Get Up, Stand Up Now: İngiliz Siyahi Sanatının Windrush Skandalına Cevabı

Get Up, Stand Up Now: İngiliz Siyahi Sanatının Windrush Skandalına Cevabı


Twitter'da Paylaş
0

Get Up Stand Up sergisi 1970'lerin İngiliz siyahi sanatının eşsiz eserlerini bir araya getiriyor. Serginin küratörü önemli parçalara dair açıklama yapıyor.

“Çocukken süper kahramanlarım sanatçılardı,” diyor Zak Ové. Belki de bohem bir Batı Londra evinde büyüyen Zak için bu kaçınılmazdı. 1960’larda Birleşik Krallığa yerleşen Trinidad kökenli babası Horace, Britanya film, televizyon ve fotoğraf dünyasında önemli bir figüre dönüştü. Horace uzun metrajlı film yöneten ilk Britanyalı siyahiydi. İngiliz yazar ve aktivist James Baldwin, fotoğraf sanatçısı Armet Francis ve tekstil tasarımcısı Althea McNish gibi önemli kültürel figürlerle olan bağını, Britanyalı siyahilerin günlük hayatlarını kaydeden filmleri ve fotoğrafları sayesinde kurdu. Bu figürler genç Ové için adeta geniş bir ailenin parçasıydı. Onlar, Ové’ye göre, “sanatsal hayata ve siyahi bilinçliliğine” kılavuz ışıklardı.

Ové hızlıca ekliyor: “Horace’ın grubu yalnızca bir siyahi olayı değildi.” Aktivizm dürtüsü geniş çapta toplumsal farkındalıklarından kaynaklanıyordu. Ové’nin İrlandalı annesi iflah olmaz bir sosyalistti ve akşam yemeklerinde yumrukları havada “Halk iktidara” naraları atarlardı. Afrika sanatı ve eserleriyle bezenmiş Ové’nin evi böylesi bir politik inançla dokunmuştu. Ové ve kız kardeşi Indra, babalarının çalışma pratiğini onun “sahnesinde” (ister Ladbroke Grove’da bir bar ister Pazar ikindisinde caz) ya da ona kayıt odasında eşlik ederek tecrübe ettiler.

Paddington İstasyonu, 1967, Horace Ové

Michael X (Britanya’nın öncü Black Power aktivisti) Black Power toplantısında konuşma yapmak üzere Reading’e giderken. Babam Horace önceden aldığı haberle, onu ve onu çevreleyen yoldaşları ile korumalarını fotoğraflamak için Paddington İstasyonuna koşturdu. Horace, Michael X’in politik görüşleriyle hemfikir olmasa da onun devrimciliğe olan güveninden etkilenirdi. “İstasyonu ele geçirecekmiş gibi yürüyorlardı,” derdi bu fotoğrafla ilgili. Babam filmleriyle bilinirdi, ancak foto muhabirliğine içgüdüsel bir yatkınlığı vardı.

Bugün Ové, multidisipliner bir sanatçı ve odak noktası olan geleneksel Afrika maske yapımını ve maskeli gösterilerin tutkusunu yansıtan heykelleriyle çocukluk deneyimlerini Somerset House Londra’da Get Up, Stand Up Now adı altında sergiliyor. Sergi, elli yılı aşkın süre gelen siyahi yaratıcılığının Britanyalıların günlük hayatındaki etkisini kutluyor. The Wailers'ın toplumsal bilinci yüksek reggae şarkılarıyla, Britanyada uzun zamandır ikamet eden Batı Hint Adalıları sehven yasadışı mülteciler olarak sınıflandırılan ve “ülkelerine geri” sınır dışı eden Windrush skandalına doğrudan bir yanıt veriyor. Serginin, imparatorluğun yükseliş yıllarında Kraliyet Ordusu’nun idari merkezi olan Somerset House’da gerçekleşmesi sergiye farklı bir boyut kazandırıyor.

İsimsiz, 2018, Deborah Roberts

Amerikalı sanatçı Deborah Roberts fotoğraflardan, dergi kupürlerinden ve internetten aldığı görüntülerden siyahi kadın hareketi adına kolajlar yapıyor. Güçlü Afrikalı kız çocuğu figürleri sunan eserleri, kadınların metalaştırılmasına ve medyanın beyaz ayrımcılığına karşı çıkıyor.

Otoportre (Warhol’dan sonra) 6, 2013, Yinka Shonibare

Yinka’nın bu güzel resminde gördüğüm şey, Britanya siyahi kimliği. Kırmızı, mavi ve yeşilden oluşmasına rağmen, Birleşik Krallık bayrağını hatırlatıyor. Rastalarının havada asılı abartısı, gücü ve duruşunu seviyorum. Bakın bu benim ve buraya kalmaya geldim, diyor. Kente dokumasına olan gönderme de ilgi çekici. Bununla ve İngiliz bayrağıyla Nijerya-İngiliz çifte vatandaşlığını temsil ediyor.

