Yunanistan tıpkı Türkiye gibi, şiir okurundan çok şiir yazanı bol olan ve yayınlanan şiirlerin niceliği kadar niteliği karşısında da diğer edebiyat türlerinin geride kaldığı bir ülke.
Modern Elence Şiir’in, daha 18. yüzyıl sonlarındaki doğum yıllarından itibaren, Avrupa ve Dünya Edebiyatı içinde hep İlkçağ Elen Şiiri’nin gölgesinde okunuşu yetmiyormuş gibi, 20. yüzyılda da uluslararası ölçekte birçok önemli şair yetiştirmesi, Günümüz Yunanistan Şiiri için aşılması güç yükseklikte bir çıta oluşturuyor.
Hatırlayacak olursak, hepsi de dünya şiiri içinde belli bir yer elde eden Kostis Palamas (1859-1943), Konstantinos Kavafis (1863-1933), Angelos Sikelianos (1884-1951), Yorgos Seferis (1900-1971), Yiannis Ritsos (1909-1990), Odysseus Elitis (1911-1996), Takis Sinopouleos (1917-1981), Manolis Anagnostakis (1925-2005) gibi şairler 20. yüzyıl boyunca art arda birbirine ulanıp, Modern Elence Şiir’e, Rigas Feraios (1757-1798), Andreas Kalvos (1792-1869), Dionysios Solomos (1798-1857), Aristotelis Valaoritis (1824-1879) vd. öncü şairler sonrasındaki ikinci altın çağını yaşatmıştı.
Son yüzyıldaki altın çağın devamcısı olup, Elenceyi, şiirleriyle büyülü bir şekilde yeniden yaratan ve birçok dile çevrilip uluslararası kabul gören ilk önemli modern kadın şair Katerina-Angelaki Rouk (d.1939) ise, bu yazımız editöre gönderileceği sırada hayatını kaybedecek (21 Ocak 2020) ve böylece bir devir kapanmış olacaktı. Ancak her devir kapanırken yine de onu sürdürüp geçmişi geleceğe bağlayan birileri bulunur. Günümüzde de, ileri yaşlarında Yunanistan şiirinde beklenmedik bir rüzgâr estiren bir başka kadın şair Kiki Dimoulas (d.1931) ile gençlere taş çıkaracak bir dinamizmle Atina’nın şiir muhitinde yer alan Yiannis Ritsos’un hapishane arkadaşı Titos Patriakos’un (d.1928) adlarını da anmadan geçmemek gerekecek. Yanı sıra, hem uluslararası ölçekteki hem ülkedeki şiir etkinlikleriyle kurumsallaşan Dinos Siotis (d. 1944) ve İstanbul kökenli bir aileden gelen Yorgos Chronas (d. 1948) gibi 1940’larda doğmuş birkaç duayen şair ve edebiyat insanı da vardır.
1950’li, 1960’lı yıllarda doğan kuşağa, yani yaşları aşağı yukarı 50-70 arasında değişen birbirinden parlak ve donanımlı Yunan şairlerine gelince: Doğrusu kendilerinden öncekileri aşabildiklerini söylemek oldukça zor. Birer Dünya Şairi görünümündeki önceki Yunan şairleri karşısında, daha baştan geride kalmaya yazgılı gibiydiler. Örneğin Haris Vlavianos’a (d. 1957), Yannis Tzanetakis (d. 1956) , Panayotis Ioannides (d. 1967), İrini Rinioti (d. 1964), Sotiris Pastakas (d.1954), Dimitris Kosmopoulos (1964), Katerina İliopoulou (d.1967) vd., bir bakıma Yunanistan şiirinin yenilenmesi için birikimler sağlamak, dünya ile aralarında iki taraflı kapılar açmak yönünde rol oynadılar. Kimisinin şiirinden 2000’lerin başında Türkiye dergilerine birkaç çeviri de yaptığım bu şairler, aslında oldukça kalabalıktır. Ama konumuzu dağıtmamak için adlarını sıralamayı da, şiir dönemlerinin analizini de bir kenara bırakıp, onları yalnızca Günümüz Yunanistan Şiiri açısından ele alalım: Sözkonusu şairler, geçmiş ile bugün arasında, daha önce varolmayan yeni köprüler inşa ettiler. Büyük çoğunluğu dergiler yayımlayarak, arşivler yaratarak, derlemeler ve çeviriler yaparak, daha önceleri olmadığı kadar çok ve farklı şiir anlayışını, yeni yeni şiirsel tarzlar ile kaynakları ve pek bilinmeyen yabancı şairleri Yunanistan’ın şiir dünyasına tanıtarak, ayrıca uluslararası nitelikteki şiir festival ve toplantılarını kurumsallaştırarak bugünkü kuşağa sağlam bir zemin hazırladı.
Peki, bugünküler, yani 1970’li, 1980’li yıllarda doğanlar büyük ölçüde hazır buldukları bu yeni zemin üzerinden hareketle Yunanistan şiirinin ikinci altın çağına ait şairleri aşabildiler mi? Şimdi 40’lı, 30’lu yaşlarda olup şiir ortamının en aktif şairleri olarak görülenler, öncüllerini henüz aşamamış olsalar bile, ileride o yüksek çıtaya erişeceklerine dair ipucu veriyorlar mı?.. Yazımızın başlığında "Dünya Şiirinin Uyuyan Prensi" dense de, süregiden uyku halinde görülen rüyanın değişmeye başladığı söylenebilir: İzlekleri, üslupları, seçtikleri kaynaklar, sözdağarcığı ve sesleriyle kendilerinden önceki şairlerden farklılaşıyor, eskilerin Yunan tarihi kadar ağır şiirsel gündemleri gibi, şu ya da bu biçimde kendini gösteren epik veya lirik tarzlarını, geleneksel biçimlerini hem daha kişiselleşmiş, hem daha hafif, esprili, yalın, hem de daha Dünyalı yaklaşımlarla ve has şair doğasına mahsus bir özgüvenle güncelliyorlar.
Öte yandan, bugünün Yunanistan Şiiri geçmişte olmadığı kadar çok ve oldukça da iyi şiir yazıp birçok dile çevrilen kadın şairleriyle dikkat çekiyor. Yunanistan’ın öteden beri Türkiye’ye kıyasla daha fazla sayıda kadın şairi vardı, ama bunlar, erkek-egemen-ideolojisinin başat olduğu önceki dönemlerde şiir tarihinde hak ettikleri yeri yeterince alamamışlardı. Şimdi ise, Yunan şiirindeki yeni dinamiklere kadın şairlerin de öncülük ettiği söylenebilir. Bu nedenle uyukusundan uyanınca belki de ona "Prens" değil, "Prenses" dememiz gerekecek.
1970’li ve 1980’li yıllarda doğanların etkin olduğu bu yeni dönemde hangi kadın şairler var? Şiirlerini aşağıda bulacağınız Anna Griva (d. 1985), Lena Kallergi (d. 1978), Eftychia Panayiotou (d. 1980) ve Krystalli Glyniadakis (d. 1979) dışında, Danae Sioziou (d. 1987), Pavlina Marvin (d. 1987), Elena Polygeni (d. 1979), Anastasia Gkitsi (d. 1976), Eleni Suela Douksi (d. 1979), Dimitra Kotoula (d. 1974), Konstantina Korryvanti (d. 1989), İrini Margariti (d. 1979), Eleni Aleksiou (d. 1980), Myrsini Gana (d. 1983), Angeliki Sigourou (d. 1973), Lina Fytili (d. 1974), Maria Koulouri (d. 1975), Eleni Tzatzimaki (d. 1986), Eleftheria Kyritsi (d. 1979), Mairi Kligatsi (d. 1985), Eleni Vlendza (d. 1987)... Ve onlar yanındaki erkek şairler: Yazı içinde şiirlerine yer verilen Stamatis Polenakis (d. 1970), Yannis Stiggas (d. 1977), Haris Iosif (d. 1972), Thomas İoannou (d. 1979), Jazra Haled (d. 1979), Aleksios Mainas (d. 1976), Nikos Fildisis (d. 1987), Harilaos Nikolaidis (d. 1986), ve şiir örneklerine yer verilemeyen Thomas Tsalapatis (d. 1984), Z. D. Ainalis (d. 1982), Dimitris Petrou (d.1970), Haris Psarras (d. 1982), Dimitris Karakitsos (d. 1979), Yiorgos Alisanoglou (d. 1975), Yannis Dukas (d. 1981), Fanis Papageorgiou (d. 1986), Nikos Erinakis (d. 1988), Vasilis Amanatitis (d. 1970), Doukas Kapantais (d. 1971), Stathis Antoniou (d. 1982), Yannis Moundelas (d. 1982), Apostolos Thivaios (d. 1980), Theodoros Rakopoulos (d. 1981), Kyriakos Sifiltzioglou (d. 1983), Yorgos Stergiopoulos (d.1985), Hristos Siorikis (d. 1989), Thanos Gogos (d. 1985), Yiorgos Previdourakis (d. 1977), Orfeas Apergis (d. 1974)...
Yunanistan tıpkı Türkiye gibi, şiir okurundan çok şiir yazanı bol olan ve yayınlanan şiirlerin niceliği kadar niteliği karşısında da diğer edebiyat türlerinin geride kaldığı bir ülke. Dolayısıyla yukarıda anılan şairlere iki kat fazlası eklenebilir. Türkiye edebiyatı ile kıyasla, herkesin şairliğe soyunması açısından aralarında benzerlik bulunsa da, konu düzyazına gelince, Yunanistan’da romandan çok öykü, oyun, deneme kitapları daha yerleşik görünüyor. Nitekim, öykü ve oyun türlerine ait biçimsel ve kurgusal yanlar ya da deneme konusu sayılabilecek izlekler şiire yansıyabiliyor. Herhalde, postmodern edebiyat ve disiplinlerarası sanatlar çağında yaşıyor olmamızın da bunda payı var.
Günümüz Yunanistan Şiiri’yle ilgili yine kabaca bir gözlemle söylenebilecek şeylerden biri de, tıpkı tüm ülkeyi istila eden grafitiler gibi, şiirin giderek daha çok sokakta oluşudur. Artık mitlerle, eski tanrılarla, tarihin yıkıntılarıyla bir tragedya kahramanı olarak uğraşmayı bırakmış, ya da daha doğru bir değişle, şöyle derin bir nefes alıp gülümseme ihtiyacıyla onlarla günlük hayat doğrultusunda farklı bir ilişki kurmuş gibidir. Bugünkü Yunan şairleri küresel dünyayla, onun genel şiirsel mirası ve yönelimleriyle içli dışlıdır. Bu bakımdan Türkiye’deki şiir ortamına göre dünya ile daha bir denklik içindedirler. Şiir gruplaşmalarına rağmen her bir şair esasen kendincedir. Bu gruplaşmalar, genellikle edebiyat-şiir dergileri ile yayınevleri, ki bunlardan bazısı internet üzerindendir, ayrıca şiir atölyeleri ve çeviri projeleri etrafındadır. Ama öyle aynılık arzeden grup şairleri yoktur, kendi kişisel poetikasını kurmaya çalışan farklı farklı şairler vardır. Yine de bir genelleme yapacaksak diyebiliriz ki, Günümüz Yunanistan Şiiri belki eskisine göre daha rahat, daha alaycıdır, ama eskisi kadar da duyarlı ve isyankârdır. Şimdilerde Kavafis, Elitis, Seferis kadar sabırlı, öyle kılı kırk yaran şair bulmak her ne kadar pek kolay olmasa da, karşımızda kendini iyi eğitmiş, çok yönlü kültürel birikimlere sahip ve dünyaya açılmış ümit verici genç şairler vardır.
Bu şairlerin neredeyse hepsinin Avrupa ülkelerinde eğitim görmesi ya da belli dönemlerde Avrupa’nın değişik kültür kentlerinde yaşayıp önemli şiir etkinliklerinde yer alması büyük ölçüde Yunanistan’ın AB üyesi olması, dolayısıyla Elencenin Avrupa dili sayılması sayesindedir. Öte yandan Yunanistan, şiir dahil sanata Türkiye’deki gibi siyasi baskı uygulamaksızın özerk kurumlar aracılığıyla kendi maddi gücüne göre destek fonları sunan, Fransa’yla boy ölçüşemese bile sanatçı ve şairlerine belli sayıda emeklilik maaşı bağlayan bir ülkedir. Bu türden olanaklara Türk şairlerinden daha fazla sahip bulunan yeni kuşak Yunan şairleri Kıta Avrupa’sında görece yaygın bir dolaşımdadır. Bir taraftansa Kıta Avrupası yerine giderek Anglo-Amerikan şiirinden etkilenmeleri söz konusudur. Bunun öncülü sayılan Katerina-Angelaki Rouk’un en olgun izleyicilerinden Yiannis Stiggas, biraz da Anglo-Amerikan etkisinin işareti olarak ülkenin gözde şairlerinden biri sayılıyor.
***
Yannis Stiggas’ın şiiri, metinler-arası referanslarla örülü, çoğu kez daldan dala atlayıp uzayan bölümleriyle okuru şaşırtan, hem dili hem kurgusuyla özenli ve görsel imgeleriyle öne çıkan özellikler taşıyor. Barındırdığı şiirsel durumların ve bilgilerin çeşitlilik ve derinliği etkileyicidir. Konuşma dilini, tondan tona akan vurgularla şiirselleştirme becerisi de vurgulanmalıdır. İngilizce şiirle akrabalığı İngilizceye yaygın çevrilmesinde pay sahibi olmalıdır. Anglo-Amerikan şairleri dışında referans yaptığı bir başka şair Paul Celan’dır. Yayınlanan 7 şiir kitabı, kazandığı ödüller ve çevrildiği dillerle kendi kuşağından şairler arasında öndegelen Yannis Stiggas, yeni dönem Yunan şairleri arasındaki en popüler mesleklerden olan tıp doktorluğuyla hayatını kazanıyor.
O arada şunu da söylemiş olalım ki, onun isimdaşı Yiannis Ritsos öleli beri, hiçbir Yunan şairi telif ya da kitapları etrafındaki gelirlerle yaşayamıyor. Çoğu doktorluktan, tıp ve biyoloji gibi fenni mesleklerden ya da üniversitelerden, eğitim-kültür kurumlarındaki işlerinden para kazanabiliyor. Son ekonomik kriz yüzünden en yerleşik Yunan şairleri bile telif talebinden vazgeçmek, gençler ise bazen baskı giderine katkı yapmak şartıyla kitap yayımlatmak durumuna düşüyor. Yannis Stiggas gibi bir ‘kehanette’ bulunacaksak, zaman zaman imdada yetişen AB fon desteklerine rağmen bu durumun bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Bununla beraber Yunanistan’da yayımlanan şiir kitaplarının halen Avrupa’daki en güzel yayıncılık örneklerinden olup, seçkin tasarımlarıyla, kaliteli kâğıtlarıyla, özenli baskılarıyla şiire değer katacak biçimde okura sunulduğu da bir gerçek.
YANNİS STİGGAS (d. 1977)
KENDİNİ KÖPÜRTTÜKÇE KEYİFLENEN KEHANET
Sen, oradaki, sesimi ver bana
hatta yiyecek birşeyim olmasa da
çünkü güzeldir gövdeler önden, arkadan da
(tekilden çoğula ve gerisi)
Üfürülen nefesle kurulan köprü güzeldir
(titrekçe ya da sert —önemi yok—
iki misli daha güzeldir bunun önemsizliği)
Çiçekler mesela güzel bir bilmece
Ama bir zaman gelecek
herşey bir an içinde sıkışıp kalacak
ve yıkıntıya dönüşen tüm görüntüleri
Sibirya’ya çevirecek.
bu dediğim yaz tatilcileri için geçerlidir
geriye kalanımız başka biçimde havaya uçurulacak
bir gün birisi
pamukipliğiyle tutturulmuş bir dikiş bulacak cennette
ve onu çekecek
ve meleklerin olanca bisikleti aşağıya düşecek
Hepsi düşecek
gerçekten, bu dediğim olacak.
***
Jazra Haled’in adına bakarak Yunan kökenli olmadığı sanılmasın, bu onun şiirlerinde kullandığı müstear isim ve gerçek Elence adı gibi, fotoğraflarını da kamuoyu ile paylaşmıyor. Bu tutumunun içine kapanık, eksantrik bir birey doğasına bağlı olduğu da sanılmasın. Muhtemelen şu anda yalnızca Yunanistan’ın değil, ama bütün Balkanlar’ın en politik ya da doğrudan toplumsal olanla ilişkili şiirlerini yazıyor. Şiir gruplarından çok anti-faşist, sistem-karşıtı gruplar içerisinde şiirsel ve sanatsal üretimde bulunuyor. Türkiye’de politikaya bağlanan şairlerin genellikle özgün poetik değerleri kaybedip anakronistik ve anonimleşmiş bir slogancı şiire yönelmesinden hareketle, onun şiirinin de buna tekabül ettiği de sanılmasın. Bir çeşit çağdaş rap ritmiyle, Amerika’dan Rusya’ya uzanan Protest Şiir’in renkli mirasıyla harmanlanmış ve Elence şiir geleneğinde özgünlüğüyle öne çıkan şiirler yazıyor. Rusya nereden çıktı? Çünkü Yunanistan iç savaşında partizan olup yenilince kendini eski Sovyetler Birliği’nde bulan bir ailenin çocuğu olarak Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de doğdu. Avrupa’daki göçmen sorunlarıyla ilgili yaptığı kısa metrajlı ve şiirli filmleri Paris’te ödül kazandı, Balkan ve Akdeniz film ve şiir festivallerinde gündem oluşturdu. Atina’da Teflon dergisini yayınlayan Jazra Haled’in çoğu şiiri görece uzun, bazen de düzyazı-şiire yakınsa da, bu mütevazı yazımız çerçevesinde diğer bütün şairler gibi ondan da ancak kısa bir şiir çevrilebildi.
JAZRA HALED (d. 1979)
ATİNA’DA Bİ’YERLERDE
Atina’da bi’ yerlerde günlerden Altı Aralık
Önce bir polisi öldürür çocuğun biri
Atina’da bi’ yerlerde günlerden Yedi Aralık
Birer ikişer yakılıverir caddelerdeki bankalar
Atina’da bi’ yerlerde günlerden Sekiz Aralık
Meclis’in harabelerinde hadi bir dans
Atina’da bi’ yerlerde günlerden Dokuz Aralık
Şairler övgü yağdırır sokaklarda tutuşan ateşe
Atina’da bi’ yerlerde günlerden Hiç Aralık
İsyancılar şehrin kulesindeki saati de vurur
***
Eftychia Panayiotou’yu diğer şairlerden farklı kılan özelliklerden biri Jazra Haled gibi başka bir ülkede doğmasıdır. Onun, Yunanistan şiiriyle bütünleşmiş bir Kıbrıslı oluşu ve Elence şiire pek aşinası olmadıkları Kıbrıs’ın modern şairlerinden Kostas Montis’in havasını taşımasıyla dikkat çekiyor. Bu da, Yannis Stiggas’ta olduğu gibi, dolaylı olarak İngilizce şiire ilişkin kimi yanlarını ortaya koyuyor. Çünkü İngiliz yönetimi altındaki modern İskenderiye diasporası şairleri gibi narativ ve kısa şiirleri ihtiva eden bir şiir geleneğini temsil ediyor. Bilindiği gibi bunun en seçkin örneği Konstantinos Kavafis’tir. Yunanca şiirin farklı tatları da Kıbrıs ile İskenderiye diasporasından, yanı sıra İstanbul ve bazı adalardan geliyor. Her vakit güçlü diaspora geleneği olan Yunan şiirinin, artık İskenderiye’si olmadığı gibi, İstanbul’u da yok. Ama Paris, Berlin, Bergen, Londra, Sidney, San Francisco, New York gibi yeni diasporaları var. Ülke içinde ise Atina dışında Selanik, Patras, Larissa, Ksanti, Girit, Siros, Midillini şiir etkinlikleriyle öne çıkıyor. Eftychia Panayiotou’nun geldiği Lefkoşa’nın konumu ise bir tuhaftır: Orası ne Yunanistan’dır, ne diaspora, ama en yoğun Elence şiir yaratıcılık ve etkinliklerinin sürdüğü yerlerden birisi olarak Günümüz Yunanistan Şiiri’ne katkı yaparken, eski İskenderiye’den öte taa Pontus kadar da başkadır. Genellikle kadın duyarlıklarına eğilen Eftychia Panayiotou’ya gelince, yeni Britanya şairlerinden kimileri ve günümüz dünya şiirinin öndegelen isimlerinden Kanadalı Anne Carson dahil birçok Anglo-Amerikan-Kanada şairinin çevirmenidir. Yanı sıra Atina’da edebiyat konusunda çalışan bir akademisyendir.
EFTYCHİA PANAYİOTOU (d. 1980)
AYAĞA KALKMADAN ÖNCE
Tavusun kanatlarını istemiyorum deme,
vals pistinde yerleri süpüren elbise.
