Konçertolar Üzerine
14 Ocak 2019 Müzik

Konçertolar Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

Konçertonun solisti olan sanatçı genelde enstrüman hâkimiyeti ile öne çıkmış ve bu alanda ünlü ya da ünlü olma yolunda birisidir. Hatta bazıları, onları farklı kılan yetenekleri sayesinde yıldızlaşırlar.

Orkestranın bir çalgıya eşlik ettiği müzikal eserlerdir konçertolar. Birden fazla çalgı içeren grubun orkestra eşliğinde performans sergilediği, Barok dönemde örnekleri sıkça görülen tür ise –concerto grosso– olarak adlandırılır.

İfadenin köken olarak, Latince birleşme-bütünleşme ve yarışma-rekabet anlamına gelen iki ayrı kelimeden türemiş olduğu kabul edilir. Genellikle dört bölümden oluşan ve daha uzun süren senfonilerin aksine, konçertolar üç bölümden oluşur ve ortalama yarım saat sürerler. Konçertonun bir amacı da enstrümanını en üst seviyede kullanan sanatçıya ustalığını gösterebilmesi için olanak sağlamaktır. Besteciler bir konçerto tasarlerken işin bu yönünü de düşünürler.

Daha öncesinde konçerto ifadesi çeşitli eser türleri için kullanılmış olsa da, bugünkü anlamıyla ilk konçertonun Johann Sebastian Bach'ın Klavsen Konçertosu olduğu kabul edilir.

Konçertoların çok büyük bölümü keman, viyolonsel ve piyano için tasarlanmıştır. Sayıca daha az olsa da üflemeli çalgıların hemen hepsi için, ayrıca mandolinden kanuna, ksilofondan akordiyona birçok çalgı için konçertolar bestelenmiştir. Konçertonun solisti olan sanatçı genelde enstrüman hâkimiyeti ile öne çıkmış ve bu alanda ünlü ya da ünlü olma yolunda birisidir. Hatta bazıları, onları farklı kılan yetenekleri sayesinde yıldızlaşırlar. Pek çok diğer alanda olduğu gibi klasik müzikte de “yıldız”lar bu işin lokomotif unsurlarına dönüşmüştür. Seyircilerin çoğu, konserlere aslında bu yıldızları izlemeye gelir. Büyük orkestralar bu ünlü sanatçılara önemli paralar öder ve bilet fiyatlarını da nispeten yüksek tutarlar. Önemli orkestraların programlarındaki usta sanatçıların konserlerine de, çoğu kez ancak toplu sezonluk bilet alınarak erişilebilir.

Konçerto solistleri, Franz Lizst'ten beri süren bir geleneğe dayanarak, diğer orkestra üyelerinin ve şefin aksine, önlerinde yazılı notalar olmadan –ezberden– çalarlar. Konçertoların üç bölümü hızlı-yavaş-hızlı şeklinde bir düzende seyreder. Solo sanatçı hem yavaş hem de hızlı bölümlerde tekniğinin farklı özelliklerini sergileme imkânı bulur. Bölümlerin sonuna doğru solistin tek başına şovunu yaptığı, orkestranın kalanının neredeyse sessiz kaldığı, kadans adı verilen küçük süreçler vardır. İlk olarak George Frideric Handel bestelerinde görülen kadans bölümlerinde solo sanatçı doğaçlama olarak bütün hünerini sergiler. Ludwig van Beethoven'in kadanslarının notası notasına yazmasıyla zaman içinde bu doğaçlama geleneği değişmiş, besteciler tarafından enstrümanın ve solistin şahlanışı için yazılan bölümlere dönüşmüştür. Ama yine de bir kadans, o anda "doğaçlama çalınmış gibi" hissettiriyor ise iyi çalınmış kabul edilir. Kadansların bir diğer özelliği de bir trill ile bitirilmeleridir. (İki alt alta notanın bir o, bir diğeri şeklinde hızla çalınması.) Bu durum, şefe ve orkestraya "kadans bitiyor, sonraki akoru beraber çalıyoruz" mesajıdır bir anlamda da.

Laf aramızda, solistlerin notasız çalma geleneğinin nadiren de olsa, ciddi komplikasyonları olurmuş zaman zaman. Solistin notalı bölümleri atladığı, hatta sayfa atladığı dahi olurmuş. Tabii iyi bir şef ve iyi bir orkestra bunu izleyiciye hiç hissettirmeden telafi edermiş. Bazen atlanan yer bulunana kadar küçük uyumsuzluklar yaşanırmış ama bunu uzman seviyesindeki izleyiciler anlayabilirmiş ancak.

Müzikle kalın.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR