Edebiyatta Miras Davaları
17 Ağustos 2019 Ne Haber Edebiyat

Edebiyatta Miras Davaları


Twitter'da Paylaş
0

Bir yazarın ölümünden sonra adını ve gizli kalmasını istediklerini korumak zor iş. Hele ki o yazar kaleminden çıkmış her şeyin ölümünden sonra yok edilmesini arzuluyorsa...

Bir yazar, basılmamış metinlerinin yok edilmesini vasiyet ederse onun ölümünden sonra hangi yolu izlemek gerekir? Bu soru Harper Lee’nin ikinci romanı Tespih Ağacının Gölgesinde yayımlandığından beri tekrar gündemde. Lee Bülbülü Öldürmek’ten sonra yeni bir roman yayımlamadı. Lee’nin ölümünden sonra Tespih Ağacının Gölgesinde’yi gizlendiği yerde bulan ve romanın okurla buluşmasına ön ayak olan Tonja Carter’ın, romanı gün yüzüne çıkarmaya hakkı olup olmadığı tartışılıyor: Carter’ın yaptığı, Lee’nin yeni romanını dünya edebiyatına kazandırmak olarak da, (işin ekonomik boyutunu düşünürsek) Lee’nin şöhretinin ekmeğini yemek olarak da değerlendirilebilir.

Gizli tutulan metinlerin kimlerin eline geçeceğini ve nelere sebep olabileceğini öngörmek zor. Yayımlanmamış metinleri yakmak ya da yakılmasını istemek anlaşılabilir bir korkunun sonucu olsa gerek. Günter Grass geçmişte SS üyesi olduğunu yıllarca saklamıştı ve yetmişli yaşlarının sonunda geçmişindeki bu “leke” ortaya çıktığında Nobel ödülünden olma tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu “leke”, o öldükten sonra yok edilmesini istediği günlüğünün vârisi tarafından yayımlanması aracılığıyla da ortaya çıkabilirdi. Günter Grass’ın böyle bir senaryoda ona yöneltilen eleştirilere cevap verme şansı bile olmazdı. Buna benzer bir hikâye, ölümünden sonra yazdıklarının akıbetini aklında döndürüp duran Henry James’in de korkulu rüyası olabilir. Hiçbir kişisel ve özel belgeyi şansın ve vârislerin insafına bırakmamak gerektiğini söyleyen Henry James ölmeden önce kenarda köşede tuttuğu tüm defterlerini, mektuplarını, taslaklarını yaktı. James’in Aspern’in Mektupları romanı da bir editörün Jeffrey Aspern’in Juliana’ya yazdığı mektupların peşine düşmesi sonucu yaşananları anlatıyor.

eugene O'neill

Yazarlar taslaklarını, günlüklerini, mektuplarını gizli tutmak adına yok etmek isteyebilir. Bir yanda da metinlerinin gücünü tartamayan yazarlar var. Franz Kafka, bu yazarların en ünlülerinden. Kafka yazdığı her şeyin ölümünden sonra yakılacağından emin olmak için arkadaşı Max Brod’u sıkı sıkı tembihlemişti. Neyse ki Brod, Kafka’nın isteğini dinlemedi ve Dava’yı, Şato’yu, Amerika’yı onun bu kararına borçluyuz. Yazdıklarını hor gören bir diğer yazar da Eugene O’Neill. O’Neill ölümünden sonra yok edilmesini istese de eşi Carlotta Monterey Günden Geceye oyununu kurtardı. Edebi mirasına yarardan çok zarar vermek üzere olan bir başka isim Micheal Foucault. Cinselliğin Tarihi’nin dördüncü cildi üzerindeki çalışmalarını tamamlayamadan ölen Foucault’nun vârisleri yazarın istediğine uymayan bir karar alıp bu cildi ayrı bir kitap olarak yayımladılar.

Yazarların özel hayatları ve edebi kimlikleri arasındaki sınır silikleşebiliyor. Bir yazarın ölümünden sonra adını ve gizli kalmasını istediklerini korumak zor iş. Hele ki o yazar kaleminden çıkmış her şeyin ölümünden sonra yok edilmesini arzuluyorsa... Yazarın vasiyetini yazarken ne düşündüğünü kim bilebilir? Vasiyete uyulsa neler olacağını, uyulmasa neler olacağını kim öngörebilir? “Yanlış” kararların çoğu zaman telafisi yok: Kaderde Max Brod olmak da var, Tonja Carter gibi bir yazarı sömürmekle suçlanmak ya da Ted Hughes gibi Sylvia Plath’in kayıp günlüklerinin vebalini taşımak da.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR