Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Eylül 2024

Edebiyat

Hindistan’a Bir Geçit’in Karmaşa ve Gizemleri

Malcoml Forbes

Paylaş

0

0


E.M. Forster’ın Hindistan’a Bir Geçit’i, ilk yayımlandığın tarihten yüz yıl sonra bile sömürge dönemindeki İngiliz-Hint ilişkilerinin kültürel karmaşasını yansıtmaya devam ediyor. 

E.M. Forster’ın Hindistan’a Bir Geçit’inde, kitabın dört ana karakterinin – yurtdışından üç İngiliz ve gittikçe daha fazla huzursuzlanan bir Hint –çay partisinde bir araya geldiği bir an var. İki İngiliz hanımefendisi, Hindu görgü kurallarına ilişkin kafalarını karıştıran bir meseleden bahseder ve birilerini gücendirmiş olabilecekleri yönünde endişelerini belirtir. Hakikaten de aptalca bir “pot mu” kırmışlardır yoksa her şey tamamen bir “yanlış anlama mıdır?” “Esrarengiz şeylerden nefret ederim,” diye fikrini belirtir öğretmenlik yapan Adela. “Ben esrarı severim, hoşlanmadığım şey karmaşadır,” diye yanıt verir arkadaşı Mrs. Moore. “Esrar, karmaşa için kullanılan cafcaflı bir kelimeden başka bir şey değildir,” der kolej müdürü Mr. Fielding ve hemen peşi sıra ekler: “çok iyi biliyoruz ki, Hindistan bir karmaşadır.” Dr. Aziz endişeleri gidermek, ilişkileri güçlendirmek ve ülkesinin kendine özgü çılgınlığının yine kendine özgü bir sistematiği olduğunu göstermek için yeni dostlarını evine çağırır ve “Beni görmeye geldiğinizde ortada karmaşa kalmayacak,” diyerek onları temin eder.

Ama ortalık iyice karışır. Hatta roman, kesişen hatlardan düğüm olmuş dolaşıklara kadar bunlarla doludur. Asıl karmaşa, Adela’nın gerçek Hindistan’ı görmek istediğini söylemesiyle başlar ama öte yandan ülkenin gerçek halkıyla tanışıp onlarla kaynaşmasına sebep olur. İngiliz hanımefendileri Çandrapur Kulübü’nde gevezelik edip bu durumla eğlenirken (Yerliler! Ne maval amma!) sulh yargıcı Ronny Heaslop, orada bulunmalarının sebebinin halka dostça davranmak olmadığını söyler. “Biz buraya adaleti sağlamaya ve barışı korumaya geldik,” der ve devam eder, “bu sefil ülkeyi güç kullanarak elde tutmaya.” Yine de “Hâkim Irktan” küçük bir grup Aziz ile bir bağ kurmak ve kültürel farklılıkların üstesinden gelmek maksadıyla yola çıkar. Fakat söz konusu bağ, başlı başına bir karmaşa olan Marabar Mağaraları’ndaki ilginç olayla tamamen kopar – Adela’nın kafası karışmış, Aziz ise rezil olmuştur. (Aslında bu öyle bir karmaşadır ki, kitabın sonuna gelindiğinde dahi okur Adela’nın saldırıya mı yoksa hakarete mi uğradığını ve failin kim olduğunu anlayamaz.)

e m forster hindistan'a bir geçit

Vuku bulan bu olaydan sonra iki İngiliz polis şefi, Hindistan’da yerel halkla yaşanabilecek herhangi bir karmaşanın ancak bu insanları uzakta tutarak aşılabileceğini ama aşmaktan ziyade önlenebileceğini net bir biçimde ifade eder. Bölge polis müfettişi Mr. McBryde ise yurttaşlarının Aziz ile olan dostluğunun yüksek olasılıklı bir kaza olduğuna inanır: “Bütün bahtsız yerliler, sadece otuzuncu enlemin altında yaşıyor olmaları nedeniyle özünde suçludurlar. Onları kınamamak gerekir; başka hiçbir şansları yoktur; burada doğmuş olsaydık biz de onlar gibi olurduk.” Bölgedeki yöneticilerden Mr. Turton ise Fielding’i Doğu’nun Doğu, Batı’nın da Batı olduğu ve bu ikisinin asla bir araya gelmemesi gerektiği konusunda ikna etmeye çalışır: “İngilizlerle Hintlerin sosyal yakınlık kurmaya çalıştıkları zamanlardaki gibi büyük felaketlere yol açan başka bir şey görmedim. İlişki, evet. Nezaket, muhakkak. Yakınlık: Asla, asla.”

Bu yıl, Forster’ın Dominyon Dönemi Hindistan’ının can alıcı bir portresi olan başyapıtının yüzüncü yıldönümü. Eleştirmenlerden aldığı övgüye ve kitabın ticari başarısına rağmen Forster başka bir roman daha yazmadı – o zamanlar tabu kabul edilen eşcinsel aşkı anlattığı Maurice ise daha önceki tarihlerde yazıldı ve ancak 1971’deki ölümünden sonra yayımlandı. Aslında Forster’ın romancılıktan bu denli erken vazgeçmesine sebep olan da bizzat Hindistan’a Bir Geçit’in yazılmasıydı. Araştırma yapmak başlı başına bir meseleyken onca meseleyi bir araya getirip kurgusal bir plan içerisinde yazmak hem Forster’ın takatini tüketen hem de kendi deyimiyle, “kurgunun gelenekselliğinden ve yoruculuğundan sıkılmasına neden olan çetin bir sınavdı.”

Kitabın başlangıcı 1910 yılına kadar uzanıyor. Howards End’in basımından birkaç ay sonra Forster’ın Hint arkadaşı Syed Ross Masood ona bir mektup yazdı. Forster’ın “Doğulu bakış açısını” kavramaktaki becerisini öven Masood, kendi arzusunu dile getirmeyi de unutmadı: “En büyük temennilerimden birinin Hindistan üzerine bir kitap yazman olduğunu biliyorsun. Senin hakkında bildiklerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu inanılmaz bir kitap olurdu.” Böylece ilk tohum ekildi ve fikir kuluçka dönemine girdi. Ardından 1912 yılında, Hindistan ile ilgili bir dizi kitap okumaktan binicilik dersleri almaya, etraftan çeşitli tavsiyeler toplayıp davetler ayarlamaya kadar bütün hazırlıklar tamamlandı ve Forster, birkaç arkadaşıyla birlikte Hindistan’a yelken açtı.

Biyografi yazarı P.N. Furbank’e göre “Forster için Hindistan bir sürü karışıklıkla başlamıştı.” Bombay rıhtımında onları karşılaması için ayarlanan hizmetli tek kelime İngilizce bilmiyordu, gittikleri otel tamamen doluydu ve hizmetli başka bir otel bulmak için yanlarından ayrıldığında Forster’ın bavullarının da onunla birlikte ortadan kaybolduğu anlaşıldı. (İki gün boyunca süren aramadan sonra bavullar esrarengiz bir biçimde ortaya çıkarken yanlış bir kimlik vakasından sonra hizmetli de bulundu.) Forster önce Aligarh’ta yaşayan Masood’u ziyaret etti ardından Delhi, Lahor, Simla, Agra ve Jaipur’un da içinde olduğu uzun bir seyahate çıktı. Ona eşlik eden arkadaşlarının aksine hayli rahattı ve gördüğü, deneyimlediği her şey onu büyülüyordu. Açık fikirliydi, asla kültür şoku yaşamadı, böylesi sıradan tepkiler vermek yerine aklını kurcalayan her şeyi olabildiğince sorguladı ve çözemediği şeylerle çelişkileri oldukları haliyle kabul etti.

Kendi deneyimlerinin bazılarını romanına yerleştirdi: Bankipur, kurgusal Çandrapur kentine dahil edildi, Barabar Mağaraları Marabar Mağaraları oldu. Tur rehberlerinden birinin muhalif yeminiyse Aziz’in ağzından dökülen sözlere dönüştü: “Eğer ben sizi defedemezsem Ahmed defedecek, Kerim defedecek, beş bin beş yüz alsa da sizden kurtulacağız.”

e m forster hindistan'a bir geçit

Ne var ki, kitabın yazılması için uzun bir yolun kat edilmesi gerekiyordu. Forster seyahatleri esnasında yaratıcı bir ilham bulamamıştı. 1913 Şubat’ında arkadaşına yazdığı bir mektupta, köreldiğinden söz ediyordu: “Körelen duygularım değil ama onları ifade etme biçimim. Tek kelime dahi yazamıyorum. Oysa bütün güzellikler gözlerimin önünden geçip gidiyor. Benimse elimde onları yakalayacak hiçbir şey yok. Aklımdaki yegâne kurgu can sıkıcı bir şekilde Howards End’e benziyor. Bana eylemlerin ve davranışların ötesinde bir şeyler gerek: Ganj’a karışmak için yeryüzünün orta yerinden fışkıran sular ve onlarla birleşen Jumna. Hindistan böylesi harikalarla dolu ama onların tekini dahi bana vermez.”

Forster İngiltere’ye döndüğünde yapmış olduğu bu seyahatin onu çok daha iyi bir insan haline getirdiğini fark etti ama yine de anılarını kurgusal bir malzemeye dönüştüremedi. Bir süre kitap üzerinde çalışmayı denediyse de nihayet vazgeçip Maurice’i yazdı. Fakat 1921’de Dewas Mihracesi’nin özel sekreterliği için gelen görev teklifini kabul etti ve ikinci kez Hindistan’a gitti.

Forster’ın yolculuğu bir kez daha karışıklıklarla başladı. Her şeyden önce söz verilmiş olmasına rağmen kendisini karşılamaya kimse gelmedi. Birkaç gün sonra Forster’ı postanede bulan iki Hint soylusu, meselenin yanlış anlamadan ibaret olduğunu ve iki gündür onu yanlış adreste aradıklarını ifade etti. Yedi ay süreyle Hindistan’da kalan Forster’ın Mihraceye epey faydası dokunduysa da elbette ülkenin olağan karmaşalarından payına düşeni aldı. Mesela Mihrace’nin, saray hizmetkârlarından biriyle yaşadığı cinsel ilişkiyi öğrendiğini düşünerek bir dizi itirafta bulundu ama aslında onun bu konuyla ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını anladı. Kendisinden önce aynı görevi sürdüren sekreterin onu, kendi özel mektuplarını açmakla suçlamasıysa Forster’ı öfkelendirdi ve ciddi bir ağız dalaşıyla sonuçlandı.

Hindistan’dan ayrılma vakti geldiğinde Forster hem rahatlamıştı hem de isteksizdi. “Mihrace’den ayrılmak hiç hoşuma gitmiyor,” diye yazmıştı annesine, “ama etrafındaki insanları nasıl çalıştıracağını bilememek tamamen ona ait bir trajedi. Beni tatmin etmeyen, onun için de hiçbir önemi olmayan bir sürü işle uğraşmaya devam etmenin bir faydası yok.” Fakat romanın yazılmasına bu yedi aylık sürede geçirdiği boş vakitler de yetmemişti. Üstelik kaydetmeye çalıştığı ilerlemelerin tamamı başarısızlıkla sonuçlandı ve İngiltere’deyken yazdığı başlangıç kısımlarının işe yaramaz hale gelmesine yol açtı. Daha sonra The Hill of Devi’de (1953) belirttiği gibi: “Dewas’taki odamda akşamları yazdığım kısımlara bakar, duymuş olduğum hoşnutsuzluktan ötürü umutsuzluğa kapılırdım. Hatırladığım Hindistan ile yaşadığım Hindistan arasında çok derin bir uçurum vardı.”

Forster İngiltere’ye döndükten sonra da romanını yazmakta bir hayli zorluk çekti. Başlarda kurguladığı yapıdan yine hoşnut değildi ama arkadaşlarının, bilhassa da Leonard Woolf’un teşvikiyle bir şekilde ilerlemeyi başardı. Ama kolay olmadı: bir seferinde itiraf etti, kitabı yazarken zaman zaman “aklını karçırmışçasına çığlıklar atma ya da oraya buraya tükürme” isteği duyuyordu. Özellikle duruşma sahneleri sıkıntılıydı ve ilerlemesini yavaşlatan unsurların başında bu tarz yasal meseleleri kurgulamada yaşadığı zorluk geliyordu. Nihayetinde 21 Ocak 1924 tarihinde tamamladı ve kitap, yayıncının eline ulaşmasından sonra beş ay gibi kısa bir sürede yayımlandı. On yıllık mücadelenin sonuna gelmişti.

Forster daha sonraki yıllarda şunları söyledi: “Açıklanamaz bir karmaşayı, yani Mrs Quested’in mağaralarda yaşadığı deneyimi ortaya koyarak Hindistan’ın izahı güç bir karmaşalar bütünü olduğunu anlatmaya çalıştım.”  Hindistan’a Bir Geçit, isabetli olduğu kadar takip edilmesi de güç bir roman çünkü Forster’ın anlatısı Hindistan’ın kendine özgü karışıklarını ve gizemlerini ön plana çıkarırken bunlar dolayısıyla ortaya çıkan kargaşadan sömürgecileri sorumlu tutar. Eski bir arkadaşına söylediği gibi: “Hissettiğim en derin duygu, hepimizin korkunç birer pislik ve olan biten bütün kargaşanın yegâne sorumlusu olduğumuzdu.” Forster bir süre romanını hiçbir zaman tamamlayamayacağını bile düşünmüş hatta hissettiği duyguları ifade etmenin başka bir yolunun da olmadığına inanmıştı. Ama öyle ya da böyle el yordamıyla ilerledi ve kariyerinin en muazzam eserini ortaya çıkardı.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Contemporary Istanbul Vakfı ve Borusan..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. G. Kellem

30 Ağustos 2025

Deep Blue’dan Önce: Otomaton Satranç O..

Macar mühendis Johann Nepomuk Maelzel’in otomaton satranç oyuncusu, IBM’in satranç programı Deep Blue’yu mekanik olarak geride bırakalı yıllar oldu – şah mat.1820’li ve 1830’lu yıllarda Macar mühendis Johann Nepomuk Maelzel, “Türk” adını verdiği otomaton ..

Devamı..

Çevirinin Konukseverliği Üzerine Bir O..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024