Eski Yol
22 Ekim 2019 Öykü

Eski Yol


Twitter'da Paylaş
0

Bundan tam on beş yıl önce, 11SOSK numaralı sınıfta, arkadaşlarımın suratına onları unutmamak için iyice baktığımı hatırlıyorum.

Yirmi iki yıl önce okuldan eve geldiğimde, aynı sırada oturduğum Ayşenur’un gözlerini aklıma getirmeye çalışıyordum.

Yirmi dört yıl önce, kamyonun altında kalarak ölen arkadaşımın annesi kapımızı çaldı. Oğluna aldığı saati bana verdi. Gün boyunca saate baktım, zamanı ölçtüm. Altmış dakikanın bir saat olduğunu ve o sürenin ne kadar kısa olduğunu o günlerde anladım. Ölüm korkum o zaman başlamadıysa da bir şeyler başladı o saatin gölgesinde.

On dört yaşındaydık, yanımda Mehmet ile Kızılay’a gidecektik. Muavine söyledik bizi indirsin o durakta diye, belki biraz kısık sesle. Kızılay gibi bir yerden geçtik ama inmedik. Sokullu son durakmış, inip tekrar bindik aynı otobüse.  Geç olmuştu, mahalleye döndük.

Yirmili yaşların başındaydık. Otobüste ayrı yerlerde oturuyorduk Kazım ile. Son durakta tüm yolcuların inmesiyle ikili koltuğa geçtik. Ama yol boyunca hiç bir şey konuşmadık. Yana yana oturmak önemliydi, birbirimizi tanıdığımız belli etmek istedik. Çünkü yalnızdık.

Yirmi dört yıl önce bir pazartesi günü okula giderken arkadaşımın öldüğü sokaktan geçerken çok korktum. Okula beraber giderdik, o hafta ve sonraları hep tek gidip geldim o yolu. Cumartesi olunca uçurumun kenarındaki evlerin kiremit çatılarında yürüdüm kolumdaki saate bakarak.

Yirmi sekiz yıl önce serin bir yaz akşamında parmaklarım dedemin avucunda saymayı öğreniyordum.

Sekiz yıl önce bir gece gece yarısı, dedemin yüzünü hatırlamak için saatlerce uyuyamadım. Önceki ay, ondan birkaç yıl önce ve geçtiğimiz hafta dedemin yüzünü görebilmek için epey uğraştım.

Ne zamandı tam hatırlamıyorum ama dedemin fotoğrafını gördüm bir akraba duvarında. Siyah beyazdan renklendirilmişti. Renkli değil diye üzülmüştüm.

Birkaç yıl önceydi, anneler çocukları hakkında konuşurken çocuklar annelerinden sıkılıyordu.

Geçtiğimiz yıl kasım ayı ortaları, Güven, “Hayatlarımıza bak lan!” dedikten sonra masadaki külleri sigara kutusuyla temizledi. Yarım saat sonra Batıkent’ten ayrıldık. Biraz daha otursaydık keşke, lafı kaldı masada.

Bugün biraz sendeledim caddelerde. Atatürk Bulvarı’nda İncirli otobüsünü bekledim. O güzergahta lise başından üniversite bitene kadar yüzlerce klip oynatırdım kulağımdaki kulaklıkla. Oysa o gün kulaklık yoktu, gelen taksiye bindim. Yastığa koyduğumda dönmesin istedim başım, o yüzden erken kalktım masadan. Herkesten iki bira fazla içmiştim. Belki de ilk defa eve gitmek istemedim.

On yıl olmuştur burnumun dibindeki bu sokaktan geçmeyeli. Hatıra iyi gelir ümidiyle girdim sokağa. Sokağın başından eski okuluma baktım. İki binadan biri yıkılmış, yerine görkemli, yeni bir bina yapmışlar. Elektronik tabela asılmış girişe, hangi milli gün kutlanıyor okuyamadım. Hâlâ şans var, yıkılan binada küçük öğrenciler okurdu, ben hep ortaokul binasındaydım. Bu bina ayakta, anılar da var. Patatesli tost satan kantin bile yerinde. Anıların en lezzetlisiydi kantin. Bunlardan başka bir şey canlanmadı zihnimde. Burnumun dibindeki okuldan ne bekliyordum ki? Dünyayı dolaştım, Afrika’ya bile gittim. Ama hâlâ ilkokulumun beş yüz metre uzağında yaşıyorum. Oysa anılara koşmalı, geçmişinde epey mesafe kat etmeli insan.

Okulun hemen aşağısındaki evde oturan İbo'nun evinin önünden geçtim. İbo kantine hiç gitmez, teneffüslerde bahçeden atlayıp evinden bir şeyler atıştırırdı. Eve yaklaştıkça biraz heyecanlandım. Babası motosiklet kazasında ölmüştü. Aklıma İbo değil babasının ölüm anı geldi. Ölümünü buralarda anlatmış olsa gerek. Evi geride bırakır bırakmaz sokağın ortasında sallanan kocaman Türk bayrağını fark ettim. Arabalar neyse de kamyon, minibüs bayrağa dokunmadan geçemezdi. İbo'yu tehdit eden delinin evi değil mi köşedeki? Evet, o ev. Çok korkmuştuk ona bir şey yapacak diye. En son ona benzer korkuyu Ankara patlamalarında hissetmiştim. O zamanlar bizim terörümüz, bir delinin elindeki sopası ve bahçe taşları yıkık evi kadardı. Sokağın aşağı tarafını kullanmaz olmuştuk o dönem. Delinin evi geride kaldı, başka anılar çıkmadı bu sokaktan.

Karanlık bir caddeye doğru yürüdüm. Bir ritüeli yıllar sonra tekrarlıyordum. Okuldan çıktığımda bu yolu yürürdüm eve gitmek için. O eski eve doğru gidiyorum yine. Çok yakındı burası okula. Evi bahçesindeki demir potadan tanıdım. Çocukların basketbol oynadığı tek apartman bizimkiydi o semtte. O zamanlar belki de tüm ilçede tekti. Yıkmamışlar, eskisinden daha sağlam olmuştu. Apartmanda çok çocuk da yoktu, yan apartmanda oturan Oytun’la oynardık. En iyi arkadaşımdı o zamanlar. Alt komşumuz Hikmet teyze ahşap dış kapımızı delmişti yumruğuyla. Evlatlık çocuğu vardı, belki korktuğumuz için sevmezdik hiçbirimiz o çocuğu. Bir gün balkondan aşağı pet şişeden su damlattık, içmeye çalışıyordu o da. Boğulmuş numarası yaptı, Hikmet teyze öldü sanmıştı. Sonra pişman olup, özür dilemek istedi ama annem bir daha konuşmadı Hikmet teyzeyle. O eve çok şey oldu. Bir gün karşı tepeden taş atıp salonun camını kırdılar. Kimse anlamadı nedenini, ama korktuk ailece. Ben bir tek o evde yaşarken aşık olmadım kimseye. Ne mahalledeki ne okuldaki bir kıza ne de başka bir şehirde misafir olduğumuz evin kızına. Anılar ayıltmaya başladı yavaş yavaş. Hatırlamadığım ya da öyle yaşamadığım anılar istiyordum, bunlar çok gerçek, çok cansız.

Bu ev değil ama karşı apartmanın duvarında gördüğüm bir yazı bana bir şey daha hatırlattı. İlk yağlı boyam satıldığında babama göndermek istemiştim. Beni büyürken görmedi ama ona odasına asabileceği büyük bir ben göndermeliyim diye düşünmüştüm. Ama o düşümün üstüne çöken bir kâbus vardı hep. Babam resmin üstüne kusuyordu istemeden, hastaydı belli ki. Bu düşünce yüzünden tek bir resim göndermedim hâlâ.

Evden uzaklaşırken gölgemi izleyerek bir şeyler yazdım. Gölgeme şaşırdığımı, bir ben daha görmenin içimi acıttığını yazdım. Ayna gibi değil gölge,  ayna başka bir şey, başkasına bakmak gibi. Oysa gölgem içimin yansıması, ifadesiz, ölümsüz. Aynadaki kendime benzemedim hiç. Bazen bir çuvala benzese de ruhundan gölgeme uzanan bir damar var sanki. Yazı bitince anladım ki, taksiden indikten sonra yürüdüğüm yol boyunca gölgem bana eşlik etmiş, uğradığımız adreslerden birilerini katmış küçük gezimize.

Sonunda gerçek evime gittim. Uyudum.

Çok garip kâbuslar gördüm

Hiçbiriniz yoktunuz

Hepsini pencereden attım

Tozları kaldı içeride


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR