Karamsar Gençler Emily Dickinson’ı Niçin Sever?
17 Haziran 2017 Edebiyat Kültür Sanat Şiir

Karamsar Gençler Emily Dickinson’ı Niçin Sever?


Twitter'da Paylaş
0

Emily Dickinson, hep toplumdan uzak yaşayan, evde kalmış bir kadın, ‘utangaçlığın azizesi’ olarak çizilmiş ve hep böyle kabul edilmiştir. Bu portre, onun gençler tarafından sevilmesini de sağlamıştır. Fakat Dickinson gerçekten böyle birisi midir?
On dokuzuncu yüzyıl Amerikan şiirinin simgelerinden biri olan Dickinson, kendisi hakkında çizilen portreyle bir bütün olarak düşünülmüştür. Bu gibi portreler şairleri nasıl gördüğümüzü ve özellikle kadın şairler hakkında ne düşündüğümüzü büyük ölçüde belirler. Emily Dickinson’ı tanımlayan en tuhaf ayrıntılar ise biyografisinde sıralanır: Beyaz kıyafetler giyme takıntısı, odasından çıkmak istememesi, ziyaretçileriyle yüz yüze değil kapının ardından konuşması… Dickinson’ın tüm şiirleri okurlarıyla buluşur buluşmaz benimsendi. Hayatı boyunca yaklaşık bin sekiz yüz şiir yazan şair, ölümünden önce sadece on tanesini yayımladı. Öbürleri ise 1886 yılında elli beş yaşında öldükten sonra ortaya çıktı. Birçok şair ve yazarda olduğu gibi, Dickinson’ın hayran kitlesi de ölümünden sonra birden arttı. Özellikle kadın okurlar kendilerini ona adadılar ve günümüzde müze olarak hizmet veren Amherst, Massachusetts’teki evine akın ettiler. Ölümünden bu yana, Dickinson’ın yazdığı türden şiirlerin yalnızca toplumdan uzak yaşayan evde kalmışlar tarafından yazılabileceği düşüncesi aksi iddia edilemez bir şekilde kabullenildi. Buna, özellikle deneyimsiz ve aşırı heyecanlı gençler inandı.

Farklı aktarılan gerçekler

1980’lerde lisede şiire giriş dersi alan Rosanna Bruno, “Dickinson’ın, ailesi dışında herkesten uzakta yaşayan, sürekli beyaz giyinen, odasından hiç çıkmayan, evde kalmış bir kadın olduğunu öğreniyorduk” diyor. Fakat ona göre, o zamanlarda bile şair hakkındaki söylentilerle şiirlerin pek uyuşmadığını belliydi. “Tüm bu söylenenler onun yazdıklarına ters düşüyordu. Her şeyin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyordu.” [caption id="attachment_30905" align="aligncenter" width="598"] Emily Dickinson (1830-1886)[/caption] Genç bir kadın ve şair olarak Dickinson, aslında sosyal olarak aktif bir kişiliğe sahipti. Mektuplaşmalarla yeni arkadaşlıklar kurdu ve bunları sürdürdü. Bu mektupların bazıları hayatı ve şiirlerine dair bir sergide gösterildi (I’m Nobody! Who Are You? The Life and Poetry of Emily Dickinson). Serginin küratörü Carolyn Vega uzun süredir Dickinson hayranı. “Dickinson’ın toplumdan ayrı durduğu doğru ama aynı zamanda arkadaşlarıyla, ailesiyle, edebiyat danışmanlarıyla ve editörlerle sağlam bir ilişkisi varmış. Ayrıca Amerikan İç Savaşı gibi politik sorunlar üzerine okumalar yaparmış ve etrafında olup bitenleri izlermiş. Yani izole bir hayat sürdüğü doğru değil” diyor Vega. Zaten Dickinson’ın şiirlerinde de izole bir hayata dair izler yok. Ayrıca, yazdığı şiirleri bazı arkadaşlarına ve editörlere yolladığı biliniyor. Yani kapalı bir hayat sürmeyip çalışmalarını başkalarıyla paylaşıyormuş. Daha sonraları fiziksel yalnızlığı tercih etse de, onun sürekli böyle bir hayat yaşadığını düşünmek doğru olmaz. Dickinson konusunda araştırmalar yapan ve Canberra Üniversitesi’nde yazı yazma dersleri veren Paul Hetherington, “Dickinson’ı toplumdan uzak, tuhaf bir tip olarak düşünmek, onun eserlerini anlamamıza engel olur çünkü bu portre onu hâkim eğilimden ayırarak sürekli gölgede kalan, normal bir hayata uyum sağlayamayan ve hep uçlarda yaşayan bir karaktere dönüştürür” diyor. Dickinson on dokuzuncu yüzyılda ataerkil bir toplumda açık bir şekilde aşk, arzular ve adanmışlık hakkında konuşan ilk modern şairdir. Yani oluşturulmaya çalışılan portreden uzaktır.

‘Poster Kızı’

Yazar ve akademisyen Doktor Cassandra Atherton da benzer şekilde düşünür: “Dickinson akademisyenler tarafından genellikle yanlış yorumlanır. Şair, babasının evinde sıkışıp kalmış biri değildi. Ataerkil topluma karşı verdiği savaşıyla ve kendini entelektüel bir kadın olarak var etme mücadelesiyle güçlü ve zeki bir kadındı.” Fakat çoğu genç gibi Atherton da önceleri farklı bir Dickinson algısına sahipti. “Ergenlik dönemimde o benim poster kızımdı. Ben de okula giderken onun gibi beyazlar giyinmek, saçımı onun gibi toplamak isterdim.” Bu farkındalıklar hem ümit verici hem de asıl olarak Dickinson’dan geriye kalanlari, yani onun kendi sözlerine bakmamız içinr bir uyarı yerine geçiyor. Bu sözleri en iyi özetleyen de Dickinson’ın mektuplarında yazdıkları: ”Fiziksel olarak sanki kafam uçup gitmiş gibi hissediyorum ve biliyorum ki bu hissin sebebi şiir!”

Çeviren: Deniz Saldıran

(Hephzibah Anderson, BBC Culture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR