Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Nisan 2022

Plastik Sanatlar

Dünyanın İlk Trans Kadın Ressamı: Lili Ilse Elvenes

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

2

1


Lili’nin resimlerindeki nehirler önemlidir. Hermann Hesse’nin, Siddhartha adlı romanında bir nehir kıyısında oturan ve gelişimi/değişimi anlamaya çalışan bir insanın ruh halini yansıtır… 


Einar Magnus Andreas Wegener - Lili Ilse Elvenes, Erkek ve kadın değişimi…

İnsanın bazı anatomik özelliklerini bir maske olarak kullandığı bilinmektedir. Bunun sanatsal açılımı ise beden ve maske ilişkisidir. Kişi bazen taşıdığı bedenini dışarıya bir mecburiyet olarak gösterir. Onun bu mecburiyetinin altında cinsel fanteziler ve tinsel fırtınalar gizlidir. Doğuştan ya da küçük yaşlarda başlayan kendi cinsine olan ilgisi sonucunda, halen taşıdığı bedenini bir yerden sonra büyük bir yük olarak görmeye başlar. Bedeni gizlenilecek bir sığınak ya da karanlık bir labirent olmuştur. Tarih öncesine kadar gittiği bilinen gay ve lezbiyen yaşamları günümüzde bir nebze olsun açığa çıkmıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde aynı cinsiyette olanlara evlilik izni bile verilmektedir. Konumuz gereği bunun doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmıyoruz.

Yaklaşık iki bin yıl kadar önce İtalya ve Yunanistan’da bu tür ilişkiler günlük yaşamın bir parçası olarak kabul ediliyordu. Söz gelimi MS 79 yılında Napoli’deki Vezüv Yanardağı’nın patlamasını buna bağlayanlar da vardır. Bu bölgede cinsellik öylesine yaygın ve kabul görüyordu ki buna itiraz edenler kesinlikle dışlanıyordu. Tevrat’ta anlatıldığı gibi, Lut Peygamber döneminde de bu tür yaşam biçimleri için ahlak dışı diye Sodom kenti lanetlenmiştir. Tıpkı Napoli’de olduğu gibi, Lut Gölü’nün yakınında yaşayanlar için tam anlamıyla gökyüzünden bir felaket gelmiştir. MÖ 1900 yıllarında her türlü cinsel ilişkinin tüm ailelerde serbest olması günlük yaşamın bir parçasıydı. Ansızın bir yanardağ patlaması (böyle olduğu sanılıyor) nedeniyle Sodom kenti yeryüzünden silinmiştir. Benzer olaylar Yunanistan’da da olmuştur. Kitaplı dinlerin hiçbirinde aile içi evlilik, ensest ilişkiler, gay ve lezbiyenlik kabul edilmez.

Tarihteki bu olayların yorumunu sizlere bırakalım. Ancak günümüzde özellikle dinci tarikatların kendi içlerinde oğlancılık ve gay ilişkiler sıklıkla yaşanmaktadır. Osmanlı’da ise oğlancılık ve badeleme olayları tarihteki benzer olaylardan çok da farklı değildir. Rıza Zelyut’un “Osmanlı’da Oğlancılık” adlı kitabını okumanızı salık veririz. Kiliselerdeki benzer olayları da unutmayalım. Şurası bir gerçek ki kişinin bedeni ona arzu etmediği bir biçimde verilmişse, o da bedenini bir maske gibi kullanmaktadır. Konumuz bu olmadığı için burada kesiyoruz. Bunun doğru ya da yanlış olduğu döneme ve topluma göre değişmektedir. Yani biz sadece bir durum tespiti yapıyoruz. Hepsi bu kadar.

Yazımıza konu edindiğimiz tarihteki ilk trans kadın ressamın öyküsünü paylaşalım. Daha sonra onun resimleri üzerine kısa değerlendirmelerde bulunacağız.

