“Menfaatten dolayı yönetici odaklara gösterilen saygı, korkudan dolayı gösterilen saygıdan daha iğrençti.”
Peşinen söyleyeyim: Romantik bir hikâye, duygusal betimlemeler ya da şiirsel bir anlatım beklemeyin çünkü bir aşk kitabı okumayacaksınız. Yazar her ne kadar kitabın adında “aşk” sözcüğüne yer vermiş olsa da kitabı okuduğumuzda karşımıza aşktan ziyade toplumsal olayların bireyler ve kitlelerin yaşamlarında yarattığı travmaların felsefî bir dille anlatıldığı bir hikâye örgüsü çıkmaktadır. Avrupalıların yüzyıllar önce kurtulduğu, ancak Anadolu ve Mezopotamya insanının 20. yüzyılın sonlarına kadar hatta bazı bölgelerde, bugün dahi, kısmen bile olsa varlığını sürdürdüğü feodal sistemin mahvettiği hayatlar kitabın ana konusunu oluşturmakta.
Yoksulluk, çaresizlik.

Ağa da mevsimlik işverenler de halkın yoksulluğundan en iyi ya da acımasız şekilde yararlanmayı bilmiştir. Bugün bile adil iş imkânının azlığı ve işsiz insanların çokluğundan doğan çaresizlik, insanları en haksız şartlarda bile çalışmaya mecbur bırakmaktadır. Yazının başında belirttiğim gibi Hazan Kıyısında Aşk daha çok toplumsal sorunları irdelemiş ve bir avuç köylünün zulme karşı destansı direnişini konu almıştır. Aşk teması kısmen de olsa işlenmiş olup burada “umutsuz”a yakın bir kimlik sergilemiştir. Karakterlerin çoğu, ister haklının ister haksızın yanında olsun, kendi içlerinde bir kimlik savaşına girmiştir. Ama muhtarın da dediği gibi, “Son noktada insanın bulunduğu her yerde çıkarlar konuşur.” Zalimin tarafını tutanların bazıları her ne kadar vicdan muhasebesine girse de netice de çoğunluğu menfaatleri doğrultusunda hareket edip zulme ortak olmuş hatta eylemleriyle zalimin kendisini dahi utandırmıştır. Yazar hikâye bütünlüğüne zarar vermeden Miran-Berfin-Rüstem ve yazar arasındaki ilişkiyi kitabında işleyebilmiştir. Memleket hasreti, adil yaşam özlemi, yoksulluk, yalnızlık, aşk, çaresizlik, yalnızlık. Yazar pek çok farklı temayı iki yüz küsur sayfaya ustalıkla yerleştirmeyi başarmış. Üstelik bunu yaparken oldukça yalın ve akıcı bir dil kullanarak okuyucuyu yormamış. Her bir bölümün başında büyük düşünür ve yazarlardan alıntılara yer vermesi kitabın ana karakterine oldukça uygun düşmüştür, neticede kitabın felsefi/düşünsel yönü ağır basmaktadır.
Pek çok kitapta yer alan yazım ve anlatım bozukluğu hataları az da olsa kitapta göze çarpmakta. Bununla birlikte yazarın kitabında hayat verdiği düşüncelerin oldukça kuşatıcı bir özelliğe sahip olduğunu görüyoruz. Bir bakıma hepimizin arzuladığı, haykırmak istediği ama şekil vermekte güçlük çektiği pek çok fikri ustalıkla ete kemiğe bürümeyi başarıyor. Sonuç olarak Hazan Kıyısında Aşk bir oturuşta okunabilecek, konusunun bizi üzeceği ama edebi tarafının mutlu edeceği bir eser olarak karşımıza çıkıyor.






