Cigara
24 Mart 2019 Öykü

Cigara


Twitter'da Paylaş
0

Kâzım bu gece, uzaktan görüp sevdalandığı Asiye’ye kavuşuyordu. Bir haftadır yaşanan alışverişti, çeyizdi, kına gecesiydi, yaşayacakları odanın boyası badanasıydı derken yorgun düşmüştü yirmi yaşındaki Kâzım. Aslında nüfus kayıtlarında hâlâ on yedi yaşında görünüyordu. Yedi aylık doğmuştu, kimse yaşayacağına inanmıyordu, annesi Fadime dışında. Fadime üç kızdan sonra doğurduğu oğlunun yaşaması için canını dişine taktı. Köyün ebesi, kırık çıkıkçısı, şifacısı yaşlı bilge kadın Yıldız’ın yardımıyla tabii ki. Üç yaşına geldiğinde artık ölmeyeceğine kanaat getiren babası ona bir nüfus kâğıdı çıkarmaya karar verdi. Yeni doğmuş kız kardeşiyle ikiz olarak kayıtlara geçen Kâzım böylece askere de geç gidecekti.

Asiye’yi beğendiğini ve bunu ailesine söylemesini istediği yakın arkadaşı Arif şimdi sağdıcı olmuştu. Ailesiyle görüşüp durumu anlatmış, Asiye’nin ailesi de köyün imamının tek oğluna kızlarını hemen vermişti. Gaga burnu dışında sarı saçları, mavi gözleri, uzun boyu ve yanık teniyle yakışıklı sayılırdı Kâzım. Üstelik sakin bir tabiatı vardı, köyde kimseyle hır gürü duyulmamıştı. Esmer güzeli on altı yaşındaki kızları için Kâzım’dan iyisini mi bulacaklardı. Akşam saatlerinde düğün dağıldığında arkadaşlarından birkaçıyla Arif’in evinde toplanmış, onu gerdek gecesi gerginliğinden kurtarmak için yemiş içmişlerdi. Evden çıktıklarında karanlık basmış, rüzgâr çıkmıştı. Sonbaharın rüzgârla savrulan sarı yaprakları suratlarına çarparak yere dökülüyordu. Arif’in evinden köyün diğer ucundaki Kâzım’ın evine hızlı adımlarla yürüyorlardı. Yolda bir iki arkadaşı ayrılıp evlerinin olduğu sokaklarda kayboldular. Diğer arkadaşlarından biraz geride kaldıklarında Arif konuşmaya başladı.

– Şimdi bak sırtına yumruğu vurup seni odaya koyduğumuzda önce namazını kıl. Sonra yengeye yüz görümlüğünü takarsın. Gerdanlık cebinde değil mi? Sonrası da kasabaya gittiğimizde o sarışın afetle yaptığın gibi biliyorsun. Söyletme beni! Heyecanlısın değil mi? Kafasını evet anlamında sallamıştı. Bu arada yolda karşılaştıkları köylüler,

– Ooo damat bey hadi iyisin? demişlerdi. 

– Beline kuvvet! gibi laflar attıkça içkiden kızarmış yüzü daha da kızarıyordu. Arif’e utana sıkıla Asiye ile hiç konuşmadıklarını söyleyiverdi.

Arif çok şaşırdı.

– Oğlum bari nişanda kızla bir iki laf edeydin, ya da bana daha önce söyleyeydin de ben sizi bir görüştüreydim, deyip kara kara düşünmeye başladı. Arkadaşı oldukça beceriksiz çıkmıştı. Nasıl olur da insan aynı köydeki nişanlısıyla görüşmeyi akıl etmezdi, şaştı kaldı. Bu arada eve ulaşmışlardı. Kâzım gelinin olduğu odaya kaçamak bir bakış fırlattı. Lamba yanıyor, Asiye onu bekliyordu. Bu düşüncenin heyecanı, sonbahar akşamının serinliğiyle birleşince dal gibi titredi. Kapı açıldı, evde bekleşen kadınlar evden birer ikişer ayrılmaya başladı. Evde birlikte oturacakları anne babası da geceyi amcasının yandaki evinde geçireceklerdi. Damat ve gelin için hazırlanan meyveler ve tatlıdan oluşan tepsiyi ablalarından biri yukarı çıkarıyordu. Arif durumu arkadaşının anne babasına anlattı. Bunun üzerine odaların açıldığı holde gelinle damadın bir süre konuşması kararı alındı. Herkes aşağıda beklerken hole alınan gelinin yanına çıktı Kâzım. Gelinlikle sandalyede oturan Asiye’nin yanındaki boş sandalyeye ilişti. İkisi de yere bakıyordu. Bu kadar heyecanlı iken ne konuda konuşacağını bilemiyordu Kâzım.

– Baban cigara içiyo mu? diyebildi.

– He içiyo, dedi Asiye.

– Bir cigara alsam babana götürün mü?

– He götürürüm, dedikten sonra Asiye,

– O zaman sen odaya geç, dedi Kâzım. Sonra aşağı, Arif, diye seslendi. Arif ve üç arkadaşı yukarı çıktılar. İşlem tamamlanmıştı. Karısı olacak sevdiğiyle konuşmuştu Kâzım. Artık gerdeğe girebilirdi. Sırtına yumruklar vurarak odaya ittiler Kâzım'ı. Düşer gibi oldu çabuk toparlandı. Asiye yatağın kenarında oturuyordu elinde çiçeğiyle. Seccadenin üzerine basarak pencereye yürüdü Kâzım. Arkadaşları ve ailesi evden çıkmış, bahçe kapısına yönelmişlerdi. Lacivert gökyüzünde yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu. Perdeleri kapadı. Yatağın kenarına oturdu. Asiye’nin duvağını açtı, cebinden çıkardığı gerdanlığı sevdiğinin boynuna taktı. Gelinliğin fermuarını açarken sevdiğinin uzun boynuna öpücükler kondurmaya başladı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR