Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Nisan 2021

Öykü

Koca Adayı

Yapıncak Gürerk

Paylaş

8

4


Kızım bana koca arıyor. İkimiz birlikte geçinip gidiyorduk. Nerden çıkardı bu koca işini anlamıyorum. Düşünüyorum da bu devirde koca. Herkes şikâyetçi. Bir kere sorumluluk, diyorlar. Bunun yemesi içmesi, gezmesi tozması, yatak işleri, hastalığı, gecesi gündüzü var. Belli ki faturalar ikiye katlanacak. Hiçbir koca eve para getirmiyormuş. Kim ödeyecek o faturaları. Eğer benim mutluluğumu düşünüyorsa keyfim zaten yerinde. Ne gerek var şimdi kocaya. Uğraş dur. Ben kocaların âlâsını kitaplardan okuyorum, yeter de artar. Yok kendisi için baba istiyorsa onu bilemem. Babalar günüydü geçen gün, ordan heveslendi belki de. Arkadaşları hediye bakarken o da bir hediye almak istediyse kime verecek. Haklı.

Geçen gün elinde fotoğraflar, salonda sessizce mırıldanıyordu. “Yaşasaydılar nasıl bir hayatım olurdu acaba?” Bu fotoğraflara uzun süredir bakmıyor sanıyordum. Büfenin üstünde rengi sararayazmış iki fotoğraf. Beste’nin mezuniyet fotoğrafının hemen arkasında kararmış gümüş çerçeveler içinde akıp giden hayatımıza şahit iki yüz. Fotoğrafların biri düğünlerinden. Esma gelinliğinin içinde kuğu gibi. İkisinde de umutlu, aydınlık bir bakış. Öbür fotoğrafta kanepede ev halleriyle sarmaş dolaş oturmuşlar. Esma’nın saçı daha uzun, bir de boyatmış herhalde, biraz daha açık renk. Eren’inki seyrelmiş. Kucaklarında Beste bir yaşında ya var ya yok. Bir eli babasının gözlüğünün sapını kavramış. Gözlerine aşk dolu bir bakışla bakıyor. Kardeşimin gözleri kapalı çıkmış. Ne güzel gözleri vardı. Işıltısı hiç bitmeyecek yıldızlar kadar parlak. Artık yıl hesabı yapmadığımı fark ettim. Çok zaman geçti.

Ah benim mahur bestem. İki yaşında bir çocuk nasıl idrak eder ölümü. Babası inatçı çıkmıştı. Kazadan sonra sekiz gün yoğun bakımda hayata tutunmaya çalıştı. Sonra da kardeşimin peşinden uçtu gitti. O gün bugündür bana yârenlik eden kızım şimdi kafasına bu evlendirme işini takmış. İnsan en çok ne zaman babasına ihtiyaç duyar, düşünüyorum. Ergenlikte bunlar anne babadan kaçmaz mıydı. Birdenbire bu eksiklik duygusu nerden çıktı. Çocukken bile bana hissettirmemişti. Belki de derdi baba değil, sadece bana acıyor. Anlamaya çalışıyorum.

Mesele ciddi. Birkaç aday belirlemiş. Üşenmemiş, ödev hazırlar gibi kâğıda sıra sıra yazmış. Bu yeni yetmelerde utanma yok. Şiir yazmış gibi geçmiş karşıma okuyor. Apartman görevlisi Orhan bir numarası. Çocuk kafası işte. Çok güzel kokuyormuş. Ne yalan söyleyeyim, ben de duydum kokusunu, başka türlü bir kapıcı bizimki. Daha apartmanın girişinde adamın çiçek çiçek kokusu geliyor burnuma. Geçen gün girişe aldığımız yeni lambayı asmaya geldi. Arada böyle uğrar. Çivi çakar, ampul değiştirir, kavanoz açar, öte beri taşır sağ olsun. Vallahi çorapları bile bembeyazdı, kokusuz beyaz. Temiz, titiz, çalışkan bir adam. Niye hâlâ bekâr ben de şaşarım.

İki numara, banka memurumuz Metin Bey. Onun listede olacağını tahmin etmiştim. Maaşımı almaya birlikte gittiysek Beste lafı uzatıp durur. Hemen işimiz bitmesin ister. Metin Bey’in sohbeti fena değil, ayrıca esprili. Beni çok güldürür. Ama biraz toparlak bir bey. Belli ki yemek deyince dayanamıyor. Bir oturuşta üç tabak kuru fasulye yer eminim. Doyurması zor olabilir ama iyi kalplidir, kibardır, matematikten de anlar, zeki. Hesap kitap, market işlerini o yüklenebilir pekâlâ. Hem o torbaları taşı taşı kollarım tutuluyor. Nasıl bir eziyet.

Hayri’ymiş öbür aday. Buna çok şaşırdım. Üst kat komşumuz Hüsamettin Bey’in oğlu. Hüsamettin Bey birkaç ay önce eşini kaybetti kötü hastalıktan. Emekli albay. Nur içinde yatsın hanımı. Hayri’nin boyu uzun, sırım gibi delikanlı da, delikanlı yani, ne yapayım ben onu. Çocuğum gibi yanımda mı gezdireyim. Konu komşu ne der sonra. Hüsamettin Bey’se aslan gibi adam. Kapıcı Orhan’a seslendiğinde sesi davul gibi gümler, içim bir hoş olur. “Hüsamettin Bey’i niye koymadın listeye kızım,” dedim. Gözlerini devire devire bana baktı. Boynumu büktüm, vardır herhalde bir bildiği.

O an gözüm büfede duran düğün fotoğrafına kaydı. Boyu posu, ince yapısı, gözünde gözlükleriyle Eren ne kadar da Hayri’ye benziyor. İkisi de neredeyse bu fotoğraftaki yaşta. Kızı karşımda listesini okurken yıllar öncesinin fotoğrafından bana bakan Eren’in gözlerine dalıyorum. Ne kadar canlı. Yaşlanmayan bir can. Ölüm yaşa bakmıyor. Sıra kime gelirse. Bazısı bir ölü gibi yaşayıp ömrünü tüketiyor, bazıları mutluluğu yakaladığı anda bizimkiler gibi pılını pırtısını toplayıp gidiyor. Bak gözüm yaşardı. Hiç sırası değil şimdi. “Bir su içip geliyorum,” deyip mutfağa geçtim. Kâğıt havlu bitmiş. Orhan’a söylemeli bir paket alsın. Bir peçete bulup pencereden bakarak gözyaşlarımı siliyorum.

Uzun zamandır ağlamıyordum. Ne oldu bana şimdi. Kendimi tutmasam zırıl zırıl dökülüvereceğim. İnsan ölüme bile alışıyor ama yalnızlık zor iş. Ben de istemez miydim yanımda bir bey olsun, koluna gireyim, sinemalara gidelim. Bizim bu kenarda köşede kalmış caddeye son zamanlarda sıra sıra kafeler açıldı. Gidelim birinde oturalım. Ne güzel kar yağmıştı geçen yıl. Beste’nin sınavı vardı, gece arkadaşında kalıyordu. Bir başıma yürüyüşe çıkmıştım. Yanaklarımda buz serinliği, kirpiklerimde kardan danteller. Rüya gibi bir gece. Ama popo üstü düştüğümde kaldıracak biri yoktu yanımda. İnsan hüzünleniyor. Akşamları Beste odasına çekildiğinde çay koyup sohbet edeceğim, soğuk yatakta ayaklarım üşüdüğünde beni kaşık gibi koynuna alıp ısıtacak biri olsa fena olmazdı belki. Biraz da parası olsa, eve iki maaş girse böyle darı darına da yaşamazdık.

Ama kader. Genç kızlığımın en güzel çağında ölüm düştü aileye. Kim ister çocuklu kadın. Arkadaşlar sağ olsun, o zaman bir iki arabuluculuk yapmışlardı. Hiçbirine kanım kaynamamıştı ama o renkli gözlü çocuğu ciddi ciddi düşünmüştüm. Çok eskilerden bir sevdiğime benziyordu. Ah bu benzerlikler. Tipini benzetirsin sesi benzemez, huyunu benzetirsin suyu benzemez. Her şeyi benzese neye yarar gerçeği olmadıktan sonra. Onu da istemem, demiştim. Sonra zaten ister misin diye soran bile olmadı. Alıştılar bu halime. Ben de öyle.