 Gerda Gottlieb’ın "The Two Friends" isimli, 1921 tarihli Lili’yi resmettiği bir eser…

Danimarka’da doğduğu söylenen Lili Ilse Elvenes (28 Aralık 1882-13 Eylül 1931), ameliyatla erkeklikten kadınlığa geçmiştir. Aslında bu kişi Einar Magnus Andreas Wegener adıyla erkek olarak doğmuştu. Yetiştiği çevre ve aile ortamı onun bu tür cinsel dürtülerini frenleyen bir yapıya sahipti. Ailesinin ve çevresinin içindeki insanlar dine ve geleneklere bağlıydı. Bu nedenle, küçük Wegener erkek kılığında (görünümünde) yıllarca yaşamak zorunda kalmıştı. Giysileri, konuşmaları, saç kesimi, yürümesi biraz farklı olsa da sonuçta erkek olduğu için çok dikkat çekmiyordu. Yalnız kaldığında içindeki tüm kadınlık dürtüleri tıpkı bir fırtınaya kapılan kuşlar gibi kanatlanıyordu. Söylentilere göre, tek başına gözden uzak yerlere gezmeye gittiğinde, bazen kadın iç çamaşırları giyermiş. Onun ruhu tamamen kadınlığı yansıtsa da sonuçta görüntüsü karşıt bir cinsi yansıtmaktadır.

Belli bir yaşa geldiğinde ise ailesi ve yakın çevresi ona evlenmesi için baskı yapar. Tüm yakınları evlenmiştir ve hepsi mutludur. Wegener ise önceleri evlenmeyi ısrarla kabul etmez. Bekar kalmak istediğini, resim yaparak daha mutlu olduğunu söyler. Ancak bu ısrarlar gittikçe artmaktadır ve bazı çirkin yakıştırmalar da başlamıştır. Söz gelimi bazıları onun iktidarsız olduğunu söylerken bazıları da kişilik bozukluğu içinde olduğunu iddia etmiştir. Haliyle bu çapraşık ve içinden çıkılması zor baskılar nedeniyle, hiç istemediği halde Gerda Gottlieb adında genç bir kızla tanışır. Onun açık fikirli oluşu, nazik ve anlayışlı hali nedeniyle, Wegener etkilenmiştir ve bazı şeyleri göze almıştır. Onunla evlenir ve yepyeni bir macera başlar. Karısının kaprisi yoktur, ince ruhludur ve ona karşı şefkatlidir. Yine bazı iddialara göre, karısı ondaki bu farklılığı sezmiştir. Gerda Gottlieb, kocasının kadınsı hareketlerini başlangıçta gülerek karşılasa da sonuçta ikilem arasında kalmıştır.

Wegener ve Gerda Gottlieb ikilisi sanatçı ruhludur ve resim yapmaya meraklıdır. Gerda daha çok illüstratör olarak uzmandır. Yaptığı çizimler beğenilmektedir. Wegener ise kendini doğa resimleri yapmaya adamıştır. Kopenhag’daki Danimarka Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki tanışıklık 1904 yılında evlilikle sonuçlanmıştır. Gerda 19, Elbe ise 22 yaşındadır. Bu kadar genç evlenmelerinin nedeni ikisinin de çok atak, hareketli, sanatı seven, neşeli, öğrenmeye açık fikirli olduklarına bağlanmaktadır. Şimdi öğrencilik dönemleri bitmiştir ve sanatsal yaşamları başlamıştır. Gerda, hamile kalmamıştır. İkisinin cinsel yaşamlarına ilişkin sağlam bir bilgi yoktur. Sadece dedidoku türünden diyeceğimiz küçük aktarımlar vardır. Bazıları ayrı yataklarda yattıklarını söylerken bazıları da çok kısıtlı olarak (o da Gerda’nın aşırı istekleriyle…) cinsel yaşamları olduğunu iddia eder. Hatta bu karmaşık evlilik için şunlar bile söylenmektedir: Wegener, ailesinin zoruyla evlendirilmiştir ama onu iyi tanıyan Gerda’nın kendi cinselliğini ve uçarılığını başka biriyle sürdürdüğü de anlatılır. Hangisinin ne kadar doğru olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

1912’de bu çılgın ikili kısa bir Avrupa turu yapmıştır. İtalya, Fransa, İsviçre ve Avusturya’ya gittikleri ve buralarda ikisinin de özgür davrandığı söyleniyor.

Paris’e yerleştiklerinden sonra işler iyice çığırından çıkmaya başlar. Wegener sürekli efemine hareketler yapmaktadır. İkisinin de aileleri bu durumdan çok memnun değildir. Kadın giysileri çizen Gerda, bir gün kocasını (Einar Magnus Andreas Wegener) poz vermesi için ikna eder. Kadın elbiseleri giyen Wegener bu durumdan hoşnuttur ve hiç itiraz etmez. Kadın giysileri, çorapları ve ayakkabıları kendi bedenine yabancılık ekmemiştir… Bu bir değiş tokuşun ilk adımıdır… Boş kaldığı zamanlarda resim yapmaya devam eder.  

Ve bir gün…

Wegener için sıra dışı bir gündür ve içindeki kadın kimliğini yaşaması için bir şans gelmiştir. Bir kadın model provaya geç kalmıştır. Gerda, zamanı iyi kullanmak için, kocasına kadın giysileri giymesi ve model olması için ricada bulunulur. Bu fırsatı kaçırmayan Wegener, hemen parlak kumaşı eline alır ve üzerine çeker ve kadınsı bir poz verir. Ardından buna benzer daha başka kadınsı pozlar gelir. Özellikle kadın çorabı ve ayakkabısı giymeyi sevmektedir. Tıpkı bir kadın gibi giyinmeye ve süslenmeye başlar. Karısı, ondaki bu heyecanlı ve istekli değişimi gördüğünde neler olduğunu iyice anlar… Kocasının ruhunda bir kadın vardır! İşte o kadın yavaş yavaş kendini göstermektedir. Bunun üzerine Gerda, bu işi daha da abartır ve kocasını kadın gibi giyinmeye ve davranmaya teşvik eder. Onun içindeki kadını yaşa(t)ması için kendisini cesaretlendirir ve istediğini yapma hakkı verir. O dönemde böyle bir özgürlük verilmesi inanılır gibi değildir. Gerda’nın bu denli açık fikirli oluşu, Wegener’in tüm yaşamını değiştirmiştir. Bundan böyle Wegener, evin içinde tamamen kadın gibi giyinmekte ve davranmakta özgürdür. Sanki evin içinde iki kız kardeş vardır… İkisi de bu durumdan son derece mutludur.

Wegener, parlak kumaştan yapılmış giysiyle, makyajla, kadın çorabı ve ayakkabısıyla tam bir kadındır artık. Gerda’ya modellik yapmak için gelen (söylentiye göre…) kadın (Larssen), ona Lili adını takar ve böyle anılır. Lili’nin özellikle boyu ve endamı, iri ve çekici gözleri insanları etkilemiştir. Üstelik onun erkek olduğu belli değildir.


Gerda tarafından çizilen Lili Elbe’nin portresi

Gerda, bu yaptığı resimde Lili’yi çizmiştir. Onun efemine görünüşünde, abartılı duruşunda bir abartı vardır. Bu resimde pastel renkler olmasına karşın, mavi ve sarının parlaklığı biraz daha öne çıkmıştır. Kadın figürün baygın bakışları, kibar olmak için aşırı dikkat etmesiyle çıtkırıldım bir görüntü sergilemiştir. Giysinin kolları yoktur ve figürün boynu açıktır. Figürü seksi göstermekten çok, onun ikili bir yaşam içinde olduğu sezdirilmek istenmiştir. Her ne kadar figürün anatomik yapısı erkeksiliğe daha yakın olsa bile, abartılı makyajı ve saç rengi bu yöndedir. Bir kafede oturan bu kadın figürün döneme uygun olarak beyaz eldivenler giymesi, sol eliyle bir selam ya da işaret ediyor olması, sağ elini ise kibarca sandalyeye dayaması aşırı bir kibarlık görüntüsüdür. Aslında ikili yaşamın sevimli bir halidir diyebiliriz.

***

Wegener, birçok giysi fuarlarına kadın olarak sunuldu biliniyor. Ondaki bu farklılığı kimse anlamamıştı. Bu durum ister istemez çok hoşuna gidiyordu. Bir kadın olarak beğeniliyor, davetlere katılıyordu. Üstelik bazı erkeklerin ilgisini bile çekiyordu.


Kısa bir süre aşk yaşadığı ve evlenmekten vazgeçtiği erkek, Claude Lejeune

Onun yaşamı ilginç olduğu kadar eşitli spekülasyonlara da açıktır. Bedensel özgürlük ne dereceye kadar kişinin iradesindedir sorusu her zaman sorulmuştur. Dinler açısından baktığımızda ise bu tür bedensel değişimlerin ve farklı cinsiyet içeren yaşamlar kabul edilmez. Kısacası, din ve kutsal kitaplar bu tür eylemleri ve dönüşümleri yasaklamıştır. Ancak işin bir de kendi gerçekliği vardır…  

Wegener, 1930 yılında cinsiyet değiştirir. İsmi de Lili Elbe olmuştur. Almanya’da dört kez ameliyat olur. Hayli zahmetli ve çilekeş bir süreç yaşar. Dönemin tıbbi ve teknolojik yetersizliği nedeniyle ameliyat sonrası fazla yaşamaz. Çeşitli bedensel rahatsızlıklar nedeniyle, bir yıl sonra 13 Eylül 1931’de ölür.

Elbe’in mezarı Dresden’deki Trinitatisfriedhof’a (Trinity Mezarlığı) gömülüdür. 1960 yılına kadar mezar bakımsız kalmıştır. Mezar taşında Elbe’nin doğum tarihi yerine, ismi ve ölüm tarihi yazılıdır. .  

***

Lili’nin üç resmi üzerine kısaca yoğunlaşmak istiyoruz. Her resimde genellikle pastel renkler kullanılmıştır.

Cabana isimli resminde, bir sahil plajına tanık oluyoruz. Deniz çok yakındır ve beyaz dalgalar savrulmaktadır. Denizin bu konumu nedeniyle -en azından resimde- yüzen kimse yoktur. Denize yakın birkaç kişi güneşin tadını çıkarmaktadır. Görebildiğimiz kadarıyla, kıyıdakilerin giysileri mevsime uygun uygundur.


Cabana

Resmin sağ tarafında güneşten korunmak için bir çardak vardır. Kumlara çakılmış ve açık renklidir. Biraz ilerisinde gezinenleri görüyoruz. Resmin sol tarafında ise sarı beyaz, uzun ve kalın çizgili bir çadır çizilmiştir. Çadırın iki katmanlı olduğu dikkat çekicidir. Üst tarafında sanki bir ek bölüm daha vardır. Çadırın gölgesi öne doğru uzanmıştır. Resmin en sol tarafında ise deniz kıyısında gezinenler ile, denize girmeyle çalışan ya da vazgeçen birkaç kişi vardır. Sarı beyaz çizilen çadırın yakında kimler yoktur. Ancak bu denli korunaklı olması sanki bir ya da birkaç kadının güneşten korunmasına yöneliktir. Öte yandan, bu çadırda Lili varsa, doğal olarak görünmek istemeyecektir. Bu resimde Lili kendini izleyiciye kapatmış/saklamış olabilir. Resim son derece tutarlı renkler ve figürlerle donatılmıştır. Sakinliğin, duruluğun ve gizemin görüntüsü hâkimdir. Bu resimde, Lili, gizemi öne çıkartsa da aslında mahremiyeti sergilemiştir. Her iki çadırın da yanında kimsenin olmaması bize bunları düşündürtmektedir. Kendisinin ikili cinsel kimliğini bu resimde gizlemiştir. Denizin hoyratça dalgaları karşısında sahilin dinginliği tam bir tezat yaratmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise denizin hoyratlığı ile sahilin dinginliği arasında kalan insan figürleridir. Yani sembolik olarak sanatçı bu ikili yaşamı yansıtmıştır.

Kendi yaşamından yola çıkarak yaptığı bu resimde denizin hoyratlığı erkeksi duyguları çağrıştırmaktadır. Sahilin estetiği ve dinginliği ise kadınlığı çağrıştırmaktadır. Bu ikilem onu kısa yaşamı boyunca peşinden ya da içinden ayrılmamıştır. Bir türlü seçim yapamasa da sonunda düşlerine kavuşmuştur…


Views Rome (Roma Görüntüsü)

Bir diğer resmi olan Views Rome (Roma Görüntüsü) ise yine pastel renkler kullanılarak yapılmıştır. Büyük olasılıkla İtalya gezisinden esinlenmiştir. Bu resimde de az renk kullanımı dikkat çekmektedir.

Resmin tam ortasında uzun bir taş köprü vardır. Resmi yanlamasına tam ortadan ikiye bölecek bir görüntüye sahiptir. Üzerinde atlı bir araba ile birkaç kişi görülmektedir. Burada nehir sakindir, dalgalar ve beyaz köpükler yoktur. Taş köprü aslına uygun olarak açık renkte çizilmiştir. Köprünün her iki ayağı da yeşilliklerin arasında kalmaktadır.

Resmin sol tarafından heybetli ve yüksek ağaçlar çizilmiştir. Ağaçların dalları nehre doğru uzanmıştır. Köprünün arka tarafında siluet halinde çizilmiş olan bazı binalar vardır. Bu binaların kubbeli olanı tarihsel bir binadır. Resme baktığımız açıya göre sağ tarafta birçok ev görülmektedir. Gökyüzü yine mavinin açık tonlarıyla çizilmiştir. Mevsimin yaz olduğu düşünülmektedir. Gökyüzünde beyaz bulutlar bile nehrin maviliğini kapatamamıştır. Nehirde giden ya da gelen bir sandal, kayık, tekne ya da gemi yoktur. Bu resimde ise nehir sanki sakinliği simgelemektedir. Ancak dikkat etmemiz gereken bir husus vardır: Resimde yer alan köprü durağanlığı simgelemektedir. Öte yandan, ikili yaşama geçişi de sezdirmektedir. Kadın ve erkeğin, gökyüzünün ve yeryüzünün ortasında gizlice geçişler yaptığını imlemektedir. Bu gizil alışverişlerin erkek ve kadın kimliklerinin değişimi üzerine kurgulandığını düşünebiliriz.

Lili, resimlerinde her zaman az renk kullanmıştır. Resmin görselliği yerine gizlice sezdirmeye çalıştığı ikili yaşamları anlatmıştır. Sembolik olarak köprüler, denizler, yollar ve geliş-gidiş aksiyonları bunu doğrular gibidir.


Ponte vecchio Firenze (Ponte Vecchio Köprüsü) / Floransa

Bu resim bir hayli ilginçtir ve dikkatle incelenmelidir. Sanatçı birkaç renkle köprüyü çizmiştir. Gökyüzü yine mavinin tonlarındadır ve açıktır. Mevsimin yaz olduğunu düşünebiliriz.

Resmin tam ortasında yer alan bir köprü vardır. Köprü kırmızı, kahverengi ve sarı tonların karışımı ile çizilmiştir. Diğer köprüye göre daha yüksektir ve altından birçok deniz aracı geçebilir. Resim belli bir açıdan bakıldığında, ileriye doğru çizilmiş bir dikdörtgen gibidir. Köprü altından akan nehrin iki kıyısında sıralanmış evler görülmektedir. Evlerin arkalarında kilise ve bazı yüksek binalar vardır. Öndeki köprünün arkasında flu olarak çizilmiş iki köprü daha görülmektedir. Sözünü ettiğimiz bu iki köprünün uçmaya hazırlanan martılara benzetilmesi dikkat çekicidir. İlk köprünün sağlı sollu olarak ayaklarının üzerinde evler çizilmiştir. Bu evlerin pencereleri ve kapıları bilinçli olarak insan yüzlerine benzetilmiştir.

Resimde gezinen ya da bakınan insanlar yoktur. Sanatçı bunu bilinçli bir düşünceyle yok saymıştır. Bize göre resimlerinde fazla insan olmamasını şuna bağlayabiliriz: resmin görselliğini öne çıkartmaya alışmıştır. Renklerin pastel kullanımı da nostaljiyi andıran bir atmosfer yaratmaya yöneliktir. Yaşamın içinden anlık bir kesittir gördüğümüz.

Gökyüzünün parlak ve açık olmasına rağmen, nehrin rengi bu kez yeşildir. Gökyüzünün kapalı olduğu anlarda denizin rengi değişir ve yeşile dönüşür. Bunun nedeni denizdeki yosunların yansımasıdır. Ancak bu resimde gökyüzü açık olmasına karşın nehir kısmen de olsa yeşildir. Lili’nin böyle bir hataya düşeceğini sanmıyoruz. O halde bu nedir?

Resme bir kez daha baktığımızda, ön tarafta kısmen yeşil bir alan vardır. Arkaya doğru gidildiğinde ise nehir yine mavi rengi almıştır. Bu karışım ustaca verilmiştir aslında. Mavi ve yeşilin iç içe geçmesinin nedeni ile bu karışımın üstünde bir köprünün olması da manidardır. Yine ikili bir yaşam, mavi ile yeşil renklerin karışımıyla ifade edilmiştir. Ayrıca köprünün gidiş-geliş güzergâhı bunu doğrulamaktadır. Yaşamın farklı renklerinin olduğu ve bazen bunların birbirine karıştığı sezdirilmektedir. Köprü de buna uygundur…


İsimsiz

Lili bu resminde yine nehir üstünde bir taş köprüyü çizmiştir. Pastel renklerle çizilen bu resimde dingiliği ve ıssızlığı seziyoruz. Mevsimin güz ya da bahar olduğunu düşünebiliriz. Gökyüzü kısmen kapalı görülmektedir.

