Halil Yörükoğlu'nun ilk öykü kitabı Kaçış Rampası Sel Yayıncılık etiketiyle okurla buluştu. Son zamanlarda toplumun her alanında eksikliğini hissettiğimiz sahicilik duygusunu iliklerimize kadar hissedeceğimiz on yedi öyküden oluşan kitap, çocukluğumuzun yaz akşamlarını unutulmaz kılan balkon sohbetlerinden bir kesit gibi öyle gerçekçi, öyle samimi, öyle doğal... Okuyucuyu sıkan, hatta bir süre sonra olay örgüsünden uzaklaştıran süslü cümlelerin olmaması anlatımı etkili kılıyor. Öykülerdeki karakterler her an bir yerde karşımıza çıkacakmış gibi hissediyoruz. “Başkalarının fotoğraflarında kendi öyküsünü arayan yaşlı adam, yıllarca eliyle tuttuğu balıkların âhına uğrayan balıkçı, yaşarken ölüm ilanını veren yaslı baba. Garsonlar, berberler, taksi şoförleri, plazalarda ya da derme çatma batakhanelerde ömür tüketenler…”
Bir garson, balıkçı ya da taksici, her biri yaşamın içinden karakterleri yeniden yaratırken yazarın gözlem yeteneğinin güçlü olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bu kadarı olmaz dedirten, ölçülüp biçilmiş ve okuyucuyu inandırıcılıktan uzaklaştıran tesadüfler, süslü cümleler, abartılı hayatlar yok. Karakterler içimizden, tanıdık bildik geliyor, birimizin babası, birimizin eşi gibi... Her biri ustalıkla gözlemlenerek yaratılmış. Öykülerin uzunluğu ise okuyucunun ilgisini hep en üst seviyede tutacak sınırda. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi öykülerin genelinde kaçış teması işlenmiş. Eksiklik duygusuyla dolu, hep eğreti hisseden, kimsenin hayatına mütemmim cüz olamayan öykü kişileri...
Kitabın en etkileyici öykülerden biri “Ben Haluk” adını taşıyor. Evlilik sürecine girmiş bir çiftin aileleriyle birlikte yaptıkları alışveriş sonrasının anlatıldığı öyküde büyüklerin aldıkları kararların en çok çocukları etkilediği ve bir tarafın öbür tarafı kötü göstermeye çalışırken çocuğa verdiği zarar, satır aralarından okura göz kırpıyor. Öyküde geçen "Anneler çok sevilir, babalar eve geç gelir," cümlesi ise başlı başına tek satırlık bir öykü gibi… “Hikâye Hikâye Üstüne” adlı öykü ise yaşlı bir adamın kendine eski fotoğraflardan, gazete sayfalarından bir kimlik yeni bir hayat bulma arayışını ve çaresizliğini dokunaklı bir anlatımla veriyor. Kendini bir yere ait hissetmeyen yaşlı bir adamın hikâyesini tamamlamak istercesine harcadığı çaba okurda “Doğru hikâyede miyim?” sorusunu uyandırabilir. “Kimse Sormadı”da ise bir insanın kimsesizliği yalın, özlü ve akıcı bir dille anlatılıyor. Gereksiz duygusallık yaratmadan, süslü cümleler kurmadan anlatılan kimsesizlik çok çarpıcı, okur şunu sorabilir: “Ben de yaşadığım yeri terk etsem kimse fark etmez mi acaba?”
“Halil Yörükoğlu farklı dünyalardan seçtiği karakterleri bir tüy hafifliğinde ağırlıyor öykülerinde. Günlük yaşamın görünmez parmaklıkları arasına sıkışmış olan insanı, sesini hiç yükseltmeden, bir o kadar da incelikli ve dokunaklı resmediyor. Çünkü yazarın dediği gibi, ecel çayı akıp giderken zaman geçiyor ve kâinat boşluk kaldırmıyor.”
Kaçış Rampası'ndaki öykülerin belirgin teması olan kaçış, tutunamama, aidiyetsizlik gibi duygular öykülerin sonunda yer alan boşluklarla bütünleşiyor. Okur, çoğu zaman öykünün sonunu zihninde canlandırabilir ve bu durum yeni öyküye geçmeden önce iç dünyasında kısa bir yolculuğa çıkmasını sağlayabilir. Yörükoğlu, birçok insanın ruh dünyasında kara bir delik gibi duran kaçış meselesini hakkıyla ele aldığı ilk öykü kitabıyla türe sıkı bir giriş yapıyor.






