Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Haziran 2023

Kitap

Çocuk Gözüyle “Unutulan Savaş”

Burak Soyer

Paylaş

0

0


“Savaş kutlanacak bir şey olmadığından,” Sora ve ailesi normal hayatına devam eder.

Julie Lee’nin yazdığı “Kardeşimin Koruyucu”, tarihte “Unutulan Savaş” olarak anılan Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaşı bir çocuğun gözünden ve birinci ağızdan anlatırken, kullandığı dil, anlatım biçimindeki soğukkanlılık sayesinde türdeşlerinden ayrılan bir metin olarak kendine ayrılan bölümdeki yerini alıyor.

Yirminci yüzyılın en “tuhaf” savaşlarından biri Kore Savaşı. 1945 yılında, tabiri caizse Kore, Japonya’ya bizzat teslim olmasıyla ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki adı anılmasa da halen devam eden Soğuk Savaş’ın ilk temelleri bu savaşla atıldı. İki ülke Japonya’dan aldıkları Kore toprakları üzerinde halkı yerli, sistemleri kendilerine bağlı hükümetler kurdular. 1948 ve 1949 yıllarında iki ülke de askerlerini bölgeden çekince, Sovyet yanlısı komünist Kuzey Kore ile ABD yanlısı “özgürlükçü” Güney Kore kurulmuş oldu. 25 Haziran 1950 yılında Kuzey Kore ile Güney Kore arasında başlayan savaş, 27 Temmuz 1953’te imzalanan ateşkes anlaşmasıyla sona erdi. İkinci Dünya Savaşı ile Vietnam Savaşı arasında vuku bulması, okyanusun öte ucunda gerçekleşmesi nedeniyle Amerikan tarihinde “Unutulan Savaş” olarak anılan Kore Savaşı’nın herhangi bir kazananı olmadığı için Kuzey ve Güney Kore arasındaki gerginlik günümüzde de hâlâ devam ediyor. Amerika Cornell Üniversitesi’nde Tarih okumuş, ardından da Çocuklar ve Gençler İçin Yazarlık bölümünde yüksek lisans yapmış Julie Lee’nin, Genç Timaş Yayınları’ndan, Esma Fethiye Güçlü çevirisiyle yayınlanan, “Kardeşimin Koruyucusu”, fiilen olmasa da zihinlerde hâlâ devam eden Kore Savaşı’nı, iki kardeşin gözünden anlatan bir roman. Yazar Lee’nin, bu savaşta Kuzey Kore’yi terk edip Amerika’ya yerleşen annesinin anılarından yola çıkarak ve John Rich’in “Korean War in Color: A Correspondent’s Retrospective on a Forgotten War” adlı eserindeki, anılardan, röportajlardan yararlanarak yazdığı kitap, baskıcı sistemlerin, esas olarak, sıradan, basit insanların hayatında, “kodamanlardan” çok daha fazla etkisi olduğunun da canlı bir göstergesi.

Kahramanımız Sora, küçük kardeşleri Youngsoo, Jisoo ile omahnisi (annesi) ve abahjisi (babası) ile Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’ın 80 kilometre uzağındaki bir köyde, yazar olma hayaliyle, sade bir hayat sürdürmektedir. Unutulmuş bir yer olsa da “Kızıllığın” iliklere kadar işlediği bu taşrada, kutsanmış devlet ve putlaşmış bir liderin gölgesi altında, doğanın nimetlerinden faydalanarak klasik bir köy atmosferinde vaktini “dolduran” Sora, nehrin kıyısında çamaşır yıkayan kadınlara bakarken birinin onlara doğru koştuğunu görür. Kıyametin alameti farikası gibi görünen kadına doğru hamle yapınca bu sefer de bir tepeden kardeşi Youngsoo’yu nefes nefes kalmış halde karşısında bulur. Youngsoo’nun söylediğine göre, okullar ikinci bir emre kadar tatil olmuştur. Bunun üzerine kendilerini eve atan Sora ve kardeşi, babalarını derin bir ifadeyle radyonun başında bulur. Önce radyo, sonra da Youngsoo “müjdeli haberi” verir: Kuzey Kore, Güney Korey’le savaşa girmiştir.

Belki olayın şoku yüzünden belki de evin reisi abahjinin dediği gibi, “Savaş kutlanacak bir şey olmadığından,” Sora ve ailesi normal hayatına devam eder. Bir gece komşuları Kim ailesi onları ziyarete gelir. Sohbetin sonuna doğru misafirlerden beklemedik bir şey işitirler: Kim ailesi Güney Kore’ye, Busan şehrine kaçmayı planlamakta ve komşularının kendileriyle birlikte gelmelerini, onların geride kalmamalarını istemektedir. Ancak mesele o kadar basit değildir. Kaçanlar ya hapse atılmaktadır ya da kurşuna dizilmektedir. Sora’nın evinde kaçma fikrinin üzeri örtülse de herkesin aklında, yine bu mesele vardır. Diğer yanda da savaş iyice kızışmış, Kim ailesinden sonra köylerinden birçok aile onlar gibi kaçmıştır. Bu arada Kuzey Kore ordusu da boş durmamaktadır, eli silah tutan tüm erkekleri silah altına girme zorunluluğu çıkarır. Bu yüzden Abahjiyi evin önünde bir çukura gömmek zorunda kalırlar. Vakit hızla ilerlerken radyodan Amerika’nın savaş dahil olduğunu öğrenirler. Artık onlar için de gitme vakti gelmiştir zira tepelerine olmasa da çok yakınlarına bombalar düşmeye başlamıştır. Sora ve ailesi de diğerleri gibi yola koyulur. Fakat şartlar çetindir. Bin bir zorlukla vardıkları bir tepede aniden bir patlama meydana gelir. Her taraf toz duman altındayken görüş alanı nispeten netleştiğinde, Sora ve Youngsoo dışında ailenin diğer fertleri ortadan kaybolmuştur. Abla kardeş için asıl yolculuk esas o zaman başlar. Sora ne olursa olsun Youngsoo’yu Busan’a götürmek konusunda kararlıdır. Sonunda da bunu başarır. Üstelik annesi, küçük kardeş, babası, dayısı, yengesi de sağ salim vaziyette Busan’a çoktan ulaşmış, onları beklemektedir…

Dünya üzerinde gelmiş geçmiş tüm savaşların ayrı bir hikâyesi olduğu gibi dönüp dolaşıp vardıkları nokta yine savaşın kendisi olduğu için konu üzerine yazılıp çizilenlerde çok fazla fark aramanın pek lüzumu yok aslında. Buradaki asıl mesele “nasıl” anlatıldığıdır. Julie Lee de “Kardeşimin Koruyucusu”nda türdeşlerinden farklı bir hikâye anlatmıyor. Ancak Lee’nin sırrı da, “nasıl” anlattığı meselesinde ortaya çıkıyor. Kitabın neredeyse üçte ikisini oluşturan Sora ve Youngsoo’nun yolculuğunu, kısa bölümler halinde, birer kesit gibi sunması ve her kesitte, “Savaşta babamı tanımam,” dedirten kişi ve olaylarla karşılaşmasının dozunu giderek arttırarak okuru daha fazla rahatsız ettirmesine rağmen, o rahatsızlığın “çekiciliği” nedeniyle, diğer yandan da metne daha çabuk kendini kaptırmasını sağlıyor. Yine kitabın genelinde hâkim olan ancak bunu kör göze parmak şeklinde değil, ince ince, net ve kısa ifadelerle totaliter ve despot bir rejimi, büyükler dururken bizzat 10 yaşlarındaki bir kız çocuğundan eleştirmesi, kitabın gerçekliğini artırıyor. Son unsur da Julia Lee’nin o kadar olayı, hiçbir şekilde dramatize etmeden, soğukkanlı bir dille aktarması. Bunların hepsini toparlayınca da elinize aldığınız andan itibaren bırakmaya niyetlenmeyeceğiniz bir roman çıkıyor ortaya.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Roman adları nerelerden alındı?Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nedim Dertli

3 Haziran 2025

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Salgado, kamerasını bir sahne, bir anlatı zemini ve sözcüklere ihtiyaç duymadan etik bir çağrı mekânı olarak kullanır. Belki de bu yüzden onun anadili “fotoğraf”tır.Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde –8 Şubat 1944, Aimorés– seki..

Devamı..

Mişima Efsanesi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024