Yaşam, dünyanın sonsuzluğunun nerelere gittiğini bilmediğimiz uzay aleminin içinde dönmesi gibi sonunu tahmin edemeyeceğimiz bir belirsizliğin içine girdi. Kesin olan şey şu: İnsan aklının dünyayı getirdiği bu noktadan yine insan aklı ile çıkacağız.
Alman fizikçi Karl Werner Heisenberg tarafından 1927 yılında öne sürülen Belirsizlik İlkesi’ne göre bir parçanın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez. Heisenberg tarafından kuantum fiziği ekseninde ortaya atılan ve tanımı yapılan Belirsizlik İlkesi’ni biraz daha açıp anlaşılır kılmak gerekirse, kuantum mekaniğinde ölçülen fiziksel niceliğin ölçüm sırası önemlidir. Mesela konum ve momentum: Fiziksel nicelikleri denk gelen bu iki işlemci yer değiştirmiyorsa, bu iki niceliğin aynı anda ölçülmesi olanaksızlaşır. Bu durumda Heisenberg, kesin sonuçlar yerine, bir ortalama değere yakın diyebileceğimiz dalgalanmalardan söz edebiliriz der ve Belirsizlik İlkesi ortaya çıkmış olur. Yani hiçbir parçacığın hızını ve konumunu aynı anda çok net bir şekilde ölçemeyiz, dolayısıyla netleştiremeyiz. Birini ne kadar net bilirsek, diğeri o derece belirsiz olur.
Yıl 2020. Her şey görünür, bilinir, birbirine ulaşabilir, belirlenebilir ve kontrol edilebilir, öyle değil mi? Böyle iken aklımıza gelebilecek her şeyin belirsiz olduğu bir sürece ilk etapta anlamlandıramadığımız bir hızla, hatta neredeyse birdenbire giriverdik. 2020’nin ilk saatlerinde – yeni yıl ile ilgili dileklerimizi sıralarken – bütün dünyanın pandemi karantinası içerisine iki ay içerisinde gireceği bilgisi verilse muhtemelen inanmazdık.
Bu aşamada biraz soru sormak gerekebilir: 19. yüzyılda öne sürülen Belirsizlik İlkesi kapsamında bir taraf netken, diğer tarafın o derece belirsiz oluşu tanımından, 21. yüzyılın 2020 yılında her şeyin ama her şeyin belirsiz oluşu noktasına nasıl gelinebildi? 2020 yılını yaşayan insanlar olarak hangi olumsuz şeylerin (kapitalizmin tanımı içinde olan ne varsa her şeyi kast ediyorum, yani bu bildiğimiz ve yaptığımız her şey olmuş oluyor) bizleri yanıltmasına, manipüle etmesine ve sürüklemesine nasıl izin verdik? Doğru ya da yanlış olduğunu “bildiğimiz” – bir kez de parantez içinde yazmak istiyorum – (bildiğimiz) bilgilere rağmen neden yanlış olanı seçip, üstüne üstlük bu yaptığımız şeyleri normalleştirerek, sonuçta tüm dünyanın durduğu böyle bir noktaya gelebildik? Kafamı kurcalayan başka bir soru: Diyelim ki bize bir gün gelecek ve böyle günler yaşayacaksınız – kesin ve net olarak yaşayacaksınız – dense yine de yaptığımız şeyleri yapmaya devam eder miydik? Son sorduğum soruyu çöpe atalım çünkü dünya genelinde pandemi ilan edildikten sonra dahi siyasi, toplumsal, bireysel olarak yanlışlar yapmaya nasıl devam edebiliyoruz, ilk önce bunun cevabını verelim. 2020 yılında dünya her alanda “siber” olarak, yani son derece gelişmiş bir haldeyken, ne oldu da dünyaya sığamaz hale gelip evlerimize sığma pozisyonuna düşebildik?
Sorulacak olan sorular bitmez. Hele de yaşadığımız şu günlere baktığımızda hiç bitmez. Bu – Covid 19 virüsüne gelene kadar – aslında hiçbir soruya doğru düzgün cevap vermediğimiz anlamına gelir.

Belirsiz Virüsün İktidarı
Göremediğimiz bir virüsün vücudumuza girme ihtimaline karşılık meydana gelebilecek “kesin” ölümlerin başlatacağı etki ile bütün dünyanın uzun süre asla netleşemeyecek “belirsiz” bir sürece girmesi akıl alır gibi değil. Fakat içinde bulunduğumuz günler tam da böyle günler. Görünmez olan ve yaşamımıza kast eden Covid-19 virüsü ile ilgili her gün binlerce yeni bilgi bombardımanı altında evlerimizden çıkamamakta ve ne yapacağımızı bilemez durumda yaşamaktayız.
Gelecek zaman ile ilgili her şeyin belirsiz olduğu böyle bir süreçte, geriye doğru giderek Belirsizlik İlkesi’ne varılmış olması konuyu en geniş kapsamıyla kavrama isteğinden kaynaklı. Bu yazı sonsuz ve bitimsizmiş gibi görünen bir belirsizlik duygusunun ağır gölgesi ve alacakaranlık atmosferinde yazılmakta çünkü. Tüm dünya ne olup bittiğini anlama derdinde şu an. Bu yüzden belki de ilk etapta, dünyanın şimdiye kadar geçirdiği ve atlattığı salgınlar konuşulmakta. Bu ölümcül virüse karşı acil geliştirilmesi gereken aşılar ve ilaçlar konuşulmakta. Bu virüsü nasıl etkisiz hale getirebiliriz sorusunun çözümü konuşulmakta. Öyle bir kaos ki bu, bir epilepsi krizi gibi aklımız yerinde ve hayatta olduğumuz halde bütün fonksiyonların yitirilip ne yaptığımızı bilemez halde, sadece konuştuğumuz bir süreç yaşanmakta.
Bütün bu karmaşa içerisinde şunu düşünmekten kendimizi alamıyor oluşumuz belirsizliğin temelini oluşturmakta: Nasıl oldu da böyle bir iletişim, gelişmiş tıp, ulaşım ağı söz konusu olmasına rağmen dünyanın yakalandığı görünmeyen bir virüse karşı çaresiz kaldık? Bunu bir türlü kendimize yediremiyoruz. Dışarı çıkamamak ne demek, sevdiklerimize istediğimiz zaman ulaşamamak ne demek, sevdiklerimizi bile özlemek ne demek, işimizi böyle bir virüsten dolayı kaybedecek olmak ne demek, çocuğumuzu koruyamayacak olmak ne demek, bir virüsün vücudumuza girdikten çok kısa bir süre sonra bizi öldürmesi ne demek?
Bütün bunların ne demek olduğu konusundaki belirsizliğin aklımızı kontrol edişi, bizim gözle görülmeyen Covid-19 virüsünden önceki süreçte bilinenin tam aksine hiçbir şeyi kontrol edememiş olduğumuz anlamına gelir.

Belirsiz Yaşama Tutunma Çabası
Hayatın en gelişmiş türü olarak akılla donatılan insan için belirsizlik aslında her zaman vardı. Her şey tıkırında giderken bile. Bu günlerin farkı uzayda, var olduğundan beri kendi ritminde dönen dünyanın, içeride tamamen durmuş olması. İstisna gözetmeksizin (Zengin-Fakir, Beyaz-Siyah, Amerikalı-Ortadoğulu, Kuzeydekiler-Güneydekiler, Doğudakiler-Batıdakiler, Bizler-Onlar) belirsizlik durumunun herkesi kapsıyor oluşu anksiyete düzeyimizi inanılmayacak derecede yükseltmekte. O kadar ki marketten aldığımız tavukları ve etleri çamaşır sularıyla yıkar duruma geldik. Bir virüsün sınırları net olarak çizilmiş ve buna karşılık yaşam biçimleri, davranış özellikleri, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel yapıları da net olarak sınırlarla belirlenmiş kapitalist yapıyı bir anda eşitlemiş olması karşısında ne yapacağımızı bilemez durumdayız.
Halbuki kapitalizm bizlere bu yaşadıklarımızın tam tersini öğretti ve herkesin yaşamını tek tek “sözde belirlilik” ilkesine göre uyarladı. Sınırlarımız belirlenmeli, hatta gerekirse genişletilmeli, bu sınırlardan içeri bizden olmayan kimse girmemeli, para rahat etmek ve aç kalmamak adına değil, karşımızdakini (fakiri) daha fazla ezmek adına kazanılmalı, kültür kişinin kendisinin diğerinden (ötekinden) ne kadar kültürlü olduğunu göstermek için edinilmeli ve dünya kıyamete kadar bu şekilde dönmeliydi.
Olmadı. Yaşam, dünyanın sonsuzluğunun nerelere gittiğini bilmediğimiz uzay aleminin içinde dönmesi gibi sonunu tahmin edemeyeceğimiz bir belirsizliğin içine girdi. Kesin olan şey şu: İnsan aklının dünyayı getirdiği bu noktadan yine insan aklı ile çıkacağız. Çünkü dünyanın matematiği, fiziği, kimyası bize bunu söylüyor. Bütün bu belirsizliklere rağmen yine belirsizlik ilkesi devreye girecek ve bu sefer doğrular yanlışları götürecek. İçine virüs girdiği halde devam eden yaşam bizleri bir müddet sonra evlerimizden çıkarıp yanına katarak hayatına devam edecek.
Evlerimizden çıktıktan sonra devam edecek olan hayat, unutmaya meyilli olan aklımızla yeniden şekil alacak ve bu bir gün ölümün kendisi için de geleceğini bildiği halde bildiği tüm olumsuzlukların yanına beş daha katarak yaşayan insan için her şey yolunda anlamına çok kısa sürede gelecek.
Bu yazının asıl sorusu şu olmalı belki de: Covid-19 virüsü sonrası sorulacak sorulara doğru cevaplar verilebilecek mi? İnsanlık kendisiyle hesaplaşmış ve kim olduğunu görebilmiş vaziyette doğruları bularak mı ilerleyecek? Ya da her şey bittikten sonra kapitalizm virüsünü el birliği ile yok edip hayatı doğru bir şekilde yaşamaya başlayabilecek miyiz? Sorular silsilesi bitmez. Çünkü bir dakika sonrası ne olacağı belirsiz bir sistemin içinde yaşarken belirsizlik ilkesi sistem var oldukça varlığını devam ettirecek. Sizce de öyle değil mi? Ne dersiniz?






