Büyük Geri Tepme en çok da alternatif yolların geleceğe doğru ayrıştığı bir çatallaşma, bir kavşak momenti. Bu momentin tanım başlığı için; “Yeni Korona Devletçiliği” denilebilir.
2020’de başlayan pandemi alarmı ve büyük kapanma ile İnsanlık tarihinin en büyük pandemi krizini yaşamış olabilir miyiz? Bunula da kalmayarak artık kapitalizmin tüm kuralları değişebilir mi? Belki de kapitalizm yerine yepyeni bir sistem söz konusudur, ne dersiniz? Dünya –tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde- büyük bir yenilenme içerisinde deniliyor sürekli. Fakat arkasından şu cümlede kuruluyor hemen: Eğer durum böyle ise sıcağı sıcağına tüm çatırdamalarıyla, sarsıntılarıyla hissettiğimiz bu yeni dönem sancılarının büyük geri tepmesi nasıl gerçekleşecek? Çünkü her büyük değişim dönemlerinin mutlaka ve mutlaka geri tepme dönemleri de olmuş hemen akabinde. Asıl bu geri tepmeyi konuşmak gerekir diyenlerin sayısı oldukça fazla.
Paolo Gerbaudo’nun yazdığı Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan Büyük Geri Tepme / Popülizm ve Pandemi Sonrası Politika kitabı üzerinde düşünmeye şu soru ile başlayabiliriz: Büyük geri tepme nedir?
“Büyük Geri Tepme toplumların geriye ve içe döndükleri momenttir: Küreselleşmenin geri çekildiği zamanda ekonominin küçüldüğü ve merkez bankalarından gelen yoğun para akışının nadiren desteklendiği; insanların sokağa çıkma yasakları, karantinalar ve hapsedilme önlemleri yüzünden evlerine çekildiği ve ötekilerle temastan uzak durmak zorunda olduğu moment. Toplumun dünyanın olumsuzluğuna karşı şokun içselleştirilmesini ümitsizce arzuladığı, “kendine döndüğü” zamandır.”
Paolo Gerbaudo aynı zamanda büyük geri tepmenin demokratik kapitalist toplumlardaki organik krizin momentlerinden birine denk düşen derin ideolojik dönüşümün mevcut sürecini yansıtan bir metafor olduğunu da söylüyor. Fakat artık görüyoruz ki büyük geri tepme içinde bulunduğumuz yüzyılda yalnızca dönüşümün mevcut sürecini yansıtan bir metafor değil sadece. Çok daha fazlası olarak tam ve eksiksiz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Büyük bir geri tepmenin içinde olmakla beraber dünya metaforik olarak değil gerçekten yenileniyor.
“Covid-19 pandemisinden sonra, popülist momentin ötesine bakmanın ve neoliberalizm sonrası politikanın yeni ortamını değerlendirmenin vakti geldi. Çağdaş politika sadece yakın yıllarda saplantılı biçimde yinelenen ünlü Gramsci deyişinden alıntılamak gerekirse “Eski olan ölmekte, yenisi de doğamıyor.” Denebilecek olumsuz bir moment değildir. Neoliberalizm ile popülizm arasındaki vahşi savaştan ve koronavirüsün neden olduğu şok ile panikten yeni bir şey doğuyor. Toplumu korumak adına ekonomiye daha kuvvetli bir devlet müdahalesini dayatan yeni devletçilik.”
Koronovirüs krizinin akabinde doğan neolibaralizmin yeni açılımları yeni bir ufkun oluşumuna işaret ediyor ve kitabın tamamında altı çizilen en önemli noktanın bu olduğu belirtiliyor. Siyasi söylemin ve pratiğin kartlarının günümüzde yeniden karıştırılmasını anlamada kilit ideolojik trend olarak hükümet kuramcılığı yükselişte. Bu durum herkesin malumu. Avrupa ve ABD odaklı olan bu yükseliş söyleminin nasıl değişmekte olduğu tüm gündemi belirliyor artık. Kitap boyunca bu temeller esas alınarak doğmakta olan ideolojik saiklerle onları etkileyen sosyoekonomik talepler arasında kurulan bağlantıların taslağı çiziliyor ve bu taslaklar günümüz neolibaralizminin popülaritesinin nereye doğru yol aldığını tartışıyor.
Kitap dokuz bölümden oluşuyor. Birinci bölüm neolibaralizmin gerileyişini, popülizmin ona meydan okumasını, pandemi sonrası devletçiliğin yükselişinin işaret ettiği büyük geri tepme meselesinin oluşan yeni ideolojik ortamını tartışıyor. İkinci bölüm küreselleşme krizini ve onun devletçiliğe dönüşüne neden olma biçimini ele alıyor. Üçüncü bölüm çağdaş yeni devletçiliğin merkezi kavramı olan egemenlik meselesini tüm ayrıntılarıyla ele alırken, dördüncü bölüm yeni devletçi siyasi söylemde merkezi ilgiyi kendine çeken koruma hakkındaki kaygı yelpazesini inceliyor. Beşinci bölümde devlet egemenliği kavramının kilit sonuçlarından biri olan kontrol sorununu tartışıyor ve akabinde gelen altıncı bölüm Büyük Geri Tepme’nin sınıf çatışmalarını ve aynı zamanda ittifaklarını da masaya yatırıyor. Yedinci bölümde elbette ki tüm bu olup biten yenilenmeler arasında unutulmaması gereken düşmanlar mevzuna girilirken sekizinci bölüm Büyük Geri Tepme’nin tanımlayıcı trendini, vatandaşları devlet korumasını ve kontrolünü istemeye teşvik eden felaket krizinin yaydığı siyasi ve ekonomik kaosun algısı olarak yeni devletçi müdahale yöntemlerini tartışıyor ve kitap biterken dokuzuncu bölümde küreselleşmenin yükselişi ve düşüşü ile ilgili ulusal olan ana meselelerin açıklanarak çözüm önerileri neler olmalıdır soruları sorulup, çeşitli olası cevaplar gözden geçiriliyor.
“Büyük Geri Tepme, ilerideki politikalar için uğursuz bir gelecek sunuyor gibi görünüyor. Fakat siyasetteki bu “kendine geri dönüş” momentinde bir umut ışığı var. Bugünkü çağ, kontrolsüz kapitalizmin beraberinde getirdiği tehlikelere yönelik toplumsal içe bakış için eşsiz fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda pandemi, hepimiz bireysel olarak ve paylaşmacılıkla hayatta kalırken diğer insanların eylemlerine ve kolektif bir yapıya dayandığımızı apaçık gösteriyor.”
Büyük Geri Tepme en çok da alternatif yolların geleceğe doğru ayrıştığı bir çatallaşma, bir kavşak momenti. Bu momentin tanım başlığı için; “Yeni Korona Devletçiliği” denilebilir. Kısaca özetleyecek olursak Büyük Geri Tepme’nin ergümanları pandemi sonrası oluşan yeni sosyalist strateji oluşumlarını tüm ayrıntıları ile bizlere göstermek istemesinde yatıyor.