Ve eğer soluk soluğa dansını kesmişse
seyirciler arasındaki pek yürekli birisi
birden yıkılırcasına atılıverip önüne
seni fethetmeye kalkıştığını da söyleme,
çünkü diz çökmüş ya senin karşında!..
***
Nikos Fildisis, tümüyle Peloponesli bir aileden gelmesine rağmen, yüzyıllar öncesinden kalan Türkçe soyadını (Fildişi) muhafaza eden edebiyat insanlarının herhalde en gencidir. Yunanistan, İngiltere ve ABD’de biyoloji eğitimi gören ve üçüncü kitabını yayınlamaya hazırlanan bu genç şair, genellikle kısa kısa ve iç içe geçmiş, hikâyesi kadar iç sesleri ve dil kullanımlarıyla öne çıkan, ayrıca buradaki örnekte olduğu gibi erotik deneyimlerle, farklı cinsel tercihlerin duygulanımlarıyla beslenen şiirler yazıyor.
NİKOS FİLDİSİS (d. 1987)
GELİŞİGÜZELLİKLER
Ben
çok gencim henüz
ama dışarı açıldığım ilk geceden
yatakta buldum kendimi birçok yabancı
rüyayla.
Neyse ki göründü
rüyanın sonunda bana
yataktaki herkesten daha iyi birisi,
en çok benzeyeni
adama.
***
Thomas Ioannou, Atina ve Selanik gibi büyük kentler dışında yaşadığı halde, Yunanistan’da olduğu kadar Avrupa ölçeğinde de şair olarak adını duyurabilen yeni kuşak temsilcilerindendir. Preveze kentinde nörolog doktor olarak çalışırken, gerek dergiler, gerekse internet üzerinden şiirlerini yayınlamaya ve yabancı dillerde de yayımlanmaya devam ediyor. 2011’de basılan ve gerek içeriği, gerekse biçimiyle günümüz Yunanistan şiirindeki genel eğilimleri yansıtan ilk şiir kitabıyla Ulusal Şiir Ödülü’nü kazandı.
THOMAS İOANNOU (d. 1979)
GÜNÜ YAKALAMAKTA GEÇ KALDIN
Günü yakalamakta geç kaldın
Zaman geçiyor motorsiklet üstünde
Ve sen yatakta debelenip duruyorsun
Sevilesi bir bacağı
Arayarak.
Doğan gün
Yerlerde sürünürken bulacak seni
Girmeye çalışırken
Uyukunun içinde derin bir deliğe.
***
Madrid’de İspanyol Edebiyatı eğitimi gören ve bir süre İrlanda’da yaşayan Ulusal Şiir Ödülü sahibi Stamatis Polenakis, günümüzün önemli Yunanistan şairlerinden sayılıyor. Birçok şiir kitabı yanında, Emily Dickons’un Son Düşü adlı monoloğu dahil olmak üzere çok sayıda tiyatro ve radyo-televizyon eseri var. Tiyatro, Stamathis Polenakis’in baba mesleğidir. Avrupa’daki birçok başka ülkenin tersine Yunanistan’da tiyatro halen oldukça yaygın ve en kötü kriz döneminde bile kapılarını kapatmayan izleyicisi bol bir sanat olduğundan, en iyi oyun yazarlarından biri olarak yaptığı isim ve Yunan Ulusal Tiyatrosu tarafından sık sık sahnelenmesi onun kurumsallaşmasına katkı yapmış olmalıdır. Öte yandan, Yiannis Stiggas gibi öndegelen yeni bir Yunan şairi sıfatıyla gördüğü kabul dışında Avrupa dillerine de çevirilen ve uluslararası şiir-edebiyat etkinliklerine katılan bir şairdir. Stamatis Polenakis, güçlü bir sesle ve kendiliğinden söylenmişçesine okuyucuyu derinliğine etkileyen üslubuyla dikkat çekiyor. Kendine has birer metaforlar olarak yarattığı etkileyici ve özgün imgelerin sahibidir. Genellikle küresel referansları olan ve insanlığı sarsan yıkımları konu alan, ayrıca İngilizce ile İspanyolca dizeler ya da göndermeler içeren şiirlerindeki çarpıcı imgeler yanında konuşma dilinin kıvraklığı ve görsel sanatın izleri de vardır. Anna Griva gibi Yunan mitolojisine özgü biçimlerde atıf yapmayı sürdüren şairlerdendir. İzleğinden kuruluşuna, üslubundan diline uzanan bu özgülüğünü Elencenin şiir geleneğine bağlama becerisi de sanırım vurgulanması gereken bir özelliği.
STAMATİS POLENAKİS (d. 1970)
BİLDİĞİM HİÇBİRŞEY YOK YARIN NE GETİRECEK
Bidiğim hiçbirşey yok yarın ne getirecek.
Ben şair Fernando Pessoa
varolan bütün kişlerin hepsiyim
gördüğüm rüyada, gözyaşlarıyla dolu
gözleriyim annemin, ben binlerce binlercesiyim
Lizbon depreminde yokolup gidenlerin
ve hasta bir köpek gibi dolanıp duranım yıkıntılarda.
Ben Ricardo Reis, ben Bernardo Soares
ve daha birçokları ki hatırlamıyorum bile adlarını.
Terkedilmiş bir evin içinde
lamba yakan biriyim. Yok ben
değilim, bir başkası, bu hastahane yatağında
olmak bile başlı başına bir acı —Ι know not
what tomorrow will bring—
Bugün ölmekte olan bir adamım yalnızca.
***
Atina’da Yunan Edebiyatı, Roma’da ise Edebiyat Tarihi okuyan Anna Griva yeni dönemin dikkat çeken bir başka şairidir. İtalyan Edebiyatı üstüne yükseklisans yaparak İtalyanca şiirden, özellikle kadınlar etrafındaki eserlerden çeviriler yayınladı. Kendi şiirleri de İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Almanca gibi dillere çevrildi. Bugüne dek 5 şiir kitabı yayınlayan şair, Günümüz Yunanistan Şiiri’nde bir ekol sayılarak “Farmakon” adıyla anılan hayvanlar, bitkiler etrafındaki şiir kitaplarıyla, çevre ile insanı birlikte ele alan, aynı zamanda Yunan ve Avrupa edebiyat ve kültürüne çoğul göndermeler içeren şiirleriyle tanınıyor. Aslında hayvanlar üzerinden konuşan ve mitolojik anlatılar ile fabllardan esinlenen şiir türü, Yunan Cunta’sı dönemindeki ağır siyasi baskılara karşı eski kuşaktan kimi kadın şairler tarafından geliştirilmişti. Anna Griva ise günümüzde bunun olgun örneklerini veriyor. Elen mitolojisinin Tanrı ve Tanrıçalarını ise ölümlerinden sonra düştükleri duruma göre konuşturuyor. Açık Üniversite’de Yaratıcı Yazın kursları sunan şair, çeşitli çeviri, şiir ve disiplinlerarası edebiyat ve sanat gruplarında da aktiftir.
ANNA GRİVA (d. 1985)
VARILACAK YER
Argonatların açtığı yelkeni arıyorum
ceviz kabuklarında,
bir de onları yedim miydi bir iki üç
Kaf Dağı’ndaki Kolkhis
ve hatıraların vahşi altın-postu
ışıyacak içimde.
Tartılabileceğim bir avlu arıyorum
başkaldıran bu kafam ile
taş bir duvarı
demir bir kapıyı
ve çarpık bir anahtar dönüyor
ama dişsiz.
İkiz kızkardeşimi arıyorum
hayatlarımızı değiş tokuş edelim
ve o karanlık gölgeme
bağlanarak
tavan-penceresinden süzülüp gittiğimde
kimse göremesin beni.
***
Anna Griva’nın ‘Argonatlar’ının yol aldığı denizle bağlantılı bir başka şaire geçecek olursak: Baba tarafı Pontus (Trabzon) kökenli Haris İosif Paris’te doğdu ve Selanik, Manchester, Chicago, Oxford üniversitelerinde aile mesleği eczacılık, biyoloji ve tıp alanında eğitim gördü. Haris İosif, tıpkı Yannis Stiggas, Stamatis Polenakis, Anna Griva gibi en çok kitap yayınlayan şairlerdendir. Thomas Ioannou’ya benzer biçimde bugünkü yaygın şiirsel eğilimleri kendi tarzı içinde temsil ettiği söylenebilir. Japoncaya ilgi gösterip Haiku’larıyla isim yaptı.
HARİS İOSİF (d. 1972)
BUGÜN
Bugün bambaşka
Bugün şehir surlarını yıkıp geçiyorum.
Üstleniyorum tüm savunmayı ve açıkları.
Kucaklaşmalara yelken açıyorum
Bugün böyle,
Senin rüzgârın estiği sürece bana...
Yarın farklı olacak
Toparlanacağım gelen günle beraber
Aşılamayacak bir duvar için
Küllerden harç kıracağım
En güzel sözcüklerle, zorlu sözcüklerle
ve saçlarınla senin,
benim şu dokunuşumla ürperen...
***
Londra’da hukuk eğitimi gören ve halen İngiltere’nin Essex Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Harilaos Nikolaidis, önceki bölümde sunulan Nikos Fildisis gibi en geç dönem şairleri arasındadır. Şiir üstüne yazdıkları yanında, uzmanlık alanı olan “Avrupa İnsan Hakları ve Eşitlik Hakları Hukuku” konusunda da makaleleri vardır. Yayınlanmış her iki şiir kitabında da kısa kısa, esprili, yalın, ama alt göndermeleriyle çoğul okumalara elverişli şiirler yazıyor.
HARİLAOS NİKOLAİDİS (d. 1986)
CINDERELLA
Demek ki neymiş
bu güzel hikâyenin
bize verdiği ders:
Eve erken döneceksin.
Ayrıca bilgi içeriyor
—masal olsa bile— :
Doğru dürüst ayakkabın yoksa
varamazsın hiçbir yere.
***
Yunanistan nüfusu 11 milyon, Türkiye nüfusu ise 82 milyon olduğu halde, Yunanca şiir ve edebiyat dergilerinin hem Türkçedekinden daha çok sayıda ve çeşitlilikte, hem de daha uzun ömürlü yayımlanması şaşırtıcıdır. İnternet dergileri ve yaygın dağıtıma giremeyen küçük yerel dergiler bir yana bırakılacak olursa, diğer başlıca basılı şiir dergileri veya şiir ağırlıklı dergiler arasında şunlar sayılabilir: Nea Estia, I Lexi, Piisi/Piitiki, De-kata, Odos Panos, Diavazo, Neo Planodion, Farmako, Mandragoras, Simeiosis, O Sisifos, Farfoulas, Kariothrafstis, Teflon, Embolinom, Edefktirio, To Dentro, Graf-o, Polar, To Koralli, Ex-Machina, Nea Eftini, Poetix, Emillion, Ta Piitika, Traka, Frear, Chronos, Porphyras, Klepsydra, Thefth, To Koinon, Poreia, Iambos, Eneken, Parenvasi, vd… Öte yandan, gazetelerin kültür-edebiyat ekleri ile sayıları çoğalan kitap dergilerinin şiire ayırdığı yeri de vurgulamak gerekir. Böyle bir dergi zenginliği, şiir okurlarının istikrarlı bir ilgi göstermesi kadar, şiir ve edebiyat kurumsallaşmasının köklülüğüyle açıklanabilir.
Yukarıda anılan Graf-o, ayrıca internet yayını Apoikia ve Diastiho adlı dergilerin üçünün de yayın yönetmeni olan ve diğer birkaç derginin yayın kurulunda yer alan Aleksios Mainas bu dönemin etkin şairlerinden biridir. Alman bir anne ile Yunan bir babanın oğlu olan şair, hem Yunanca hem Almanca şiirler yazıyor ve kendi ifadesiyle “Yunanca yazdığına Almancadan, Almanca yazdığına ise Yunancadan esintiler taşıyor”. Esasen bir Yunan şairi olarak tanınan Aleksios Mainas, Atina’da doğup büyüdü ve yükseköğrenimini Bonn’da felsefe ve edebiyat üstüne yaptıktan sonra halen yaşamakta olduğu Atina’ya döndü. Edindiği çok yönlü ve derinlikli yazınsal ve kültürel birikim şiirlerinde kolayca gözlemlenebilir. Gündelik hayat içinde âdeta bir film kamerası gibi şiiri görüp, taze imgelerle dolu bir hikâye anlatırcasına şiirselleştiren kendine has bir şairdir. Ona ödül kazandıran dört şiir kitabı yanında, Almanca yeni Kavafis çevirileri, yayına hazırladığı derleme ve ortak şiir kitapları vardır. Kendi şiirleri de birçok Avrupa diline çevrildi.
ALEKSİOS MAİNAS (d. 1976)
EŞYALARIN ANIMSAYIŞI
Vasiyetname ve tabutları gibi
Varoluşun dramına gömülüyor
acımasız ve fani bir dünyada yaşayan
eşyalar da.
Eskiden ne zaman kavgaya tutuşsak,
hâlâ oturmaya devam ettiğim
kanepedeki göçmüş yastığı
işaret edişini hatırlıyorum Elke’nin.
Ama umurumda değil artık
ikimize de ait olmayan o yastık.
Sonunda
tavanarasına saklanıp kurtuldu.
Pencereden giren güneşten
üzerindeki gülün taçyaprakları solmuştu.
Salondaki, o cam kadar saydam
plastik sandeye ise
mücadeleye devam ediyor
mevsimler değişirken.
Ama biri oturacak olsa üstüne kırılacak.
Zamanları geldi,
eğrilte erite hepsini
süte banılmış
tost gibi.
***
2010-2012 yıllarında İstanbul’da yaşayıp Türkçe öğrenen Krystalli Glyniadakis, bu kuşak içinde Türkçede kitabı yayınlanmış tek şairdir (Ada Sıcaklığı İçin Çizimler, İngilizceden çeviren: Koray Feyiz ve Romina Anavi, Artshop, İstanbul, 2016). Doğrudan İngilizce yazılan veya Elence içinde bazı Türkçe dizeler içeren şiirleri de bulunuyor. Farklı dillerle kurduğu ilişki bakımından hem Aleksios Mainas’la, hem de Stamatis Polenakis’le arasında benzerlikler var. Genç yaşta arabasıyla Avrupa’yı en kuzeyinden en güneyine dek dolaşarak, şiirler yazan ve resimler çizen Krystalli Glyniadakis kitabıyla Ulusal Şiir Ödülü’nü kazandı. Lisans ve yükseklisans eğitimini Londra ile Norwich üniversitelerinde önce felsefe, sonra siyasal kuramlar üzerine tamamladı. Doktora tezini ise, Foçalıların Türk-Yunan Savaşı’nda yenilgiye uğrayıp vatanlarından sürülmesinden önceki hayatı üzerine yazdı. Kendi ailesi de Küçük Asya göçmeni olup, bir tarafıyla Akhisarlı, diğer tarafıyla Manisalıdır. Yüzyıl önce Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden göçmen olan Rumlar, halen “Magali Katastrofi”deki (Büyük Felaket) kayıpları için yas tutmaya ve eski yerel geleneklerine göre “Palia Patrida” (Eski Anavatan) adı verilen anma günleri düzenlemeye devam ediyor. Bu etkinliklerde ata yadigârı şiirleri, şarkıları, dansları icra ediyor, çeşitli sergiler açıyor, filmler gösteriyor ve kültürleri etrafında toplantılar yaparak araştırma kitapları hazırlıyorlar. Dolayısıyla yeni kuşaklarda da Anadolu’ya aidiyet bilinci canlılığını koruyor. Bunun izlerini Krystalli Glyniadakis’in şiirlerinde görmek mümkün. Aşağıdaki şiiri “Simi Adası” adlı dizinin birincisi olup, yine şair tarafından “In Between” başlığıyla İngilizceye çevrilen versiyonundan farklılıklar içeriyor. Burdaki çevirimizde Elence orijinali esas alındı:
KRYSTALLİ GLYNİADAKİS (d. 1979)
SALLANTIDA
Denizin ufkunda bir görünüp
bir kaybolan o kıyılar
ve Ege’nin iki yakası bir araya gelebilsin diye uzanan
kalın, kaygan halatlar kadar gerginim —
Esir teknesi gibi bir ileri bir geri giden kalbim kayboldu
ve bulundu tüm yaraları açarak iyileştiren
tuzlu suyunda dalgaların.
Vücudum, güneş, ışık —
bir kıyıdan doğup öteki kıyıya gömülürken
günbatımında bir yıldızı kucaklıyor gümüş dilimli hilal
ve hâlâ işitiliyor mavi cüppeli dualar.
Bir yaz gününü hatırlatıyor bana, kırmızı kuru toprağı,
hani o meçhul kıyıyı görebildiğim zamanları
ama yalnızca uzaktan.
Reddedildiğim topraklar, o gün bu gündür boşlukta
sallantıdayım, bir endişe ile bir ümit arasında
belki beni tekrardan kendi içine çekip sararsın diye
beklenmedik bir sevecenlikle.
Ben senin türkülerinle doldurmuştum gecelerimi
ama yalnızca bir ninni oldular bana ve deniz kadar dipsiz,
hüzün dolu, boş hayıflanış —
Ve sonra tüm yaraları iyileştiren iyotun acılığı...
***
Lena Kallergi’ye gelince: İlk şiir kitabıyla ödül kazanan, az ve öz yazan biri. Şiir çevirmeni olarak da adını duyuran ve birçok şiir seçkisinin editörlüğünü yapan şair, Luis Cernuda ile Giocomo Leopardi’yi Elenceye kazandırdı. Kendisi de birçok Avrupa kültür kentinde bulundu ve başka dillere çevrildi. Atina’nın Büyükada’sı denebilecek Aegina adasında, kültür dünyasından bir ailenin kızı olarak doğup büyüyen Lena Kallergi, şiir kitaplarını belli bir konsept çerçevesinde, birbiriyle bağlantılı şiirlerden oluşan bir hikâye gibi kurguluyor. Aslında son onyıllarda Batı Avrupa’dan Rusya’ya, Amerika’dan Çin’e hemen hemen tüm yeni kuşak şairlerin aynı yaklaşımla şiir kitaplarını hazırladığı söylenebilir. Kendi içinde bütünsellik taşıyan, kavramsal denebilecek poetik bir kurguyla birbirine bağlanan kitaplar yayınlıyorlar. Buna bir çeşit ‘conceptual poetry’debebilir. Bu bakımdan şiirler narativ olmasa da şiir kitabının kurgusallığı narativ özellikler taşıyan bir bütün halinde okura sunuluyor. Lena Kallergi’den buraya aktardığımız şiir de böyle bir bütünün parçası: Oturduğu ada evinin penceresinden denize bakan bir kızın su kadar saydam ve gelgitli iç sesiyle mırıldandığı şiirler.
Kimi eleştirmenler, Elence şiirin genel eğilimlerini temsil Lena Kallergi’yi, diğer bazı kadın şairlerin yanı sıra geleceğin öndegelen şairlerinden biri olmaya aday sayıyor. Kimbilir, belki de “Dünya Şiirinin Uyuyan Prensi” dediğim Günümüz Yunanistan Şiiri’ni yeni şiir kitaplarının öpüşüyle uyandıracak olan prensesler arasında o da olacak. Elencenin 3000 yıl boyunca kesintisiz biçimde şiirler ürettiği ve dünya şiirine öncülük edecek nitelikte şairler yetiştirdiği düşünülürse, son dönemlerdeki uyku halinin çok da uzun sürmeyeceğini öngörmek bir kehanet olmasa gerek.
LENA KALLERGİ (d. 1978)
GÖVDE
Beden
dar kollu giysilere
girer her vakit,
zor hareket eden astarlara,
söküldü sökülecek düğmelere.
Uydurulamaz
ve tutulamaz standart boyutlarda,
çıplak kalabilir ne de.
Böylece sürer bu hikâye.
Nasıl giydirebilirim onu
takılıp sürüklenmesin diye
kopacak fırtınayla,
mevsimden mevsime
haksız yere sıkıştırılmasın,
utanmasın diye.
Yağan yağmur onu durduracak
susuzluğunu hatırlatacak,
güneşe doğrulacak sonra
tepeden tırnağa çiçeklenmiş teniyle.
Hiçbirşeyim yok
sesi olan bir gövdeden başka,
eklemlerinde tuz olan…
Bir yelken bezim
olsaydı bari.
***
Son olarak şunu da belirtelim: Burada ele alınan şairler, 1970’li, 1980’li yıllarda doğmuş “en iyiler” diye seçilmedi, ne de şiir örnekleri “en iyi” yapıtları diye çevrildi. Merkezde olanından az çok kenarda kalanına dek farklı şiirsel anlayışların, izleklerin ve şiir gruplarının, ayrıca bölgelerin, yaş dilimlerinin temsil edilebilmesine çalışıldı. Yoksa Günümüz Yunanistan Şiiri çok daha zengin, dinamik ve ilgi çekicidir. Türkiye’de bugün yazılan şiirle benzerliği de esasen bu özelliğinde aranmalıdır.