Resmin tam ortasında boydan boya çizilen taş köprünün üzerinde hiç kimse yoktur. Resmin sol tarafında mevsime uygun olarak yapraklarını döken bir ağaç görüyoruz. Ağacının gövdesi koyu kahverengi, yaprakları ise sarı çizilmiştir. Söz konusu ağaç sanki yaşamın son yıllarını yaşayan ya da umduğunu bulamayan bir kişiyi yansıtmaktadır. Birazdan kendini nehre atacak gibidir. Yorgun, yılgın ve umutsuz bir figürü canlandırmaktadır. Bunu biraz daha ilerletirsek intiharı düşleyen biri gibidir diyebiliriz.

Resmin en sağ tarafında ise büyük bir ev vardır. Evin ve köprünün yakınlarında hiç kimse yoktur.

Lili’nin resimlerindeki nehirler önemlidir. Hermann Hesse’nin, Siddhartha adlı romanında bir nehir kıyısında oturan ve gelişimi/değişimi anlamaya çalışan bir insanın ruh halini yansıtır… 


Gerda Gottlieb’in "Queen of Hearts" (Kupa Kızı) isimli, 1928 tarihli resmettiği eseri

Bu resimde Gerda Gottieb’in Kupa Kızı kadın figürü bir hayli ilginç yorumlar içermektedir. 

Lili’yi anımsatan bu kadın figürün abartılı görünümü ikili yaşamın bir göstergesidir. Sanattaki dışa vurumun ve özgür iradenin varacağı zirveyi imlemektedir. Kişinin öz güveni geliştiğinde neler yapabileceğinin ayrıksı bir gösterimidir. Fil Adam filmini izleyenler bilecektir. File benzeyen bir ucube çocuğun belli bir eğitim ve özgüvenin gelişmesiyle topluma bir karşı duruş sergilediğini görecektir…

Resmin sağ tarafını kapsayan ve yüzeye yakın çizilen bir kadın figür vardır. Resimde döneme uygun oymalı ahşap dolap ve ahşap bir masa çizilmiştir. Masada günlük bir gazete, iki içki kadehi, bir kül tablası bulunmaktadır. Masada bir de mavi kapaklı küçük bir not defteri vardır. Figürün kırmızı ruju, ağzındaki erkeksi bir biçimde tuttuğu sigarası, vişne çürüğünü andıran giysisinin açık kolları ile topluma meydan okuyan bir tavrı söz konusudur. Figürün oturuşu ise bir hayli davetkâr görünmektedir. Giysinin etek kısmının bir hayli açık olması nedeniyle bacakları ulu orta sergilenmiştir. İçine beyaz bir iç giysi daha giydiği belli olmaktadır. Lili’nin çok sevdiği türden yüksek topuklu ayakkabıları dikkat çekicidir. Bize göre sol kulağında beyaz renkli bir küpe takılmıştır. Kollarında ve bileklerinde herhangi bir takı yoktur.

Figürün kendi soluna doğru başını eğip bükmesi ise manidardır. Bu bir cilveli ya da nazlı bir duruş değildir. Masada iki içki bardağı boştur. Üstelik içki şişesi dolu görülmektedir. Demek ki figür alkollü değildir. O halde?

Bu resmin en önemli özelliğine gelelim şimdi. Masada açılan iskambil kâğıtlarından söz etmiştik. Figürün sağ elinde tuttuğu kart, Kupa Kızı’dır. Yani figür aradığını bulmuştur. Onun aradığı kendini dönüştüreceği bir kadın görüntüsüdür. Şimdi elindedir ama çok da mutlu değildir. Figürün mutsuzluğu gözlerinden ve duruşundan belli olmaktadır. İstediğini yapsa bile, sonuçta ikili yaşam nedeniyle bu mutluluk arzu ettiği kadar olmamıştır. En azından hedefine ulaşmıştır. Hepsi o kadar.

Ameliyat sonrası son sözleri…

Lili’nin, Elbe adını alması, Elbe Nehri ile ilgilidir. Resimlerinde sürekli nehir ve köprülerin olması da bunu doğrulamaktadır…

Lili, ameliyattan hemen sonra yakın bir arkadaşına şunları yazmıştır:

“14 aylık bir süre kocaman bir yaşam içinde küçücük bir an olarak görülebilir. Ancak bu 14 ay tüm yaşamımı kapsayan, mutlu ve onurlu bir süreydi.”  

YORUMLAR

Ender Özer

:)

8 Nisan 2022

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024