Şimdi kızım geçmiş karşıma, adaylar sıralıyor. Ama zaman yanlış, bilmiyor. Bu saatten sonra koca ayrı dert. Oysa o ısrarcı. Son adaya geldi sıra. Aşk romanları yazarı Özgün Gerzeli çıktı karşımıza. İyi ki elime bir kitap aldım, deli kızım yazarının bile peşine düşmüş. Onu baştan reddettim ama. Nerden bulayım şimdi Özgün Bey’i. Beste, “İmza gününde tanışırsınız,” diyor. Ben öyle şeylerden anlamam. Kitapçının önünde bir de sıra mı bekleyeceğim. Zaten varisler kalem kadar oldu bacağımda, ayakta duracak halim yok. Tanışıp birbirimizden hoşlansak bile ya kitaplarında yazdıklarını bana yaşatmazsa. Üzülürüm, incinirim sonra. Beste de bu adayın üzerinde çok durmuyor zaten. Son sıraya iliştirdiğinden belli.

Artık her günün sonunda evde sorgu var. Kızım soruyor ben cevaplıyorum.

“Orhan abi bugün mutfak saatini tamir etti mi? Çok yoruluyor o, bir şeyler ikram ettin mi, çay, pasta. O çok sevdiğim çöreklerden yapsana sever.”

“Metin Bey nasıl, kartını kaybettiğini söyleyecektin.” Bilmiyor hınzır kartı çantamdan kaçırdığını gördüğümü. “Gözlerine siyah sürmeni çekip de gittin değil mi. Konuştunuz mu havadan sudan. Adam sabahtan akşama kadar banko arkasında sıkılıyordur.”

Bu kız gerçekten kararlı. Kaçamayacağım, beni evlendirecek. Listedekiler olmazsa başka biriyle. Yapacak şey yok. Ben de mecbur yavaş yavaş gözüm açık gezer oldum. Kimi görsem hanımefendiliğimden ödün vermeden az biraz cilve yapıyorum, gerdan kırıyorum. Öksüz kuşum mutlu olsun. Belki böylece onun da baba hasreti biter.

Geçen gün karşıda kızlarla buluşmuşuz, eve dönüyorum. Neriman bin bir ısrar Beste’ye tabak tabak sarma dolma gönderdi, ellerim dolu. Bacaklarıma kara sular inmiş. Kadıköy’de vapurdan indim. Bir de güzel gün batıyor ki. Güne veda ederken güneş tüm renklerini kucağıma döküyor. Sanki bana hediye, allar morlar. Hava ılık, yüzümde hafif bir rüzgâr. Özlediğim iyot kokusu. Ordaki kahvelerden birine oturuverdim. Bir şekerli kahve söyledim, biraz nefes alayım.

Kahvemi keyifle yudumlarken garip bir duyguya kapıldım. Gözümü sanki tutmuş bir mıknatıs çekiyor, güneşi kıskanıyor gibi. Bakma denize bana bak, diyor. Çevir çevir kafamı, çocukluk aşkımla karşılaşmayayım mı. Yüzüme öyle bir sıcak tırmandı ki. Göğsümde nefesim sıkıştı, yere mi baksam göğe mi.

Bakmadan duramam ki. Gözü uzaklarda, beni görmez. Saçları ağarmış, hafif kamburu çıkmış. Yüzünü güneşe dönmüş, yanaklarında kızıllık. Tam o gözler güneşe bakamaz diyordum ki elini gözlerine siper etti. Belki o da gün batımının büyüsüne karşı koyamamış seyrediyor. Belki vapurdan inecek birini bekliyor. Karısını, çocuklarını, kim bilir. Bir an gözlerimi kısıp parmaklarında yüzük aradığımı fark ettim. Kızdım kendime. Cebinden bir paket sigara çıkardı, bir tane yakıp derin bir nefes aldı. Onu hiç sigara içerken hayal etmemiştim. Çocuklar sigara içmez ki.

Ayhan’a pantolon cebinin kenarındaki söküğü gördüğüm gün âşık olmuştum. Orta birde. O küçücük delikten iç çamaşırı görünüyordu, maviydi rengi. Annesini yeni kaybetmişti. Annesiz çocuğun söküğünü kim dikecek. Yakışıklı, asker bir babası vardı. Bir de su gibi yeşil gözleri. Ara ara gözlerinde hüzünlü gözyaşları parlardı. Kimseye fark ettirmeden yumuk elleriyle silerdi. Annesini özledi, derdim. O zaman ona sarılmak, onunla birlikte ağlamak isterdim. Sonra da yanından kaçıvermek.

Akşam ben yorgun, Beste mutsuz. En yakın arkadaşıyla arası açılmış. Sessizce mutfakta yemek hazırlamaya koyulduk. “Hadi sen otur. Yapacak pek bir şey yok,” dedim. “Neriman’ın senin için gönderdiklerini boşaltırım, yanına da bir salata yaparım yeter.” Tabakları koydu sofraya, suları doldurdu oturdu. Domatesi doğruyordum. Bir anda nasıl olduysa sessizce sözcükler ağzımdan dökülüverdi. “Bugün Kadıköy’de bir ilkokul arkadaşımı gördüm.” Sesim titriyor. Yanaklarım kor gibi yanıyor biliyorum.

Fark etti mi diye utangaç gözlerle Beste’ye baktım. Üzüntüden sarkmış suratına tezat o çok tanıdık muzip bakışı yakaladım. Ben bu kızdan bir şey gizleyemem ki. Neşesi yerine geldi, artık merakını durduramaz. “Gidip konuşmadın mı. Hadi ama anlatsana.” Omuz silktim. “Görmedi beni. Vapurdan inecek birini bekliyordu galiba, orda durmuş sigara içiyordu.” Soru sorarcasına kaşlarını kaldırdı, sustum.

Ona dünyanın en güzel gün batımında Ayhan’ı dakikalarca seyrettiğimi, yanına gidebilme cesaretini bulmak için üst üste ne dualar ettiğimi söyleyemezdim. Her gece kurduğum hayalin gerçekleşmesi gibi bir ihtimalin olduğunu fark ettiğimde içimde büyüyen tutkudan kimseye bahsedemezdim. Ayhan başını benden yana çevirdiğinde çantalarımı kapıp koşaradım ordan uzaklaştığımı bilse paralardı beni Beste.

Yüzüne bakamıyorum ama farkındayım, gözleri üzerimde. Cevap bekliyor. Domatesleri kâseye boşalttım. Soğanları doğramaya başladım. “Bakma öyle. Evimin sigara kokmasını istemem ben.” Aklımda su gibi gözleri. Şu an gidip Ayhan’ın o tütün kokusu sinmiş bedenine sıkı sıkı sarılmak, sonra da koşa koşa kaçmak istiyorum.

YORUMLAR

Nil Akay

Bu öyküyü yazarının sesinden dinlediğimde de bayılmıştım! Şimdi kendim okudum yine bayıldım! Öyle duru öyle doğal bir akışı var ki, insanın içine işliyor. Kalemine, yüreğine sağlık Yapıncak 💕

9 Haziran 2021

Deniz Köker

Bayıldım!

7 Nisan 2021

Nihan Günay

Hüzünlendirmeyen bir hüzün hikayesi o kadar içine çekiyor ki insanı yavaş yavaş zevkine vararak okudum adeta bir roman tadında...

12 Nisan 2021

Nihan Günay

Hüzünlendirmeyen bir hüzün hikayesi o kadar içine çekiyor ki insanı yavaş yavaş zevkine vararak okudum adeta bir roman tadında...

12 Nisan 2021

Öne Çıkanlar

Salinger’ın Askerlik AnılarıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

18 Haziran 2025

14. Yüzyılın En Önemli Düşünürlerinden..

İbn Haldun devletlerin kuruluş ve çöküşünü, nedensel bağlantıları içinde açıklamaya çalışır.İbn Haldun, et-Tarif bi İbn Haldun (1405) başlıklı otobiyografisinde verdiği bilgiye göre, Hadramut’tan İspanya’ya göç edip daha sonra Tunus’a yerleşmiş köklü..

Devamı..

Tsunami Kız: Dalgaların Arasında Umut ..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024