Dünyaya epeyce maddi ve manevi borcum birikti. Bilinen bir şey. Toplamını hesaplamaya cesaretim yok. Zira sonucun astronomik bir meblağ çıkacağı neredeyse kesin. Bu durum haliyle uzun zamandır keyfimi ve uykularımı kaçırıyor. Gecenin bir vakti haykırarak uyanıyorum tavşan uykularımdan. Sonra yeniden dalabilmem en az iki saatimi alıyor. Tabii o iki saatin nasıl bir işkenceye dönüştüğünü burada betimlememe gerek yok. Klasik borçlu psikolojisi. Ne olacak bu işin sonu?
Benden uzun zamandır alacaklı bulunan o kadar çok insan ve kurum var ki. Ne demeye bana o derece güvenmiş ve iyiniyetli davranmışlar sanki? Bunda benim de bir sorumluluğum ve kabahatim var mı acaba? Onlara, hiç de aslı astarı olmayan bir güvenle iyimserlik telakki etmekte, maddi manevi teminatlar uydurmakta fazlasıyla başarılı mı oldum? Farkında olmadan aldattım mı zavallıcıkları? Geçmişte o derece alçaldığım, alçaklaştığım zamanlar gerçekten de oldu mu? Galiba evet.
Yani bu durumda evden çıkabilirsen çık, çalan kapıları açabiliyorsan aç, telefonlara yanıt verebiliyorsan ver bakalım. Hangi yüzle? Ne diyeceksin alacaklılarına? Sizleri çok seviyorum ama itiraf etmem gerekirse şu an durumum yok, tamamen battım, moratoryum ilan ettim mi? Sende o pişkinlik ne gezer, sanki tanımıyoruz. Olacak iş değil. Bak gene uyuyamayacağım gece. Neden bu derece tedbirsiz, budalaca davrandım ki sanki?
Bir süredir kuru ekmekle beslenmeye başladım. Gerçi istesem bir miktar daha borç bulabilirim. Ama nereye kadar? Yüzsüzlüğün, utanmazlığın da bir sınırı var, olmalı. Eskiden kolaydı. Geri ödeyeceğime güvenerek alıyordum o deste deste, gıcır mı gıcır paraları. Artık bu saçma yanılsamadan kurtuldum. Gerçeğin tamamen farkındayım. Adam olmaz benden. İşte sırf bu yüzden kuru ekmek ve musluk suyu diyetine devam. Zaten yakında onları bile bulacağım bence şüpheli.
Aslında epey meziyet sahibiyim. Yani para kazanmamı sağlayacak kimi tartışmalı yetiler. Ama biraz körelmiş durumdalar. Bilenmeye şiddetle ihtiyaçları var. Sonuçta bomboş, eğitimsiz bir adam da değilim. Geçmişte bol miktarda para kazandım. Şimdikinden çok daha genç ve sağlıklıyken yani. Her şeyin güzel olacağına dair inancım henüz tazeyken. Artık pek öyle sayılmaz. Geleceğe baktığımda zillet ve ölümden başka şey göremiyorum doğrusu. Ne zamandır haklı bir karamsarlığın sağlam dokulu ağlarında umutsuzca çırpınıyor acınası zihnim.
Devamlı evde pinekleyince de acayip derecede canım sıkılıyor doğallıkla. Zemin katta oturduğum için, arka balkondan yere atlayıp sıvışıyorum bazen. İnsan içine karışıyorum. O zaman işte, yeniden bolca para harcamaktan, doyasıya yiyip içmekten, kendime ve dostlarıma lüks, hiç de gereği bulunmayan şeyler satın almaktan alıkoyamıyorum kendimi yazık ki. Alışmış kudurmuştan beterdir, derler. Çok doğru bir söz. Canlı örneği karşınızda. Ne yapayım, arada bir biraz nefes alabilmek, kahrolası nefsimi azıcık olsun köreltmek adına böyle hovardalıklara kalkışmam o kadar da anlaşılmayacak, kınanacak bir davranış değil belki de. Siz istediğinizi düşünün. Ne olmuş yani piyasaya az bir şey borçlanmışsam. Borç yiğidin kamçısıdır, demiş atalarımız. Onlardan daha iyi bilecek değilsiniz ya. Üstelik günah işleme özgürlüğü diye de bir şey var. Hiç mi duymadınız yani?
Neden böyle oldu bilmiyorum. Hiç de tedbirsiz, aklı beş karış havada, sorumsuz, aşırı iyimser biri değildim bir zamanlar. Gelişigüzel para harcamaktan da, harcayanlardan da hoşlanmazdım, hatta neredeyse tutumluydum. Evde oturmak, masrafsızca zaman geçirmek, arada bir birkaç yakın arkadaşımla görüşmek bana yeterdi. Zaten günde en az on saat çalışıyordum. İşverenlerim benden son derece hoşnuttu. En az üç kişilik iş çıkartıyordum zira her gün. Ayın elemanı uygulaması yoktu, ama olsaydı her ay açık ara ben göğüslerdim ipi kesinlikle. O minik çerçevedeki vesikalık foto hiç değişmezdi. Biraz enayi miydim ne? Kendi işim gibi dört elle sarılırdım bana tevdi edilen görevlere. Halbuki, işverenlerim son derece hain tabiatlı, vefasız kimselermiş. (Yıllardır çalışmama rağmen sigorta girişimi bile yapmamış namussuzlar). Bunu öğrenmem nedense epey uzun sürdü. Ama bir kere öğrenince de, onurlu her insanın yapacağı gibi derhal istifamı sundum, kendi kabuğuma çekildim. Hayata küstüm. Pişman falan da değilim.
Şimdi işte, bir böcek hayatı yaşıyorum kira evimde. Allahtan ev sahibim iyi niyetli. Beş aydır kirasını ödemediğim halde bir kez bile arayıp hayırdır diye sormadı. Gerçi sormuşsa da nereden haberim olacak? Çalan telefon ve kapıya aylardır bakmıyorum dediğim gibi. Sorarsa da sorsun. Yıllardır ödediğim astronomik miktardaki kiralara saysın alacağını. Ya da depozitodan falan kessin. Diğer alacaklıların böyle bir şansı da yok ya. Haline şükretsin allahın paragözü. Zaten eli sadece benim ödeyeceğim kiraya da bakmıyor ki. O anlamda vicdanım rahat. Benimki gibi sayısız evi var kirada pezevengin. Yaşı da neredeyse gelip seksenine dayanmış. Paralarını öbür tarafa götürecek değil ya. İleride elime bir yerlerden toplu para geçince, kendisine gecikme faiziyle birlikte öderim olur biter. Tahliye davası falan açmasın şu aralar yeter ki. Bir kobay faresi gibi olsa da yaşamak güzel şey, keyifli şey. Peynirin enfes kokusunu almak ve onunla avunup yetinmek gayet mümkün. Ayrıca sayısal lotonun ya da ulusal piyangonun pek yakında bana çıkmayacağı ne malum? Kim bunun aksini kanıtlayabilir ki?






