" [...] Böylece, tasvirdeki bu sıradan insanlık durumu ve İsa'nın çektiği eziyet karşısındaki kayıtsızlık hâli, resme tanık olanın gözlerinde yavaş yavaş büyüyen, korkunç bir trajediye doğru evriliyor."
1800'lerin başında Fransız orduları Avrupa'yı kasıp kavururken Napolyon, danışmanlarından birine önemli bir görev verdi. Görevi, işgal altındaki ülkelerden sanat eserlerini "aşırmak" ve onları Paris'e getirmekti. Bu kutsal görevi üstlenen isim Vivant Denon'du, yani o zaman daha yeni açılmış meşhur Louvre Müzesi'nin (adı 1809-1815 arasında Napolyon Müzesi olarak değiştirildi) ilk yöneticisi. Yüzlerce sanat eseri bu şekilde yerini Paris'te alacaktı.
Ancak tarih 1815'i gösterdiğinde, Napolyon'un düşüşüyle beraber eserlerin -hepsi olmasa da- pek çoğu eski sahiplerine dönmeye başladı. Geri dönüş bileti alan eserlerden en olağanüstü olanı belki de 16. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olarak anılan Hollandalı Pieter Bruegel'in (baba) imzasını taşıyan Calvary Alayı'ydı. Bugünlerde eser -günümüze kadar ulaşan kırk Bruegel eserinin on biriyle beraber- Viyana Sanat Tarihi Müzesi'nde görenleri büyülüyor. Bu makalede Calvary Alayı'nın bitmek bilmeyen detaylarını mercek altına alacağız.

Figür 1: Pieter Bruegel (baba), Calvary Alayı (1564), ahşap üzerine yağlı boya, Sanat Tarihi Müzesi, Viyana
Genel Hatlarıyla Sahne
Calvary Alayı (1564) Bruegel'in imzasını taşıyan The Wine of Saint Martin's Day eserinden sonraki en büyük resmi. Pek çok diğer resmi gibi, bu resim de muhtemelen Bruegel'in hamisi Nicleas Jonghelinck'in tarafından sipariş üzerine çiziliyor. Eserin boyutu yemek masası kadar, 124 x 170 cm. İlk göze çarpan şey kalabalık bir insan kitlesi. Orta Doğu'dansa Kuzey Avrupa'yı andıran bir coğrafyada yüzlerce karakter görüyoruz. Bu alışılmadık bir sahne seçimi değil. Ondan sonra gelenler için esin kaynağı oluşturan Jan van Eyck'ın çarmıha geriliş tasvirinde de birçok figürün çağdaş kıyafetler giydiğini ve bölgenin Avrupa civarında tanıdık bir yer olarak seçildiğini biliyoruz (Alexander Wied 1980, 126). Ancak Bruegel'in resmindeki keskin gözleme dayalı ince detaylar ve her bir karaktere ustaca aktardığı canlılık, eseri kesinlikle olağanüstü kılıyor.
Eserin boyutu ve resimdeki kalabalık karşısında kaybolmuş hissetmeniz ve asıl olayı kaçırmanız çok olası. Kolayılık olsun diye eseri dörderli üç sıra olmak üzere toplamda on iki bölüme (figür 2) ayırdık. 1. bölüm en sol üstte, 12. bölüm en sağ altta. Bundan sonra odaklandığımız noktalara göre bölüm numaralarını kullanacağız.

Figür 2: Bruegel, Calvary Alayı (numaralandırılmış bölümler 1 -12)
Kargaşa dolu ilk izlenimden kurtulduğumuzda resimdeki anlatının aslında soldan sağa doğru kurulduğunu anlıyoruz. Puslu ufukta zar zor seçilen altın rengine bulanmış surlarıyla şehir (figür 3; bölüm 1) İsa'nın bir önceki gün davasının görüldüğü Kudüs'ün Hollanda versiyonu. Güneş şehrin üzerinde parlıyor, açık tonlu bir hava var, civardaki bitki örtüsü yeşil ve sağlıklı gözüküyor.
Figür 3: Bruegel, Calvary Alayı (surlu şehir detay)
İnsanların şehirden çıktığını, arazilerde yol aldıklarını görüyoruz. Yer yer karşılaştığımız su birikintileri ve çamur bize yakın zamanda yağmur yağdığını gösteriyor. Figürlerin dibinde oluşan uzun gölgelere bakarsak gün henüz yeni ağarıyor diyebiliriz (Michael Francis Gibson, The Mill and the Cross, 12). İnsanlar keskin bir esinti sebebiyle yürürken şapkalarını tutuyor. Sağa doğru devam ettiğimizde kırmızı üniformalı atlıların oluşturduğu çizgiyi takip edip, yüksek sarp kayalıktaki yel değirmenini (bölüm 2) geçince, yerdeki İsa'yla karşılaşıyoruz. Resmin tam ortasında (bölüm 6,7), âdeta gizlenmiş, Haç'ın ağırlığı altında yorgun düşmüş. Onun biraz önünde, kağnıda beti benzi atmış iki hırsız oturuyor. Onların tam üzerindeki gökyüzü uğursuz kara bulutlarla kaplı (bölüm 3).
İnfazın yapıldığı yerde iyi manzara bulmak isteyen kalabalık sağ üstte uzakta bulunan Calvary tepesinde yerini almış bile (bölüm 4). Sağ ön tarafta ise Meryem ve kutsal heyeti tüm bu olanlara sırtını dönmüş yas tutuyorlar (bölüm 11, 12). Resmin bu kısmında hiç yeşillik yok. Bizi sadece cansız ağaç kütüğünün üzerinde korkunç bir işkence çarkı ve onun önündeki öküz kafatası (bölüm 4, 8) karşılıyor. Yine uzakta Calvary tepesi tarafında cılız ağaçlar hayal meyal seçiliyor. Yaşamdan (resmin solu) ölüme (resmin sağı) geçiş bundan daha açıkça gösterilemezdi.
Resmin sol üst kısmına baskın element olağanüstü sarp kayalık (figür 4; bölüm 2). Bu tarz kayalıklar, Flaman resimlerinde tepede genellikle Haç taşır. Bruegel'in versiyonunda Haç olması gereken yerde resimde dağınık bir şekilde bulabileceğimiz işkence çarklarını andıran bir platform üzerinde yel değirmeni var.

Figür 4: Bruegel, Calvary Alayı (değirmen detay)
Komposizyon anlamında Bruegel'in yel değirmeni, resimdeki tüm hareketin değirmenin kanatlarında aynalanarak etrafında yavaşça döndüğü bir eksen görevi görüyor. Ancak değirmenin altında yatan daha derin bir anlam olabileceğini düşünen pek çok eleştirmen var. Bir teoriye göre, yel değirmeni seçimi politik bir seçim. Çünkü işgalci İspanyol yönetimine karşı Flandra'nın göklerde dalgalanmaya devam eden bayrağı olarak yel değirmeni güçlü bir simge görevi görüyor. Ya da belki de Micheal Gibson'ın da dediği gibi dinî metafor olabilir. Tıpkı Kilise kurumunun kayalık üzerine temellendirilmesi gibi yel değirmeni de haç şeklindeki kanatlarıyla bir katedral kulesine benzetilebilir.
Elbette, yel değirmeni daha kozmolojik olarak da okunablilir. Resme baktığımızda dünyanın dönüşünün tanık olduğu tufan ve yenilenme döngülerini hissedebiliriz. Belki de yel değirmeni, Tanrı'nın göklerdeki her şeyi gören gözüdür.

Figür 5: Bruegel, Calvary Alayı (işkence çarkları detay)
İnsanlar çoktan büyük bir çember oluşturmuş (Figür 6; bölüm 4). Kalabalığın içinde birçok çocuk, köpek, at da mevcut. İki hırsızın gerileceği çarmıhlar hazırlanmış. Çarmıhların dik duruşları arkalarındaki ağaç gövdeleri ve işkence çarklarıyla yankılanıyor. Bir işçi, İsa'nın gerileceği çarmıh için çukur kazıyor. Kırmızı üniformalı bir asker heyecanlı kalabalığı geride tutmaya çalışıyor.

Figür 6: Bruegel, Calvary Alayı (infaz yeri detay)
İsa'nın düştüğü yer gibi, burası da gözden kaçacak bir yer. Ama bu sefer sebep, tepenin izleyiciden çok uzakta olması. Bunun farkında olan Bruegel önlemini alıyor. Gözlerimiz, resmin en sağındaki işkence çarkının yanından kalabalığa katılmak için tepeyi tırmanan insanları takip ediyor. Esintiyle beraber dalgalanan ceset kalıntılarının başında tüneyen karga gibi seyirci kalabalığı birikiyor. Gözlerimiz bu birbirini aynalayan motifler karşısında istemsizce infazın yapılacağı yere doğru çekiliyor.

