Tarihin En Muhteşem Kitabı: Ömer Hayyam'ın Rubaileri

Tarihin En Muhteşem Kitabı: Ömer Hayyam'ın Rubaileri


Twitter'da Paylaş
0

1909'da Londralı iki ciltçiye dünyanın en muhteşem kitabını hazırlama görevi verilmişti: Ömer Hayyam'ın Rubaileri. Atlas Okyanusu'nun dibini boylayan bu kitap günümüzü hâlâ nasıl etkiliyor?

“Titanik 14 Nisan 1912 gecesi Yeni Dünya'nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu…" Bu sözler Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf'un 1988'de yayımlanan tarihi romanı Semerkant'ta geçiyor. Sözü edilen kitap, 11. yüzyıl bilginlerinden İranlı Ömer Hayyam'ın Rubailer’iydi. Bu şiirlerin çok sayıda yazılı kopyası olsa da bu kitap yegâneydi. Maalouf'un romanında da onun hikâyesi anlatılıyordu. 1900'lerin başında Londra'da iki ciltçi, George Sutcliffe ile Francis Sangorski, eskiden kalma kitap ciltleme zanaatını yeniden canlandırmaya çalışıyor, ciltlerinde kullandıkları zengin desenlerle tanınıyorlardı. Henry Sotheran adlı kitapçı onlardan eşi benzeri olmayan bir kitap sipariş etmişti. Kitabın masrafı hiç önemli değildi. Dünyanın en muhteşem kitabını ortaya çıkarmaları için ciltçilere açık çek verilmişti. İki yıllık yoğun bir çalışmanın ardından 1911'de tamamlanan kitapta Elihu Vedder'in resimleri eşliğinde Ömer Hayyam'ın rubailerinin İngilizce yorumları yer alıyordu. Kitap Büyük Ömer adının yanı sıra, ihtişamından dolayı Muhteşem Kitap adıyla de tanınır olmuştu. Ön kapağında süslü üç tavus kuşu, arka kapakta ise Yunan sazı buzuki resmi işlenmiş olan kitapta, binden fazla yakut ve zümrüt gibi değerli taş, beş bin parça deri, gümüş, fildişi, abanoz ile 600 sayfalık 22 karat yaprak altın kullanılmıştı.

Büyük Ömer

Sotheran kitapçısı bu kitabı New York'a göndermek istiyordu. Ama Amerikan gümrüğünün talep ettiği yüksek gümrük vergisini ödemeyi reddettiği için İngiltere'ye geri gönderildi. Bunun üzerine Gabriel Wells bir müzayedede kitabı 450 sterline satın aldı (kitabın satışı için alt sınır 1000 sterlin olarak belirlenmişti). Wells de kitabı Amerika'ya göndermek istiyordu. Ama ne yazık ki başvurulan gemi onu taşımayı kabul etmedi. Bunun üzerine Titanik'e başvuruldu. Ancak kitabın hikâyesi Titanik'in batmasıyla sona ermedi. Birkaç hafta sonra kitabı hazırlayan iki kişiden biri olan Sangorski tuhaf bir biçimde boğularak öldü. Diğerinin (Sutcliffe) yeğeni Stanley Bray ise kitabın ve Büyük Ömer'in anısını canlandırmaya kararlıydı. Sangorski'nin orijinal çizimlerini kullanarak altı yıllık bir çalışmanın ardından kitabın yeni bir kopyasını yapmayı başardı. Bu kitap korunmak üzere bir banka kasasına kondu.

Birinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda restoranlara, diş macunlarına, iskambil kâğıtlarına bile Ömer Hayyam adı veriliyordu. Ama İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi uçaklarının Londra'yı bombalaması üzerine bu kitap da paramparça oldu. Bray kolları yeniden sıvayarak yeni bir kopya hazırlamaya koyuldu. Aralıklarla 40 yıl süren bir çalışmanın ardından ürettiği olağanüstü yeni kopyayı British Library'ye (Britanya Kütüphanesi) ödünç verdi. Ölümünün ardından Bray'in vasiyeti üzerine kitap kütüphaneye bağışlandı. Bugün burada bu eseri görmek mümkün. Ölümünden kısa bir süre önce şöyle demişti Bray: "Batıl inançlarım yok, ama tavus kuşunun felaket sembolü olduğu söyleniyor."

Ömer Hayyam kimdir?

Peki Ömer Hayyam'ın Rubaileri ne ifade ediyordu ve Sotheran kitapçısını ve sayısız birçok insanı cezbeden bu esrarengiz insan kimdi? Ömer Hayyam 11. yüzyılda İran'ın doğusunda yaşamış bir gökbilimci ve matematikçiydi. İbni Sina gibi diğer İranlı bilginler gibi o da aynı zamanda bir şairdi. Ama onun şiirleri yüzyıllar boyunca klasik İran edebiyatında özel bir yer tutmuştu. Meraklı özelliklerinden dolayı Hayyam, etrafındaki diğer insanların normal gördüğü, inanç, öbür dünya, yaşamın anlamı gibi birçok şeyi sorguluyordu. Dinin vaatlerine inancı pek olmadığı gibi, cennet ve cehennemi, hatta tanrının mantığını sorguluyordu. Hayyam'ın emin olduğu bir şey vardı: bu dünyadaki yaşam.

John Ruskin Rubailer için, "Bugüne kadar okuduğum en muhteşem şey" demişti.[/caption] Belki de yaşadığı dönemin çalkantılı özelliklerinden dolayı (o sıralar Türklerin işgali altında olan İran son zamanlarda Arap istilasına uğramıştı ve bir süre sonra Moğollar ülkesini yıkıp yerle bir edecekti) Hayyam yaşamın faniliğini, ölümün kaçınılmazlığını ve yaşanan anı yakalamanın önemini iyi anlamıştı. Din veya öbür dünya ile ilgili sözler ona boş geliyordu. Cenneti cehennemi kimse görmedi gönül; Söyle haydi kim geldi öte dünyadan gönül? Umudumuz, korkumuz öyle bir şeyden ki, Adından, sanından başka nesi belli gönül? Hayyam hayatın faniliğine hayıflanmakla birlikte, bol şarap (ve sevgili) ile onun tadını çıkarmaya çalışmıştı. Batılı aydınlarda İranlı şairlere hayranlık söz konusuydu. Alman şair Goethe'nin Hafız'a, Fransa'da Voltaire'in Sadi'ye olan hayranlığını İngiltere'den Edward FitzGerald da Hayyam'a karşı duyuyordu. Hayyam'a ilgi duymaya başladığında birçok İranlı şairin şiirlerini İngilizceye çevirmişti zaten. Ama onun çeviri başyapıtı Rubailer olacaktı. Bu çeviriler aslına çok sadık olmasa da Rubailer'deki ruhu yakalamıştı ve bundan sonra FitzGerald 'FitzÖmer' adıyla anılacaktı. Başlangıçta bu eser çok ilgi görmese de zamanla popüler olmuştu. Londra'da hala aktif olan Ömer Hayyam Kulübü 19. yüzyılda seçkinlerin toplandığı bir edebiyat kulübüydü. Rubailer, William Morris gibi ressamlara da ilham kaynağı olmuştu.

Hayyam'ın evrenselliği

Başka birçok ressam de Rubailer'den esinlenen illüstrasyonlar yaptı. Agatha Christie'nin 1942'de yazdığı Cinayet Reçetesi (The Moving Finger) adlı romanında Hayyam'a gönderme yapıldığı gibi, 1957 yapımı Hollywood filminde Hayyam'ın hayatı konu edilmiş, 1960'ta Amerikalı aktör Alfred Drake Rubaileri okumuş, 1967'de Martin Luther King savaş karşıtı bir konuşmasında Hayyam'dan alıntı yapmıştı. 1950'lerde Rubailer öyle ün kazanmıştı ki en çok alıntı yapılan eserler kitabına girmişti. Hayyam'ın şiiri zaman sınavını geçmiştir. İran'da Hafız gibi onun da kitaplarını her evde bulmak mümkündür. Fitzgerald'ın Hayyam çevirisi bir İngiliz klasiği haline geldi. Bugün dünyanın bütün dillerinde Hayyam'ın Rubailer'ini bulabilirsiniz. Peki nasıl oluyor da 11. yüzyılda yaşamış bir bilgin hem kraliçe Victoria dönemi İngiltere'sinde, hem 20. yüzyıl ortalarında, hem de bugün hâlâ anlam buluyor? Bu, Rubailer'in zaman üstü özelliğinden, kültür, din, mezhep sınırlarını aşan evrensel gerçekleri ifade etmesinden kaynaklanıyor. Aslında belirsizliklerle dolu günümüz dünyasında Rubailer belki de yazıldıkları çalkantılı dönemdekinden daha büyük anlam taşıyor. Ömer Hayyam bugün hayatta olsaydı, yaşadığımız çılgın dünya için şundan başka ne diyebilirdi? Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider Kazancın, yaşamasını bildiğin günler Saki, bırak şu yarını düşünenleri Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver.

(Joobin Bekhrad, BBC)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR