Depresyon sadece bireysel bir psikopatoloji değil, kültürel ve felsefi bir sorun.
Danimarkalı akademisyen Mikkel Krause’in önemli çalışmaları arasında yerini alan kitap, benzeri türde yazılmış kitaplardan önemli bir farkla ayrılıyor: İçerik boyunca ikisi edebi olmak üzere dört önemli kültürel eseri edit ederek depresyonun sadece bireysel bir psikopatoloji değil, aynı zamanda kültürel ve felsefi bir sorun olduğunu savunuyor ve tartışmaya açıyor.
Ayrıntı Yayınları Lacivert Kitaplar serisinin hangi nefis kitabını hatırlatsam diğeri dışarda kalır. Bu nefis kitaplar serisine Mikkel Krause Franzen’in Depresyonun Estetiği ve Politikası kitabı da eklendi. Çağdaş toplumun psikolojisi, gündemden hiç düşmeyen depresyon hali, estetiği ve ekolojisi üzerine araştırmalar yapan, makaleler yazan Danimarkalı akademisyen Franzen’in en önemli çalışmaları arasında yerini alan kitap, benzeri türde yazılmış kitaplardan önemli bir farkla ayrılıyor: İçerik boyunca ikisi edebi olmak üzere dört önemli kültürel eseri edit ederek depresyonun sadece bireysel bir psikopatoloji değil, aynı zamanda kültürel ve felsefi bir sorun olduğunu savunuyor ve tartışmaya açıyor Mikkel Krause Franzen.
“Depresyon ile çağdaş edebiyat, sanat, sinema ve “genel olarak kültür” arasındaki ilişkiyi incelemek faydalı gözükmektedir. Belirli bir eleştirellik ve güncellik iddiası taşıyan bir kültürel analizin, mutsuzluk ve daha spesifik olarak depresyon sahneleri üzerinde durması gerekmektedir. Bu kitapta David Foster Wallace ve Michel Houellebecq’in kitaplarını, sanatçı Claire Fontine’in eserlerini ve Lars Von Trier’in Melancholia (Melankoli) filmini analiz ederek yapmaya çalıştığım da bu. Depresyonun Estetiği ve politikası bugünün kültürel analizine katkıda bulunmanın bir yolu olarak tasarlanmıştır.”
Giriş kısmında Franzen’in yazdığı bu satırlar kitaba dair merakımın artması için yeterli. Depresyonun, estetiğin ve bunlara ilişkin politikaların çok farklı ele alınacağı bu cümlelerden belli. Bahsi geçen sanatçıların her biri alanlarında çok iyi ve hepsi de çağdaşımız. David Foster Wallace’in ülkemizde yayımlanan üç kitabı (Sicim Teorisi, Bu Su, İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler) Michel Houellebecq’in beş kitabı (Serotonin, Temel Parçacıklar, Harita ve Topraklar, İtaat, H.P Lovecraft Dünyaya Karşı, Hayata Karşı) var. Claire Fontine’e baktığımızda nesnelerle kurduğu ilişkinin ürettiği eserlere yansıması çağın değişimini, hızını, algısını, yaşam biçimini olması gerektiği gibi göstermesi adına önemli. Lars Von Trier sinema adına tam bir usta. Çağımızda tüm psikolojimizin ve duygularımızı gösterme, yansıtma biçimlerimizin değiştiğini düşünürsek ustanın Melankoli filmi üzerine çok konuşmamız lazım gerçekten. Tüm bu detayları bize her ayrıntısı ile Mikkel Krause Franzen anlatıyor.
Depresyonun Estetiği ve Politikası, Batı toplumundaki gelecek kaybı ve sıkışmışlığına dikkat çekiyor. Kitabın dert edindiği odak mesele tam olarak bu diyebilirim. Foster yaşadığı çağa dair odağa aldığı bu meseleleri uzmanlaştığı depresyon, ekoloji, estetik ve politiklar açısından ele alırken bu durumu sanat eserlerinin yansımaları üzerinden katmanlandırmak istemesi çok akıllıca. Ayrıca meseleyi tam anlamıyla anlatmak ve yardımcı olmak adına ne kadar samimi olduğunun göstergesi. Çünkü -rakamsal düzeyde ve yapılan araştırmalarda varılan sonuçlar bazında- depresyon vakalarına ilişkin tanılar bildiğimizin çok çok üzerinde ve çok derinde. İkinci çünkü ise, bu durumu en iyi görebileceğimiz ve idrak edebileceğimiz araç kesinlikle sanat eserleri.
“Depresyonun Estetiği ve Politikası, depresyonun bir kronopatoloji olduğu ve geleceğin (hayal etme yeteneğinin) kaybı ile nitelendiği varsayımına dayanır. Kesin bir geleceğin kaybı değil; tam olarak geleceğin kendisinin kaybı.”
Hem çok incelikli hem de çok çarpıcı, hatta “şok edici” bir tespit. “Geleceğin kendisinin kaybı” dediğiniz an, işte size depresyon, işte size estetize edilememiş bir yaşam vaadi ve tüm bunlar üzerine güdülen ve uygulanan politikalar.
Franzen yazarların kitaplarından yola çıktığında neredeyse bölüm bölüm, sanat eserlerini oluşturan nesnelerden yola çıkıyorsa her girinti, çıkıntı adına; filmden yola çıkıyorsa sahne sahne ilerleyerek anlatıyor depresyonu estetize eden ve politikleştiren meseleleri. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde depresyonun tedavi olasılığına dair önemli soruları bahsi geçen sanat eserleri ile yeniden yorumlayan Frantzen çözümü zor bir karmaşa ile karşı karşıya olduğunu biliyor. Ele aldığı sanat eserleri bu karmaşayı çözecek unsur olarak değil, meselelerin tamamına gerçekçi yaklaşımlar, depresyonla ilgili sorulan sorulara doğru cevaplar olarak var.
“Depresyonun tarihin sona erdiği, geleceğin kapandığı, sonsuza kadar dondurulduğuna dair (patolojik) bir his olduğunu öne sürüyorum. Tüm gelecekleri feshetmiş bir şimdiki zaman.”
Ayrıntı Yayınları Lacivert Kitaplar serisinden yine ve kesinlikle kaynak kitap değerinde Depresyonun Estetiği ve Politikası. Çevirisi için Elif Kayurtar’a teşekkür ederim. Okumanızı mutlaka öneririm.






