Esra Ertan • Yeşil Tişört
4 Ağustos 2018 Öykü

Esra Ertan • Yeşil Tişört


Twitter'da Paylaş
0

Tam iki saat on dakika sonra çocuğu Şevket’e bırakacak. Daha önce çocukla burada yaşamıyorlardı. Çeşmealtı’nda, babasının yaz kış oturduğu eve yerleşmişti. Ama öyle anlaşılıyor ki canı çabuk sıkılan bir kadın. Bağımsız ruhlu bir kadın. Şehre geri dönüyor. Şevket’in söylem gücünden doğan, boşlukları da geçmiş zamandan kalan bir iki fotoğrafla kendisinin tamamladığı bir kadın. Cevza adı. Hiçbir duyguyu anıştırmayan zor bir kadın adı. Nazlı mı mesela, işveli mi, iş bilir mi, alımlı mı… Ona ne anlatıldıysa o. Ama o değil işte. Bakacak artık. Bu akşamüstü tanışacak.

Şevket, kadının içindeki gerilimi, heyecanı anlıyor gibi görünüyor. Böyle bir durumda söyleyeceği her sözün, onu yatıştırmak için üstüne düşen sorumluluğa yetmeyeceğini tahmin ediyor. Ama sözler bir yaşam ânını temsil etmeden önce kendilerini varsayım olarak dolaşıma soktuklarını ve bu yaşam ânı ile söylem gücüne kavuştuklarını biliyorlar.

Genç kadın aynanın karşısına geçiyor. Cevza ne kadar misafir kalacak, Şevket de kendisi de bilmiyor. Belki hiç içeri girmeyecek, belki çocuğu aşağıdan, apartman kapısından yollayacak, hatta arabasından dahi çıkmayabilir. Bu ayrıntı önemli. Aynanın karşısında geçireceği vakti bu olasılıklar belirliyor. Şakaklarına aydınlatıcı sürüyor. İz kalmaması için dışarıdaki bulutsuz gökyüzünün ışığına ihtiyacı var. Tülü açıyor. İçeriye dolan ikindi güneşi, kusursuz bir doğallığı yakalamasında ona yardım ediyor. Dudaklarına şeftali pembesi rujunu bir daire çizercesine dokunduruyor. Saçlarını at kuyruğu yapmaktan hoşnut. Onu daha genç gösteriyor. Ağzını açıp kapayarak derin bir nefes alıyor. O hazırlanırken telefonla konuşarak Şevket geliyor, kapıya dayanıyor. Tok sesiyle derinden bir kahkaha bırakarak bitiriyor konuşmayı. Zerrin’ e bakıyor. Kadın, git dercesine bileğini kıvırarak eliyle havayı itiyor. Eliyle bir daha havayı itiyor. Şevket bu uyarıyı yok sayıp, yalpalayarak kadının yanına geliyor. Telaşesinin yersiz olduğunu anlatan bir şey yapmak istiyor. İnce, uzun bir boynu var genç kadının. Adam eğilip bu boynu öpüyor, dudaklarını onun boynunda gezdiriyor. Dalgalarla boğuşan bir gemici gibi dili, kıvrımlı bir yol izliyor. Komik oluyorsun, diyor kadın. Ya, demek komiğim, diyor adam. Mutlu oluyor. Şevket  mutlu bir adam. Zerrin’le tanıştıkları ilk gün neşesi, kırılmaz enerjisi ile onu kendisine çekiyor. İnsanın bütün kaygılarını yağ gibi eriten karşı konulmaz bir yaşama direnci var. Ama daha sonra bunun, kendisi üzerinde tahakküm kuran, rahatsız edici bir neşe olduğunu  düşünüyor Zerrin. Buna rağmen evleniyor Şevket’le. Adamın yumuşak öpücüklerine karşılık vermeden aynanın önünden kalkıyor. Bacağını yatağın sivri köşesine çarparak odadan çıkıyor.

Zerrin salonda kendine bir konyak koyup balkona çıkıyor. Güneş ansızın gözlerini ve omuzlarını yakıyor. İçeriden Şevket ona sesleniyor. Tatlım, yeşil tişörtümü bulamıyorum. Makineye mi attın? Kadın cevap vermiyor. Duymamış gibi yapıyor. Konyağı bir dikişte içiyor. Boğazındaki yanma hissi ona cesaret veriyor. Gidip bir konyak daha dolduruyor. Adam homurdanarak, çat çut dolap kapaklarını açıp kapatıyor. Geçmiş zamandan, Şevketciğim yeşil tişörtün üst dolabın ikinci rafında, diyen Cevza’nın sesini duyumsuyor. Tişörtü bulup kucağına bırakıyor Cevza, tombul kalçalarını da çalkalayarak  adamın dizlerine oturuyor. İkinci konyağı da götürürken kitaplığa yaklaşıyor Zerrin. Ellerini,  bu zengin kitaplığa dizilmiş kitapların sırtlarına sürtüyor. Gözlerini kapıyor, bir yol çiziyor. Parmakları Colette’in Dişi Kedi’sinde duruyor. Acaba bir kadın, bir zamanlar sevdiği bir adamın hayatından giderken yanında hangi duyguları götürüyor. Bazı sevgilileri oldu Zerrin’in de. O da terk edildi, o da ayrıldı birilerinden. Ama bu farklı. Yani Cevza’yla Şevket’inki. Bir yaşamı geride bırakıyor Cevza. Bu adamın çocuğunu büyütüyor. Ve bunu hayal ediyor Zerrin. İçinde, kendisine acı veren bir merakın, gizemin ve kurgunun hazzını duyumsuyor. Bu, onu anlaşılmaz biçimde tahrik ediyor. Ve kadın karşısına dikiliyor. Kendisinden daha alımlı duruyor. Daha güzel değilse de gizemli. Erkekleri avucunun içine alan bir sabır, bir sebat var duruşunda. Gülüşü de çapkın. Bir ses düşünüyor kadına. Fısıltılı, tıslayan bir ses. Sağda solda kaplan gibi gezen, bütün gün işinin, ekmeğinin peşinde koşan, ortaklara, sekreterlere, fotokopiciye kükreyen Şevket’i uysallaştıran, şefkatli bir ses.  Ve boynunun hizasında dalgalı sarı saçları var. January Jones gibi. Bir dakika, o kadar da sarı değil. Ağaç kabuğu kadar sarı belki. Zerrin yoruluyor. Yeniden konyak içmek istiyor. Ama bütün hareketlerine tatlı bir ağırlık çöküyor. İçmekten vazgeçiyor. Kanepeye uzanıyor. Bu arada Şevket ısrarla dolapları karıştırıyor. Üstündeki beyaz  gömleğe razı olsana be adam. Allah bilir her şeyin sırasını, düzenini bozuyor. Genç kadın şimdi de bu ilk karşılaşmada ne söyleyeceğini kafasında kuruyor. Merhaba, ben Zerrin. Şevket sizden çok bahsetti. Hiç böyle söylenir mi? Ona, öneminin altını çizecek, daha doğrusu öyle olduğunu düşündürecek kıyım kıyım ezici bir coşku. Devam ediyor. Hoş geldin Cevza, ah Özgür de pek tatlıymış. Bu da olmuyor. Havada bir cümle. Yapmacık. O sırada Özgür’ün sevimliliğiyle mest olmayacağını biliyor kadın. Geçiyor bunu da. Hoş geldiniz, buyur Cevza, içeri gir, bir kahve yapalım. Dinlenirsin hem. Bunun gibi bir şey işte. Neyse. Gerisini hallederim diye düşünüyor. Adamın telefonu çalıyor. Zerrin kanepeden fırlıyor. Daha güzel, daha zeki, daha eğlenceli, daha uyumlu bu kadından   fenalık geliyor.

Artık vakit daralıyor. Zerrin içinin bu sıkıntısıyla ne yapacağını bilemiyor. Hem etkileyici görünmeli, hem iyi bir ev sahibesi olmalı hem de akıllı uslu cümleler kurmalı diye düşünüyor. Kafasındaki sesler eline ayağına dolanacak diye endişeleniyor. O halde bir konyak daha. Yalnızca bir konyak daha.  Odadaki eşyaların uğultusunu işitiyor. Derin bir nefes çekiyor. Parmak uçlarıyla yanaklarına vurup, yüzünü canlandırmaya çalışıyor. Ardından konyağı ağzında sağa sola yuvarlayıp yutuyor. Ve bir tane  daha…  Koridorda, tabanlarını vurarak dev adımlarıyla yürüyen Şevket’in sesi yakınlaşıyor. Eşyalar uğuldamaya devam ediyor. Lanet olası yeşil tişörtünü bulmuş Şevket. Geniş omuzlarını çekiştirerek  tişörtüyle bir uyum yakalamaya çalışıyor. Yüzünde sevinç ve kararlılık birbirine beleniyor.

Birden olmayacak şey oluyor. Zerrin, Şevket’e bakıp bakıp gülmeye başlıyor. İçten, sessiz bir şey bu. Yüzünde sadece bakışı, gözleri gülüyor. Kirpikleri kımıldıyor. Senin askıların arasına karışmış, diyor Şevket. Ama ben inatla aradım ve buldum, diye devam ediyor. Kadın sesine kattığı sitemle gülmeye devam ediyor. N’oluyoruz Şevket, Cevza en çok yeşil mi sever? Adam sakin. Nerden çıkardın şimdi bunu. Yeşil tişörtümü giymek istedim. Geçenlerde de sormuştum, sen ütülükte demiştin. Üşenip o zaman bakmamıştım, diyor. Sesinde, geçmiş günden kalma bir üşenme, bir  şaşkınlık. Hahah! kertenkele misin sen be? diyor Zerrin. Dişlerinin arasından bir küçümseme tıslıyor. Adamın omuzlarını yumrukladığını, saçlarını yolup eline verdiğini hayal ediyor. Üzülüyor, içi kıyılıyor. Ama gülmeye devam ediyor. Parmaklarıyla saçlarına fiske atıyor,  gevşemiş atkuyruğu yana sarkıyor. Islanan kirpikleri gözlerinin altına koyu gölgeler yapıyor. O esnada kapının zili çalıyor. Şimşek  çatırtısı gibi bir şey. Hay aksi şeytan, Cevza geliyor. Şevket, tuhaf bir neşeyle kapıya gidiyor. Arkasından bakan Zerrin’e, sana deli oluyorum bakışı fırlatıyor ve kapıyı açıyor. Sakin, utangaç bakışlı, yakışıklı bir çocuk duruyor orada. Girmeyeceğiz, yoldan geldik, gidip bir duş alalım, diyor Cevza. Şevket’i eğilip öpüyor. Erdi, arkadaşım, diye devam ediyor. Kadının saçlarını, kemikli omuzlarını görüyor Zerrin koridordan. Siyah, uzun saçlarıyla bir hayalet gibi hızla kayboluyor. Yarın akşamüstü geliriz Özgür’le, diyor Şevket. Erdi ve Cevza gülüyor, anlaşılmaz bir dilde bazı şeyler söylüyorlar. Artık kelimeleri duymuyor Zerrin. Eşyaların uğultusuna çakılıp kalıyor. Özgür ona yaklaşıyor. Tavşan dişlerini göstererek Zerrin’e gülüyor. Bir salgın gibi evde herkesin yüzü gülüyor.  Şevket sesi çınlayarak içeri geliyor. Çocuk, babasına doğru yürüyor. Ona sarılıyor. Zerrin yana sarkmış saçlarını durmaksızın okşuyor, sıvazlıyor. Yüzü şaşırmış, büyülenmiş gibi uzuyor. Islak kirpiklerini kırpıştırarak çocuğa bakıyor. Dudakları sağa sola kayıyor. Bir şey söylemek istiyor. Ah, Özgür de pek tatlıymış…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR