Kokusuz
17 Mart 2019 Öykü

Kokusuz


Twitter'da Paylaş
0

“Hiçbir şey hissetmemek, bazen huzur verir.” Albert Camus

Korku filmlerinin aranan yüzüydü. Bu filmlere yakışır bir yüzü olduğu için değil, aksine, oldukça yakışıklı ve karizmatik bir adamdı. Onun cazibesi, oyunculuğunun inandırıcılığındaydı. Oyuncu olmaya henüz çocuk yaşlarda karar verdiğinde, okul piyesleri ve arkadaşlar arası tiyatro etkinlikleri onu kesmeyince, henüz on beş yaşında, düşük bütçeli bir korku filminin deneme çekimlerine katıldı. Bu filmde ufak bir rol kapmayı başarınca da, eğitimini yarım bırakarak oyunculuk eğitimi almaya başladı. Alışılagelmişin dışındaki yüz hatlarına eşlik eden esrarengiz tebessümü, bütün güzelliğine tezat, şeytani ve donuk bakışları, heybetli fiziği ve insanları bir mıknatıs gibi karşı konulamaz biçimde kendine çeken iletişim becerisiyle sektörün aranılan yüzü olmayı kısa sürede başardı. Yardımcı rollerden başrollere geçmesi çok uzun sürmediği gibi, ödül törenlerinde de kendinden bahsettirmeyi bildi. Davetlerde ve kokteyllerde kalabalık etrafını sararken, televizyon programlarının ve röportajların ardı arkası kesilmezken, filmleri gişe rekorları kırarken ve o, şöhret basamaklarını baş döndürücü bir hızla çıkarken durmaya hiç niyeti yoktu. Çünkü onu cezbeden şey bu ilgi değil, oyunculuğun kendisiydi. Başka rollere bürünüyor olmanın gizemiydi, çekici gelen. Geçici bir süre de olsa hiç olmadığı, olamayacağı bir varlığa dönüşebilmek.

Merakla beklenen yeni filminin çekimlerinin tüm hızıyla devam ettiği 1960 yılına yeni girilmişti. Korku sinemasının usta yönetmenlerinden biriyle çalışıyor olmaktan büyük keyif alıyordu. Bu film, sinema tarihinde “kült” olarak anılacaktı. Rolüne özel olarak hazırlanmış, karakteriyle bütünleşebilmek için birkaç ay eve bile kapanmıştı. Dâhi bir profesörün, çılgın bir deneyinde hayata döndürülen yarı insan yarı canavar bir varlığa dönüşmesi için her seferinde aynanın karşısında kırk beş dakikadan fazla zaman geçirmesi gerekiyordu. Hünerli makyöz, onun o kusursuz yüzünde plastik makyajın tüm imkânlarıyla bambaşka bir yüz yaratmaya çalışırken aynadaki aksinde karakterinin ruh haline bürünmeye çalışır ve içinden durmaksızın repliklerini tekrarlardı.

Trajik olay dört ocak günü çekimlerden sonra yakın dostu ve aynı zamanda filmin yapımcısı olan M.G. ile kaldıkları otele dönmek üzereyken gerçekleşti. Doksan kilometre hızla Facel Vega marka otomobiliyle yaptığı kazadan ağır yaralı bir şekilde kurtarılarak yoğun bakıma alınmış, M.G. aynı hastanede tüm çabalara rağmen kurtarılamamıştı. Yoğun bakımda üç hafta, hastanedeki özel odasında ise iki ay geçirdi. Bu süreçte geçirdiği ciddi ameliyatların etkilerini kırk yedi yaşında olmasına rağmen güçlü bünyesiyle atlatabildi. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra getirildiği odasında bir buçuk ay yardımsız hiçbir şey yapamadı. Karısı bir an olsun yanından ayrılmadı. Herkes ona çok içten davranıyordu. Ne de olsa ünlü bir aktördü, bu ilgiye alışıktı.

Taburcu olmasına yakın destek almadan yürümeye başladığında ve tek başına banyo edebildiği bir gün tıraş olmak istediğinde odada hiç ayna olmadığını fark etti. Hasta bakıcıdan bir ayna istediğinde, rehabilitasyon bölümü odalarında güvenlik nedeniyle ayna bulundurulmadığı cevabını alınca tıraş olmaktan vazgeçti. Nasıl olsa eve dönmesine az bir zaman kalmıştı. Taburcu olduktan sonra eve döner dönmez ilk iş olarak, hastanenin o kendine has kokusunu üzerinden atmak istedi. Fakat bu sadece zihninde düşünebildiği bir olgu olarak kalmış çünkü o kokuyu aslında hiç almamıştı. Hastanede o kadar uzun süre kalmıştı ki artık beyninin kokudan sorumlu algı merkezinin ağır antiseptik ve dezenfektan kokusuna alışmış olduğunu biliyordu.

Banyoya girdiğinde aynanın yerinde olmaması onu şaşırttı. Karısına sordu ve aynalarla ilgili bir sürü hurafe dinledi. Karısının bu tür batıl inançlarının olduğunu bilmiyordu. Israrla isteğini yineledi, ısrarla reddedildi. Sonunda dayanamadı ve çalışma odasına gitti. Bu odanın kapısı şifreli bir güvenlik kilidiyle korunuyordu ve kendisi dışında kimsenin girmesine izin vermiyordu. Temizliğini bile kendi yapardı. Şifreyi tuşladı ve odaya girerek kapıyı kapattı. Uzun yıllar karşısına geçip rollerine çalıştığı boy aynasına baktığında gördüğü manzara karşısında düşündüğü ilk şey, korku filmlerinde başrol oynamak için artık makyaja ihtiyacı olmadığıydı. Kaza onun yüzünde yepyeni bir karakter yaratmıştı. Serisi çekilebilecek bir karakter. Filmlerinde attığına benzer korkunç bir kahkaha attı. Karısı ağlamaklı bir sesle yalvararak kapıyı yumruklarken o içeride aynaya odaklanmış, en kötüsü bu değil, diye düşünüyordu. En kötüsü hiçbir kokuyu duyumsayamıyor oluşuydu. Önce ellerini kokladı, sonra kitaplığından aldığı birkaç eski kitabı. Bütün dünyanın kokuları ondan çalınmıştı sanki. Kokulardan oluşan anılarına vurulan büyük bir darbe! Doğrusu bu, çok saçma bir durumdu. Kendi çekeceği yeni filminin karakteri için aynanın karşısında çok fazla çalışmasına gerek kalmayacaktı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR