Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Ocak 2021

Edebiyat

Eril Düzeni Yargılayan Öyküler: Sana da Güle Güle Nezahat

Mehmet Dinç

Paylaş

3

0


Yaşamı boyunca erkek egemen sisteminin şiddetine maruz kalan kadınların dünyası...

Şafak Baba Pala, öykülerinde ataerkil toplum ve eril dünyanın acımasızlığını sorguluyor. Sosyal medya çağında adeta gözümüzün önünde olup biten birçok olayı sözcüklerle ördüğü kendine özgü yazarlık dünyasıyla anlatıyor. Pala’nın Sana da Güle Güle Nezahat kitabındaki öyküler kanıksanmış olayları anlatsa da bir an durup dinlediğimiz, duygulanıp geçtiğimiz cinayete kurban giden, cinsel şiddete maruz kalan ya da mobbinge uğrayan kadınların yaşadıklarına, iç seslerine yansıyan isyanlarına çekiyor dikkatimizi. Yazar, eril zihniyetin mağdur ettiği kadınların neler yaşadıklarını, şiddete maruz kaldıklarında neler hissettiklerini anlatırken yüreğimizin tınısına dokunuyor. Söz gelimi “Endemik Türler” öyküsünde,  Sevda’nın maruz kaldığı taciz olayının faili, cins erkeğin sapkın rahatlığına hayretle bakıyoruz. Ya da “Teneke Davullar”da, susuzluğunu gidermek için tanımadığı birilerinden su istedi diye, erkek egemen zihniyetin failini meçhulleştirdikleri töre cinayeti kurbanı Rümeysa’nın isimsiz, kimsesiz mezarının başına bizi götürdüğünde suçluluk duygusuna kapılıyoruz. Bu yönüyle bakıldığında Sana da Güle Güle Nezahat derdi olan bir kitap. Eseri oluşturan on bir öykünün her birinde ayrı sorunlar yaşansa da olup biten her şeyin temelinde ataerkil dünyanın despotluğu, acımasızlığı yatıyor. Pala, kadınların yaşadıkları travmaları ya da trajedileri sıradan bir anlatımla geçiştirmiyor, ataerkil sistemin çarkları arasında ezilirken neler yaşadıklarını etkin bir şekilde dile getirecek zorlu yollardan geçiyor. Bazı öykülerin anlatıcısı dışardayken, diğerlerinin anlatıcı kişileri öyküdeki mağdur kadınlar oluveriyor. Yine de anlatıcılar değişse de kurgudaki gerçeklik değişmiyor. Geriye dönüş ya da iç konuşmalar kullanarak yazılan öykülerde, kadın karakterlerin hiçbiri ilk kez bir vaka ile karşılaşmıyor. Eril zihniyetin tahakküm kurduğu dünyada hep öncesi vardır yaşananların. Böylece yazar, tematik olarak, yaşamı boyunca erkek egemen sisteminin şiddetine maruz kalan kadınların dünyasını öykülerin boşluklarına serpiştiriyor.

Kitabın sonuna gelindiğinde bütün kadınların ortak noktasının, ataerkil zihniyetin sistematik baskılarına maruz kalmalarının yanında, kamusal alanda eril zihniyetin nesnesi haline getirilmek istenmeleriyle ilgili birçok imge doluşuyor kafamızda. Bu yönüyle dünya denen aynada, kendinden başkasını görmeyen erkek cinsini de vicdanıyla baş başa bırakıyor kitap.

şafak palaÖykülere biraz daha yakından baktığımızda, kadınların yaşadığı mağduriyetlerin tematik panoramasını her defasında yeniden hissederiz. Sözgelimi “Keçi Bacağı” öyküsünde, “namusu kirlenmeden kocaya verilen” Nazik’in, koca evinde eşinin istediği tür ev hanımlığına soyunurken aldatılması, yaşam hakkının elinden alınması gibi mağduriyetlerle doludur. Erkeğin değiştirip dönüştürdüğü, ataerkil yaşam tarzına göre şekillendirdiği kadını başka bir kadınla aldatması Sisyphos paradoksunu anımsatır bizlere. Adını kitaba da veren “Sana da Güle Güle Nezahat” öyküsünde ise başka bir dram var. Sünni bir erkek ile Alevi bir kadının evliliğinin anlatıldığı bu öyküde, toplumsal algıların acımasızlığı gözler önüne serilir. Öyküdeki Sabri karakteri, her ne kadar Nezahat’i seviyorsa da bir zaman sonra, akrabalarına ve kendisinin de bir parçası olduğu Sünni topluma yenik düşer. Toplum zaman içinde Sabri’nin iradesini zayıflatırken, kendinden olmayan Nezahat’in alanını daraltır. Neticede bu evlilik sona erer. Nezahat baba evine döner. Toplumun kendinde hak görürcesine lafı eğmeden bükmeden, Nezahat üzerinden, mensubu olduğu Alevi inancını aşağılarcasına, “Gusül abdesti almaz o. Bilmez öyle şeyleri. Cünüp geziyorsunuz. İki yakanız bir araya gelmeyecek. O sana yar olmaz. Yazık günah sülalemize. Bu kızdan mı çocuk yapacaksın?” gibi söylemlerde bulunması bilinçaltında hep var olan, iflah olmaz nefreti bir kez daha dışa vurur.

Pala’nın öykü dünyasında tek baskı aracı ataerkil düzeni sürdürmeye çalışan erkekler değil. Erkeğin düşünce yapısına teslim olmuş, bu düzeni savunan kadınlar da var. Bunlardan bir kısmı çalıştıkları işyerlerindeki cins erkeklerin emellerine yataklık eden sekreterler olduğu gibi, bir kısmı da öykülerde anne karakteri şeklinde karşımıza çıkarlar. Annelerin ataerkil formlara göre yaşaması daha vahimdir. Evlilikleri boyunca baskı altında yaşamalarına rağmen geldikleri noktada erkek egemen dünyanın savunucusu kesilirler. “Kaz Ayağı” öyküsündeki anne tipi bunlardan biridir. Kızının, “Ben kocamdan ayrılıyorum,” demesi üzerine, anne bu tutuma erkek sentakslı bir söylemle karşılık verir. “Sen bizi rezil edeceksin. Çocukluğundan beri böyleydin. Hep bir değişik,” demesi sisteme teslimiyetini gözler önüne sermektedir. “Hesap” öyküsünde ise kadının işyerinde görev paylaşımında uğradığı mobbing anlatılır. Postmodern anlatının izlerini taşıyan bu öyküde, Mardin’de, duvarına kanı sıçramış insandan ismini alan Kasımiye Medresesi’nin, ayvanındaki çeşmeden akan suyun, doğum, yaşam ve ölüm metaforuyla açıklandığı birbirine eklentili üç havuzdan geçişi ile öykü karakteri kadının işyerindeki mağduriyeti arasında bir bağdaşlık kurulur. Kadın karakterin en çok rahatsız olduğu durum, ona görevinden azledildiğini tebliğ ederken ki iş arkadaşı Hamdi’nin yüzündeki mutluluktur. Böylece öykünün anlatıcısı, katledilen Kasım’ın, beş yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen medresenin iç duvarında rengi solmamış kanının izleri ile yaşadıkları arasında bir bağlantı kurar. “O kan o duvarda duruyormuş o günden beri. Hoş, zaten o da kan değilmiş. Birileri kına sürmüş duvara.”

Kitaptaki “Yunus Gibi”, “Gülercinler”, “Kulağa Kaçan”, “Nar Tanesi Nur Tanesi Annesinin…”, “Bozkır Sarısı” öykülerinde de kadınların yaşadıkları travmalar bir türlü bitmez. Eni sonu yaşadıkları adaletsizlikleri dile getiren, toplumun eliyle düşürüldükleri durumları kabullenmeyen kadınların hikâyeleri anlatılır.

Böylece yazar, edebiyat aracılığıyla kadınları çevreleyen bir savunma hattı örmek ister. Kadın karakterler, bedenlerine ya da benliklerine yönelen tehditlere teslim olmazlar. Cinsiyetçi saldırıların nedenini kadının varoluşuna bağlayan eril zihniyete başkaldırarak toplumsal algıları alaşağı eden hakikatin peşinden giderler. Yazar, bu yolda toplumun ne düşüneceğine takılmadan tecavüzcüsünü, tacizcisini, ötekileştirenini ifşa etmekten çekinmeyen bir kadın dünyası yaratır.

Yazarın, Sana da Güle Güle Nezahat kitabında, öykülerde geçen olayları anlatırken, dile, üsluba, içeriğe, kurguya, sözcük dizimi ve tümce kuruluşlarına kılı kırk yararcasına yoğunlaştığı, azımsanmayacak işler yaptığı söylenebilir. Kurmaca metinler olsa da bir kadın yazarın, kadınların yaşadığı sorunları, edebiyata taşıması, kitabın okunmasını gerektiren başka bir neden olarak çıkar karşımıza.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024