Figür 7: Bruegel, Calvary Alayı (işkence çarkı ve kuş detay)
İsa, Hırsızlar ve Askerler
İsa ve Hırsızlar
Resmin tam ortasında olsa da İsa'yı bulmak kolay değil (Figür 6; bölüm 6, 7; baş karakterin saklanıldığı bu teknik Bruegel'in diğer resimlerinde de sıkça karşılaştığımız bir teknik). Sadece bulmak değil, tanımak da çok zor. Alışık olduğumuz kutsal motiflerin hiçbiri resmedilmemiş. Ne hale, ne ruhani bir ışık ne de Tanrı'nın oğlu olduğuna dair bir emare var. Sadece kafasında işkence için takılmış olan dikenli taç var. İsa'yı bir dikenli taçtan, bir de ağırlığı altında ezildiği çarmıhtan ancak tanıyabiliyoruz. Çevresine baktığımızda bir karışıklık söz konusu. İnfazcılardan bazıları çarmıhı çekmeye çalışırken kimisi ittiriyor, hatta birisi üzerine dik açıyla ayağını koymuş, yere doğru bastırıyor. Neredeyse hiç kimse İsa'ya bakmıyor. İsa'nın resimdeki boyutunu ve kimsenin ona bakmayışını göz önünde bulundurduğumuzda tüm bunların İsa'nın çektiği eziyet karşısındaki genel kayıtsızlığı vurguladığını söyleyebiliriz.

Figür 8: Bruegel, Calvary Alayı (İsa ve çarmıh detay)
İncil'e göre, İsa iki hırsızla beraber çarmıha gerildi (Matt 27:44; Luke 23:39-43). Bu iki hırsızdan kendi çarmıhlarını taşımaları beklenmiyor, sadece at arabasında oturmaları isteniyor. Biri Dominik diğeri Francis rahibi olmak üzere iki rahip onlara eşlik ediyor (Figür 9, bölüm 7). İki hırsızın da beti benzi atmış. Kül rengine dönmüş suratıyla öndeki hırsız boş bir şekilde gökyüzüne bakıyor, diğerinin kafası bulanık. Arkada oturan elinde sıkıca bir haç tutuyor. Ancak İsa henüz çarmıha gerilmemesine rağmen arkada oturan hırsızın elinde haç olması alışılmadık bir anakronizm örneği (Gibson, 84).

Figür 9: Bruegel, Calvary Alayı (at arabasında hırsızlar detay)
Kırmızı üniformalılar aynı zamanda kompozisyon anlamında önemli görevler de üstleniyor. Kırmızı askerler resimdeki soldan sağa hareket yönünü belirten bir yol gibi resmin bir tarafından diğer tarafına uzanıyorlar.
Seyirciler

Figür 10: Bruegel, Calvary Alayı (Cyreneli Simon detay)

Figür 11: Bruegel, Calvary Alayı (seyyar satıcı detay)

Fig 12: Bruegel, Calvary Alayı (işkence çarkının yanındaki insanlar detay)

Fig 13: Bruegel, Calvary Alayı (kutsal heyet detay)

Fig 14: Bruegel, Calvary Alayı (yas tutan kadınlar detay)
Resimde yer yer dağınık çocuk figürleri görüyoruz. Çocukların etraflarında olan bitenlerden haberleri yok gibi. Kimisi (değirmenin solunda) çamurda gülüp oynuyor (bölüm 5, 6), kimisi çamur göletinde kendine tepe inşa etmeye çalışıyor. Kimisi bebek kardeşi kucağında kuru yere gitmeye çalışırken, kimisi ne kadar çamur topladıklarını sayıyor.

Figür 15: Bruegel, Calvary Alayı (şapkalarını tutan insanlar, göletteki çocuklar detay)

Figür 16: Bruegel, Calvary Alayı (göletteki kız detay)

Figür 17: Bruegel, Calvary Alayı (İsa'nın arkasındaki çocuklar detay)
Sonuç
Konularını geleneksel dinî figürlerden seçen diğer birçok ressamın aksine Bruegel, İncil anlatısını çağdaş gündelik yaşam üzerinden kuruyor. Sahne olarak Kudüs yerine tanıdık Flandra manzarasını seçiyor. Çeşit çeşit işlerle meşgul yerel halkı ve onların gündelik yaşamını dikkatli gözleme dayanan bir takdirle tasvir ediyor. Resmin temelinde sıradan insanları oldukları gibi yansıtma isteği mevcut olduğu için Bruegel, kutsal ve ilahi motiflerden uzak duruyor. Böylece, tasvirdeki bu sıradan insanlık durumu ve İsa'nın çektiği eziyet karşısındaki kayıtsızlık hâli, resme tanık olanın gözlerinde yavaş yavaş büyüyen, korkunç bir trajediye doğru evriliyor.
(Philip McCouat'ın “All Life is Here” makalesininin orjinali için: Art in Society)






