhat Uyumaz

Paylaş

7

0


Okul kapandı. Bunaltıcı sıcağıyla, içi boş kasvetiyle üzerine çöker yaz. Liseyi de tatili de sevmez, ikisini birbirine tercih eder. Yeri gelir ikisinden de nefret eder. Bütün dönem kapağını açmadığı yepyeni ders kitabından çıkardığı notlara baktı. Doğru yerleri mi not almıştı? Bütünlemeye girdiğinde kimse birbirine yardım edemez, kimse bilmiyor, anlamıyor, kimse çalışmamış. Sınavı geçemezse o lağım çukuru okulda bir sene daha. Kollarını masanın üzerinde kavuşturdu. Başını üstlerine koydu. Aniden geriye sırtını esnetti. Başı arkada pencereden güzel sıcak havaya baktı. Bu güzel havada arkadaşları acaba nerede, ne yapıyor? Ben yokum ya kesin eğlenceli bir şeyler oluyor, dedi sessizce.

Salondan gelen seslere kulak kabarttı. İnsan pireyi deve yapan anne babasını bir yere kadar duymazdan gelebilir. On üç ders, on bir zayıf, dedi erkek sesi. Ne hali varsa görsün, seneye kendinden küçüklerle aynı sınıfa düşsün aklı başına gelir, diye sürdürdü. Onun aklı başına gelmez, akılsız, sınıfta kalacağım diye hiç utanması da yok, dedi kadın sesi. Ne yapacağız bu çocukla, okumayacak, düşünmekten sinir hastası olacağım, diye sürdürdü. Ne yaparsa yapsın, benim derdim değil. Umursamaz taklidi yapan sese kayıtsız kalamadı. Doğurmasaydınız o zaman, diye çemkirdi. Cevap veriyor bir de eşek herif, diye bağırdı erkek sesi. Böyle zamanlara alışkın. Biraz sonra odasına girecekler. Senden adam olmaz, başımıza bela oldun. Bu çocuk neden böyle oldu bağırışlarından sonra birbirlerini suçlayacaklar. Senin yüzünden böyle oldu, onu sen şımarttın. Suçlamaları kendi aralarında kavgaya dönüşmediği sürece onun için sorun yok. Beklediği gibi olmadı. Kimse içeri girmedi, bağırış, kavga olmadı.

Ayağa kalktı. Yatak şiltesinin altına sakladığı sigarasını aldı. Paketin içinde çakmak var mı diye kontrol etti. Paketi beline soktu. Bozuklukları cebine koydu. Odasının kapısını işe yaramayacağını bildiği halde sessizce kapattı. Eğik başını kaldırdı, buruşuk yüzünü koridora çevirdi. Nereye gidiyorsun gene, otur dersini çalış, dedi kadın. Bunaldım, anlamıyor musun, bıktım. Size o okulu istemiyorum diye kaç kere söyledim, başlarım dersine de bütünlemesine de karışmayın bana, diye çıkıştı. Bağırma annene hayvan herif, diye çıkıştı babası salondan. Çıkıyorum ben, karışmayın bana, diye cevap verdi. Ulan bana bak, diye baba ayağa fırladı. Üzerine yürüdü, yetişemedi. Kapıya koştu. Ayakkabıları elinde kapıdan fırladı. Ayakları güneşin ısıttığı sıcak taşa basınca vücudu rahatladı. Gevşemenin sırası değil. Ekşittiği yüzüyle uzaklaştığı kapıya baktı. Geçen senekinden birkaç basamak aşağıda bağcıklarını bağladı. Eşek kadar oldun yerine, ne kadar boy atmışsın, koca adam olmuşsun deselerdi farklı olur muydu? Apartmanın kapısından çıktı. Sağa sola bakındı. Alçak duvarın üstünde oturan arkadaşını görmesi uzun sürmedi. Birbirlerine uzaktan sırıttılar. Elini sıktı, kafalarını tokuşturdular. Naber lan, hiç gözükmüyorsun, mesaj attım neden cevap vermedin, diye sordu arkadaşı. Telefonumu aldılar, derslerden kaldığım için, diye cevapladı. Oğlum spor toto gibi karnen varmış, haklılar, diye güldü. Ben onların haklılığına, neyse, dedi. Tokalaştığı eli bıraktı. Yüzünü yola çevirdi. Öfledi. Tavla oynayalım mı, diye sordu arkadaşı. Yok, olmaz işim var, dedi. Ne işin var? Kendisine karışılmasına yavaş yavaş alışsa da pis pis baktı. İşim var dedim uzatma.

İki bin yedi yüz altmış. Sen, evet ayağa kalk. Kâğıda niçin adını bile yazmadın? Kara tahtanın etrafındaki sıva çatlaklarına güneş vuruyor. Utancından kızarır, konuşmamaz. Arkadan yükselen küçümseyici kahkahalar. Sızdıran tuvaletin kokusu, nemi sınıfın içinde. Bekler. Unutmuşum hocam. Kendini de unutsaydın evladım. Çık dışarı! İleride havalı olacak sınıftan atılman. Okul bitsin göstereceğim ben sana kendini unutmayı, diye kendi kendine söylendi. Etrafına bakındı. Söylediğini kimsenin duymadığına sevindi. Yürümeye devam etti. Eli beline gitti. Sigarayı yokladı. Umarım kırılmamıştır. Paketi eline aldı. Karşı kaldırımda komşularını gördü. Tebessüm etti, başıyla selamladı. Kadın gözlerini ondan ayırmadan elindeki torbalarla ona doğru yürüdü. Yanına geldiğinde, yardım edeyim mi teyze, diye sordu. Kadın, elindeki sigara mı senin, hem de bu yaşta, ciğerine yazık evladım, annene söyleyeceğim, diye azarladı. Sıkıntıyla yüzünü çevirdi. Omuzları düştü.

Breakdance, yerde karton, üstünde helikopter, fonda beatbox. Patenciler, bisikletçiler. Basamaklarda oturan siyah tişörtlü, uzun saçlı metalciler diğer yanda. Kartonun üzerinde dinlenenlere el salladı. Selamının karşılığını aldı. Yürümeye devam etti. Köprünün üstündeki istasyon girişinin önüne geldi. Ceplerini yokladı. Bozuklukları saydı. Görevliyle göz göze geldi. Üniformalı pos bıyıklı adamın yüzünde taviz yok. Elleri arkasında, turnikeden ona bakıyor. Hiçbir şey olmamış gibi geldiği yöne geri yürüdü. Arka kapıyı deneyecek. Yüksek yol boyunca elleri ceplerinde yürümeye devam etti. Aşağıya istasyona baktı. Kalabalık değil. Trenin gelmesine daha var. Kitapçılar köprüsüne girdi. Eski ders kitaplarını bu kitapçıya satar. Masanının üzerindekileri satabileceği zaman da gelecek. Belki uzun bir süre sonra. Biraz çizgi romanlara göz attı. L-Manyak, Lombak ciltlerine. Cildi eline aldı. Gülümsedi. Geçen yılın derlemesi. Yerine bıraktı. Tezgâhın arkasındaki adam baktı. İkisinin ortak noktası mizah dergileri. Güldü, başıyla selam verdi. O da aynısını yaptı.
Okuldan kaçanların, parası çıkışmayanların giriş noktası. Her zamanki gibi güvenli. Kimse yok. Kaçak kovalamaktan sıkılan görevliye karşı kazanılmış bir zafer, boyası dökülmüş parmaklılar bedavacılığın eseri. Acele etmek için sebep yok. Geri döndü. Kitap tezgâhlarının üstünden, gri mozaik taşlı apartmana baktı. Seni arkadaş olarak görüyorum'un evi. Cam kapalı, evde mi acaba? Boş ver, bir gün senin de bir kız arkadaşın olur. Daha önce yaptığı gibi telleri ayırdı, eğildi. Sonunda içerde. Sidik kokan sarmal merdivenden güvenle indi. Günün bu saatinde tinercisi, gaspçısı olmaz. Asalakların gece sığındıkları merdivende yalnız. Temkinle istasyona giriş yaptı. Sarmaşıklı duvarın olduğu istikamete yürüdü. Az önce giremediği kapıya doğru yaklaştı. Görevli halen turnikelerin orada. Sigarasını yaktı. Satın alamadığı jetonu ona doğru üfledi. Al, bir tam, bir ergen.

Ayaklarının altındaki titreşimi hissettiğinde ritmin geldiği yöne baktı. Mekanik gıcırtının sahibi yaklaşıyor. Uzaktan bakınca birbirinden farksız, sıcak, soğuk bakışlar, esmer, beyaz yüzler kapılardan taşmış. Bir an için nerede duracağını kestiremedi. Her zaman trenin ön tarafına doğru yürü der babası. Az vagonlu olabilir. Geride kalabilirsin. Kapıya doğru ilerledi. Sarkan insanların aksine vagonun içi boş. Rengi solmuş kirli plastiğe oturdu. Etrafına bakındı. Yaşlı, hasta, gazi, hamile ya da çocuklu kadın. Onu kaldırabilecek kimse yok. Sırtını geriye yaslayan ani kalkıştan sonra tren hareket etti. 

Çaprazındaki kadının kucağında bir çocuk. Salya sümük ağlıyor. Hıçkırıkların arasından söylediği anlaşılmıyor. Kadın çocuğu susturamıyor. Ağlama, bak abi kızıyor, dedi kadın. Göz ucuyla onu gösterdi. Kız sen buna abisi, diye devam etti. Kucağındaki çocuk çırpınmayı, ağlamayı kesti, karşısında oturana baktı. Çocuğa dil çıkardı, gülümsedi. Çocuk, ne var be, diye bağırdı, tükürdü. Paçasına gelen tükürüğe göz ucuyla baktı. Bir tokat sesi duyuldu. Az önceki desibel iki katına çıktı. Pencereden izlediği hareket halindeki deniz durdu. Kadın çocuğuyla vagondan indi. 

Elinde iki büyük torbayla kısa boylu, tıknaz bir adam içeri girdi. Torbaları vagonun ortasına, herkesin görebileceği bir yere bıraktı. Kimi yolcular torbaların içindekileri görmek isteyen bakışlarla adamı süzdü. O bakmadı, sakince oturmayı sürdürdü. Adamı önceden tanıyor. Ufak bir huniye benzeyen ucu tırtıklı aleti yolculara tanıtmaya başladı. Hareket halindeki trende, Elimde görmüş olduğunuz bu alet, diye söze başladı adam. Bu sunumu, özgüveni seviyor, yüzünde gülümsemeyle satıcıyı izleyen kalabalığa katıldı. Vay efendim elim değdi mikrop oldu, vay salataya çekirdek düştü gibi dertlere artık son sayın yolcular, dedi satıcı. Elindeki limona küçük plastiği taktı. Önceden su enjekte edilmiş limondan çıkan su aleti doldurdu. Birkaç teyze dışında etkilenen olmadı. Limon suyunu doldurduğu bardağı havaya kaldırdı. Arzu edene ikram edebilirim efendim, dedi. Bir kadın, tiksindiğini belli eden bir ses çıkardı. Neden hanımefendiciğim sonuçta c vitamini değil mi, diye kibarca satışa devam etti. Oturduğu yerden doğruldu, yanından geçen satıcıya, bakabilir miyim abi, dedi. Bunu daha önce de yapmıştı. Adam elbette genç, dedi. Paketi açılmamış olanı uzattı, sende kalabilir, dedi. Teşekkür etti. Adam birkaç başarılı satıştan sonra kapı tarafına çekildi.

Yeteri kadar uzaklaştığı, sahilin ıssızlığından belli. Dışarıda boş araziler, terkedilmiş fabrikalar, deniz kenarında yürüyüş yapan insanlar, bisikletliler. Fazla kalabalık değil. Tam sırası bu durakta inmenin. Satıcıyla beraber vagondan çıktı. Adamın arkasından mesafeyle ilerledi. Elindeki sıkacağı sigara paketi olan cebine koydu. Yavaş adımlarla alt geçite vardı. Çıkıştaki büfeye ilerledi. Bozuklukları saydı. Geri döndü, istasyona baktı. Esnetilmiş telleri gördü. Satıcıya, Çekirdek, dedi.

Eli dolu. Duruşu dikleşti. Kaldırımdan kayaların yığılı olduğu kumsuz sahile baktı. Gözleri oturacak taş aradı. Yavaşça indi. İçi tamamen duygusuz bir halde kayaya oturdu. Çekirdek paketini açtı. Vazgeçti, cebine koydu. Sigara yaktı. Denize doğru üfledi. Dalgaların gitgeline ya da sudaki bir çöpe saatlerce odaklanabilirsin. Yorulup gömüldüğün kayanın üzerinde geri dönmeyecekmiş gibi yaşaman olanaksız.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

YapışkanotuLal Laleş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024