İstanbul’da gezdiğim ve önemsediğim bir sergiyi okurla paylaşmak üzere hazırlanırken erken bir ölüm haberi ile sarsıldım.
Dört çocuk babası gazeteci, Kıbrıslı Metin Münir’in ölüm haberi tüm enerjimi alıp götürdü.
Metin Münir’in benim özel tarihimdeki yeri çok değerlidir.
52 yılı bulan gazeteciliğimde, ilk yabancı basın deneyimim ve ilk önemli değerde kazanmış olduğum para onun sayesindedir. Genç ve deneyimsiz bir gazeteci olarak BBC ekibine beni de katıp Erbakan’ın Konya seçim mitingine göndermiş olması meslek hayatımda pek çok şeyin değişmesine neden olmuştur.
24 Eylül sabahı sosyal medyadan Metin Münir’in ölüm haberini öğrenmek, kocaman bir hayatın filim şeridi gibi gözümün önünden geçmesine neden oldu. Ulusal basınımız kadar, dünya basınında da önemli bir yeri olan Münir’in kalitesinde çok az gazeteci kaldığını söylersem yanılmış olmadığımı ne yazık ki biliyorum.

Ayşegül Dinçkök, Koray Erkaya, Ceylan Atik ve Can Sarıçoban’ın fotograflarından oluşan “Zaman ve Mekân” adlı fotograf sergisi Gama Galerisinin küratörlüğünde Pera Palas Oteli’nin bodrum katında açılmış. 12 Eylül de açılışı yapılan sergiyi 22 Eylülde gezdim.
Benim fotoğraf bilgi ve anlayışımla hiçbir ilgisi olmayan Can Sarıçoban’ın işlerini değerlendirmeyi bu işten anlayalara bırakıyorum. Ancak serginin adıyla ve diğer sanatçılarla pek bir bağlantısı olmadığını söylemekle yetinmeliyim.
Koray Erkaya çok uzun yıllardır sanatını yakından izlediğim bir sanatçı. Fotoğrafın aynı zamanda “hocası” da olan Erkaya’nın fotoğraf sanatındaki denemeleri, yenilikleri ve sunum tekniklerindeki olağan üstü bilgi ve deneyimleri görülmeye değer. Sergiyi sanatçı ile birlikte gezdik ve bir eseri önünde fotografını çektim.
Ustamız Ara Güler’in basın fotografçılığı konusunda bize öğrettikleri arasında çok değerli bulduğum bir bilgiyi Koray Erkaya’nın sergideki fotografını çekerken uyguladım. Ustamız bize “çekilecek objenin beklenmedik ânını yakalayın” demişti. Ben de o ânı bulunca burada okurla paylaşmak istedim.
Ayşegül Dinçkök’un eserleri bize su altı dünyasının da bir mekân olduğunu anlatması açısından önemli iken su altı fotografçılığında “sanat” sözcüğünün de ne olduğunu belgeliyor olması gerçekten çarpıcıydı. Sanatçının bu sergideki eserlerinin benzerlerini daha önce görmüştüm ancak bu kere sunum tekniğindeki bazı yenilikler eserlerin etkileşimini arttırmıştı.

Ceylan Atuk’un eserlerini görmeyeli çok uzun yıllar oluyor. Bir Paris seyahati sırasında tanıştığımız sanatçının artık yaşamadığı Bebek sırtlarındaki evine gitmiş ve eserlerini orada görmüştüm, “iyi” eserlerdi ama çarpıcı mıydı? Hayır!
Şimdi gidin ve bu sergideki eserlerini izleyin…
Belki de serginin adını Ayşegül Dinçkök ve Ceylan Atuk’un eserleri belirlemiş. Atuk’un fotograflarındaki yerleştirme, renk, baskı tekniği ve mekân seçimleri için tek kelime var o da “muhteşem”. Bir sanatçının kendisi ile uğraşması ve daha iyiyi araması, sonunda da bulması ve sergilemesi meselesinin canlı örneğini oluşturuyor.
Salon seçimi, duyuru ve sanatseverler ile buluşturma açsısından çok zayıf kalmış olan sergi bize üç ismin izlemesi gerektiğini söylüyor, Koray Erkaya, Ayşegül Dinçkök ve Ceylan Atuk.



.jpg)