Horace şimdi Alzheimer hastası ve Ové farklı jenerasyonlardan sanatçıları bir araya getiren sergide İngiliz siyahi sanatının evriminin bir ölçüde babasının yaratıcılığından etkilendiğini göstermekte kararlı. “Olabildiğince bu ülkede bir topluluk olarak değerlerimize değinen önemli eserlerini toparlamaya çalıştım.” Bunların içinde Horace Ové ve kâşif arkadaşlarının “Afrika’dan eski bir haritada belirsiz bir şekilde işaretlenmiş Britanya’nın merkezine olan seferlerini” anlatan satirik filmi Black Safari de var. Filmde grup Wigan’a yelken açar, Britanya’ya özgü hayvanları ve bitkileri Afrikalı krallar ve kraliçelerin ardından yeniden isimlendirir ve yoldayken aralarına birkaç da köle katılır. 

Aljana Moons II, Alexis Peskine

Parisli sanatçı Peskine, büyük ölçekli emprenye edilmiş kerestelere titizlikle çekiçlediği çivilerle karışık teknikteki portreleriyle bilinir. Ama dört adet fotoğraf serisi ve kısa bir filmden oluşan Aljana Moons’da, modern bir estetik bakış açısı geliştiriyor ve Afrika sanatını yeni materyaller deneyerek onu ileriye taşıyan yeni yollar keşfederek, onun ikonik eserlerine göz atıyor. Çocukların uzay elbiseleri konserve ve pirinç kutularından yapılmış. At arabası ise uzaya olana yolculuklarının sembolü olarak karşımıza çıkıyor.

1980'ler Horace’ın ayak izinden giden Britanya siyahi sanatçıları için altın bir çağdı. Britanya’da siyahi sanatının daha fazla temsiline seferberlik ederek 1989’da Hayward Gallery’de The Other Story adlı dönüm noktası niteliğindeki sergiyi açan BLK Art Group üyeleri Eddie Chambers, Lubaina Himid ve Keith Piper da bu sanatçılar arasında. Sanat dünyası değişkendir ve özellikle kısa dönemli akımlara eğilimlidir. Bu nedenle onların sanatına olan ilgi de düzensizdi. Meslekteki başarı hep bir mücadeleydi, bundan dolayı Himid’in 2017’de Turner Ödülü’nü kazanması cesaret vericiydi. 

“Doksanlarda siyahi sanatçılar için bir platform yoktu,” diyor Ové. “Bu nedenle belli bir süreliğine ününüz artmış olsa bile devam etmek zordu. Örneğin, Horace’ın film çekemediği birkaç yıllık kısır bir dönemi olmuştu.” Ové’ye göre bu dinamik Chris Offili’nin 2010 yılında Tate Britain’daki retrospektif sergisiyle değişti. Katledilen genç Stephen Lawrence’ın annesini betimleyen No Woman, No Cry gibi görkemli, zengin ve yer yer şiddetli resimlerin olduğu o sergiye binlerce insan katıldı. “Kurumlar aniden uyandı,” diyor Ové, “ve kendi kendilerine ‘eğer bunu doğru yapabilirsek, burada kendilerini görmek isteyen devasa bir piyasa var’ diye düşündüler.” 

Umbilical Progenitor, 2018, Zak Ové.

Bu figür, bir astronotun bir tema parkının dışarısına konuşlandıralacak olan cam elyaf modelinden oluşuyor. Onu eBay’den satın aldım. Kırılmıştı ve onu parçalara ayırıp Mende helmet maskesi (bir tür Afrika maskesi) ile taçlandırdım. Nijerya’dan el yapımı cam boncuklar da bu uzay gezginine geleneksel kabile ve uzay kıyafetleriyle güçlü bir Afrika havası verdi. Umbilical Progenitor kabilenin ilk erkeğinin zamanda dış sınır yolculuğunu temsil eden bir figür.

Talking Presence, 1987, Sonia Boyce

Zak Ové bu resimle ilgili “1980’lerde Siyahi Kadın Sanatçılarla öne çıkan Sonia Boyce’dan güzel bir Londra görüntüsü,” diyor. “Sürreal bir manzarayı seyreden çıplak siyahi figürlerle resmedilmiş bir kolaj. 1980’lerde İngiliz olmak kavramına meydan okunuyordu (halen olduğu gibi) ve bu çiftin birbirleriyle ve şehirle olan rahatlığı, çıplakken bile hem bir aidiyet hem de belli bir meydan okuma hissi veriyor. Bu iki insanın sakinlik ve birbirini sahiplenişini seviyorum. Neşeli hissettiriyor."

Ové için serginin önemli taraflarından biri, İngiliz siyahi sanatının çeşitliliğini ve ustalığını, sanatçıların kendilerini çağdaşlarıyla karşılaştırarak ve birbirlerine esin kaynağı olmaya devam ederek kendilerini değerlendirme şansı vermesi. Get Up, Stand Up’ın ardından sanat alanında siyahi bireylerin sayısının artacağı kesin.

Çeviren: Burçak Bayram

(Guardian)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR