Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Eylül 2022

Kitap

Hayalperestler Tiyatrosu: Işık Saçan Bir Hikâye

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Hayalperestler Tiyatrosu Polly Samson’un tüm ada atmosferini, doğayı, mekanları, bohem sanatçı ve insan ilişkilerini epik bir dille anlattığı su gibi akan bir hikâye.

Polly Samson’un Hayalperestler Tiyatrosu romanı (Düşbaz Kitaplar – 2022) yeni bir hayat, kişinin yaşamını yeniden kurması adına bambaşka bir hikâye anlatıyor bizlere. Yunanistan’ın Hydra Adası’nda başlayan yeni hayatlar, bir araya gelişler, yeni ve bambaşka başlangıçlara sebebiyet verirken, antik kültürlerin hayat bulduğu doğanın canlılığı da hikâyeye eşlik ediyor. Polly Samson bu romanında ütopik bir yaşam arzusuyla kurgusunu gerçekleştiriyor ve bu anlamda 1960 yılını seçmesi bir tesadüf gibi durmuyor. Çünkü tam da o yılların ve o dönemin atmosferine uygun olarak bohem tarzda sanatçılar, düşünceler, üretilen eserler söz konusu. Bir de tabii Polly Samson’un tüm bu ütopyayı doğru bir şekilde ele alacak denli konuya içerden bakabilmesini sağlayan bir hayatı olması da Hayalperestler Tiyatrosu’nu yaşayan, canlı bir roman kılıyor.

1960 yılında geçen, dünyanın kültürel, siyasi, cinsel ve sanatsal devrimin kıyılarında dolaşan romanın kahramanı Erica aynı zamanda baştan sona tüm hikâyenin anlatıcısı görevini de üstleniyor. Bu görevin işlevselliği o döneme ait bir gözlemi okura sunmasıyla önemli. Zira yakın bir zamanda annesini kaybeden on sekiz yaşındaki Erica hem annesinin geride bıraktığı gizemleri çözmek hem de taze acısından ve babasından kaçma isteğiyle yanına aldığı defterleriyle Londra’dan yola çıkıp Hydra Adası’na gelir. Adadaki yeni yaşamında  -büyük oranda olayların dışında olmasına rağmen- kendinden büyük, bu anlamda daha deneyimli, neredeyse tamamı sanatçılardan oluşan göz alıcı  insanları gözlemleyerek hayata dair bir şeyler öğrenmeye çalışır ve bu arada annesinin ona miras bıraktığı gizemleri çözme konusunda da kararlıdır.

“Hydra limanı, dağların üzerinden kalkan bir perde gibi aniden ve oldukça dramatik biçimde belirdi. Taş duvarların ve konakların simetrisi, beyaz evlerin katmanlarının, at nalı biçimindeki bir anfi tiyatroya ait koltuklar gibi yükselmesine sebep oluyordu. Çorak bir kaya parçasının yarattığı bir sihir gibiydi; hayalperestler tiyatrosu.”

Erica’nın yaşamı bu şekilde şekil alırken Hydra Adası’nda bulunan sanatçılar romanın asıl önemli katmanını oluşturuyor.  Başta nam-ı diğer bohem anlayışın kralı ve kraliçesi olan Charmian Clift ile George Johnston başta olmak üzere, bu ikilinin gayri resmi liderliğinde hayatlarına devam ederken hayal kurmaktan, hayallerini yaşamak için çabalamaktan vazgeçmeyen şairler, ressamlar, müzisyenlerden oluşan bir topluluk ile bu topluluğun tam ortasında yer alan esrarengiz yazar Axel Jensen, onun cazibeli karısı Marianne Ihlen ve Kanadalı yeni şair Leonard Cohen var.  Bambaşka türde bir yaşamı anlatmak için sanatçıları Hydra Adası’nda toplayan Polly Samson genç Erica’yı sanatçıların sarıp sarmalaması adına onların arasına bırakıyor. Neden mi?

Bu noktada Hayalperestler Tiyatrosu’nun hikâyesini daha iyi anlatabilmek için Polly Samson’ı biraz tanımamız, onun hayatı ile ilgili çeşitli ayrıntıları vermemiz gerekiyor. Pink Floyd grubu üyelerinden müzisyen David Gilmour ile evli olan Samson, grubun seslendirdiği bir çok hit olmuş şarkının söz yazarlığına katkıda bulunmuş. Yazının başında belirttiğim “içerden bakış” işte tam da bu anlamda, -bohem sanatçılar- hayallerin peşinde koşmak, eser üretme-  Hayalperestler Tiyatrosu’nun hikâyesine yansıtılmış. Belki de tüm bunlar düşünüldüğünde Polly Samson’un kendi biyografik hikâyesine en yaklaştığı romanı Hayalperestler Tiyatrosu olabilir. Erica’nın bize aktardığı hikâye sanatçıyla ilham perisinin, saflıkla gizemlerin, kaosla ütopyanın kesişim noktalarını birleştirirken Polly Samson’un yaşamından bazı gerçek parçacıkları sergiliyor. Pink Floyd’un bazı şarkıları da, ki bu şarkıların Polly tarafından yazıldığını öğreniyoruz –High Hopes, The Blue, Today-  zihnimizde çalmaya başlıyor.

Roman bir adada sadece sanatçıların bohem yaşamı ve bu yaşamın tam ortasında duran Erica’nın hikâyesini anlatmıyor bize. 60’lı yılların pop kültürünü, adetlerini, sanat camiasında da kadın erkek ayrımlarını içeren cinsiyetçilik temelli konuları da ele alıyor. Özellikle 60’lı yıllarda başlayan kadınların özgürleşmesi, cinselliklerini özgürce yaşayabilmeleri, kendi ayakları üzerinde durmaları meselesi sanatçılar arasında çokça tartışılıyor fakat tüm bunlar asla uygulanmıyor. Bu durumu somut olarak Charmian Clift ile George Johnston ikilisinin ilişkilerinde ve sıklıkla yaptıkları tartışmalarda gözlemleyebiliyoruz. Böyle bir tartışma sahnesi sonrası Charmian, Erica'ya soruyor: "Bu erkek yazarlar, hizmet eden melekleri olmasaydı nerede olurdu?"

Hayalperestler Tiyatrosu Polly Samson’un tüm ada atmosferini, doğayı, mekanları, bohem sanatçı ve insan ilişkilerini epik bir dille anlattığı su gibi akan bir hikâye. Aynı zamanda genç bir kadın olan Erica’nın kendini yeniden yarattığı romanda hem adada geçirdiği döneme hem de gelecek dönemlerine şahitlik ettiğimiz hikâye için sadece 60’lı yılları yansıtıyor diyemeyiz. Samson geniş bir zaman aralığına odaklanarak yaşanan olaylar ve karakterler bazında geniş tabanlı bir hayal dünyası tiyatrosu yaratıyor.

Kitabın çevirisi için Nil Ege Özden’e teşekkürler.

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024