Islak Şeritler
15 Ocak 2019 Öykü

Islak Şeritler


Twitter'da Paylaş
1

Kapıyı çekmeden duruyorum her zamanki gibi. Ellerimi ceplerime götürüyorum. Sol cebimde anahtar, sağ cebimde telefon, arka cebimde cüzdanım, tamam. Kapıyı çekiyorum ve evet, fark ettiğiniz gibi kilitlemiyorum. Bu kata kadar çıkıp burayı zorlamaya kalkışan biri girmeyi hak etmiş gibi geliyor. Hele o kapıyı defalarca kilitlemeleri yok mu? Annem çok yapardı. Çoğu şeyde olduğu gibi yine onun zıttı bir şeyi alışkanlık edindim. Bir kere kitli kapıyı açabilen bir hırsız iki kere kilitlemeyi neden açamasın?

   Her zaman böyle olmadık şeyler üşüşüyor kafama. Kim bilir kimin suratına bakmadan indim aşağıya kadar. Çıkıyorum dışarı. Ne kadar sıkıcı görünüyor bugün. Yoksa günlerdir ilk defa dışarı çıktığım için mi daha yakından şahit oluyorum. ‘Günaydın oğlum.’ ‘ Günaydın Meliha Teyze, nasılsın?’ N’olur bu sefer iş muhabbetlerine girmeyelim Meliha Teyze. ‘N’aptın avukatlığa devam ediyor musun?’ ‘Yok, ayrıldım oradan, iyi günler,’ deyip uzaklaşıyorum. Bana hayatını oturtamamış, yaşı geçkin bir yardıma muhtaç olarak baktığını biliyorum. Bir kere denedim, o mesleği yirmi yıl sonra yapmak istemediğimi, elimde olmayan sebeplerle, zamanında yapılmış bilinçsiz bir tercihle avukat olduğumu ve önceleri hobi olarak baktığım yazıyla hayatımı kazanabileceğimi söylemeyi. Olmadı.

   Biraz yürümek istiyorum sıcakta. Bu aşırı sevmediğim yaz günlerinde, bu saatlerin dışında, dışarda durulmuyor zaten. Dükkânlara bakmayı seviyorum. Kaldırıma konmuş tabureler, cips paketleri, dondurma külahları… Kapısının önünü süpüren esnafları kıskanıyorum. Gerçekten yazarak geçinebilecek miyim bu reklam ajansında? Tek avantajı evden de çalışabilmem.

   Köşeyi dönüyorum. Ayaklarım beni yine oraya getirdi. Şu duvarın önünde söylemişti beni aldattığını. Ne severim böyle hatıralara dalmayı. Zorlandı mı söylerken? Zorlanmak değil de, bana alıştırarak söylemek ister gibiydi. Duvara bakıyorum geçerken. Gözlerini yummuş ağlayan, çirkin bir surat gibi görünüyor. Yoldan aşağı doğru yürüyorum.

   Taksi durağına geliyorum. ‘Erkencisin yeğenim.’

   ‘Evet abi,’ deyip biniyorum taksiye.  Küçükken, büyüyünce her yere taksiyle gideceğimi hayal ettiğimi hatırlıyorum. Tıpkı şişko bir çocuğun mahallenin en güzel kızının kendisine âşık olmasını istemesi gibi. Geç de olsa, ikisinin de çok fazla değeri olmadığını anlıyorum.

   Sonunda varıyoruz. Parayı uzatıp arabadan iniyorum. Her zamanki gibi geriliyorum şu kapıdan girerken. Danışmaya gidip, ‘Merhaba ziyaret için gelmiştim, telefonda konuşmuştuk, Mehmet ben,’ diyorum, ilk kez gördüğüm, danışmadaki kıza. ‘Biraz bekleteceğim sizi,’ diyor bana. Beş dakika sonra doktor geliyor. ‘Hoş geldiniz, lütfen sadece yirmi dakika, bugünlerde yine gergin.’ ‘Tamam,’ diyorum.

   Odasının kapısını açıp giriyorum. Burası da benim evimi andırıyor. Geçen sefer geldiğimden beri hiçbir şey değişmemiş. Serap pencerenin önünde bir sandalyede oturuyor. Dönüp bana bakıyor. Vaktimiz az, ritüellerimiz hiç değişmiyor. Ben de yatağının kapıya doğru olan duvarının önündeki koltuğa oturup, ona her zamanki gibi okuyacağım kısa bir öykümü çıkarıyorum. Eskiden de, şimdi de sadece ona okuyabiliyorum bunları. Beğendiğini hissediyorum. Bilerek en kötülerini getiriyorum, belki de onlarla da barışmak için. ‘İstiyorsun değil mi?’ diye soruyorum. Başını sallıyor.

   “Adam yorgun bir şekilde, bir görev gibi, eşinin yemekleri getirişini izliyor. Kadın bir kâse çorbayı koyuyor önüne. Sessizce yemeye başlıyorlar. Oğlunu soruyor adam. Düşmüş dışarda, erken yatmış. Adam hep geç geliyor. Çocuk babaların evde hep az yaşadığını düşünüyor. Tüm babaların, herkesin…

   Adamla kadın tartışıyorlar, her sessizliğin sonunda olduğu gibi. Adam kendini savunamıyor hakkıyla. Neredeyse suçlu olduğuna inanacak. Ama çalışıyor işte, onları seviyor. Olabildiği kadar. Kapıyı çekip çıkıyor adam.

   Bu alışkanlığı da son zamanlarda edindi. Boğulur gibi olunca bir süre geziniyor civarda. Sokaklar tenhalaşmış artık. Bir iki çocuk bakkaldan aldıkları sakızlarını açıyorlar. Adam pencerelerine bakıyor evlerin. İnsanlar içlerinde. Yolun kenarından yürümeye devam ediyor. Trafik ışıklarının bulunduğu dört yola geliyor. Nereye döneceğini düşünüyor. Etrafında türlü gürültüler. Herkes kendisinden emin. Hızla yürüyorlar. İnsanın hangi yola sapacağını bilememesidir olsa olsa yalnızlık diye düşünüyor.

   Serap’a bakıyorum. Gözlerini camdan dışarı bir yere sabitlemiş. Bu beğendiğinin işareti. Eskiden ilaç kullandığında, bugünlere geleceğini hiç düşünmemiştim. Saçları dağınık ve uzun. Hâlâ güzel görünüyor. Hikâyeyi bitiriyorum. Sonrasında biraz konuşmadan oturuyoruz. ‘Bugünlük vaktimiz bu kadar, kendine iyi bak.’ Kapıya doğru yöneliyorum. ‘Özür dilerim.’ Arkamı dönüyorum. ‘Neden?’

   Gözlerini kaçırıyor. Yanaklarındaki ıslak şeritleri görüyorum.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Mehmet Yakut
hüzünlü, güzel, ellerinize sağlık.
8:51 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR