Lokal
21 Nisan 2019 Öykü

Lokal


Twitter'da Paylaş
0

Müsvedde #4:

Erdem, beyaz plastik sandalyesine oturmuş, dibinde bir parmak bira kalmış bardağını göstererek Hüseyin amcaya sesleniyor. Aylardan eylül. Yazlıkçılar seyrelmiş. Rüzgâr boş bulduğu oyuklara uğultularını yerleştiriyor. Üç gün sonra herkes gibi o da şehre dönecek. Bir zamanlar Zeynep’le yürüdüğü sokaklara. Erdem, uyuklayan dalgaları seyrediyor. Boş bir kayık kıçına ayı yatırmış, beşik misali sallanıyor da sallanıyor. Pürüzsüz kapkara dalgalar iç çeker gibi bir şişiyor bir iniyorlar. Hüseyin amca, bekletmeden yeni bir bardak getiriyor ve sigaradan çatallaşmış, olgun ve tok sesiyle:

“Bu yaz da bitti,” diyor, “mevsimleri sayarken yıllar geçiyor.”

Erdem, gözlerini yakamozlardan ayırmadan yanıt veriyor, “Öyle,” diyor Hüseyin amcaya kısaca, ve iç çekerek ekliyor, “gitme vakti geldi.” 

Keşke, diye düşünüyor, ona dönebilseydim. Şehirde şimdi beni neyin beklediğini bilmiyorum. Zeynep yokken ben kendimle ne yapacağım? Atsam kendimi kendimden. Yeni, buz gibi soğuk ve nemlenmiş bira bardağını parmaklarının arasına alıp kendini beyaz köpüklerin içine atıyor. Ürperiyor, sanki sabahın köründe kendini serin sulara atmış gibi. Hüseyin amca, “Yarım saate kapatıyorum,” diyor yanından ayrılırken. “Saat gece yarısını epeyi geçti, afiyet olsun delikanlı.”

Erdem başıyla, tamam, diyor. Bütün yaz dönmekten farımış lokalin CD’si, cızırtıyla şarkısını öksürüyor.

So we’re gonna heal

We’re gonna start again

You’ve brought the orchestra

Synchronized swimmers

Şarkının neler söylediğine bir Erdem dikkat ediyor. Belki bir de, bıyıkları bir kemanın kopuk yayları gibi sarkık, yanı başındaki miskin kedi. Çay bahçesinin müdavimi, gözlerini yummuş, kuyruğu sol anahtarı gibi kıvrık, büzülmüş dinleniyor. Şarkının nakaratındaki yaylı kemanlar yükselince, kulakları dikiliyor.

You’re the magician

Pull me back together again

The way you cut me in half

Make the woman in doubt disappear *

Erdem, lokalin boş masalarına göz gezdiriyor. Bu akşamki ıssızlık, dün geceki kalabalığın görüntüleri ile karanlığını bölüyor. Neler konuşmuşlardı dün gece? Kim nerede oturuyordu, bir bir hatırlıyor. Yerinden kalkıp Selin’in oturduğu sandalyeye geçiyor. Zeynep gibi halka küpeler takmıştı dün. Başlayacağı yeni işinden bahsediyordu. İşyeri Zeynep’in eski okulunun sokağındaydı. Bunu Selin’e söylememişti. Sonra Berk’in sandalyesine oturuyor gıcırtıyla. Geçen geceki futbol maçını anlatıyordu. Heyecandan hop kalkıp hop oturuyordu. Zeynep nasıl da sevmezdi futbol muhabbetini. Kalkıyor, Oğuz’un oturduğu sandalyeye yerleşiyor bu kez. Oğuz’a hep takılırdı Zeynep. Başıma bu Erdem’i saran sensin, derdi. Gençliğim çürüdü bu manyakla. Ama aşk işte, diye eklerdi. Âşıktı ona Zeynep. Hiçbirinin yeri içindeki boşluğu doldurmuyor. Erdem, tekrar kendi boş sandalyesine geçiyor. Yüzü yine dalgalara dönük. Deniz bir kabarıyor… sonra yarılamadan, köpüremeden, bembeyaz dalgalar bırakıp coşamadan, iniyor düz kapkara bir çarşaf gibi.

***

Yazar, kalemini elinden bıraktı ve masa lambasının aydınlığından uzaklaşıp hikayesi üzerinde düşünmeye devam etti. Önceki müsveddelere göre iyi ilerleme kaydettiğini düşünüyordu. Ancak, içine sinmeyen bir durum vardı. Bir uhde. Hikayenin baş karakterinin bir kadın olmasını hayal ediyor ancak onu o lokale tek başına gece karanlığında nasıl getireceğini, bunu inandırıcı bir şekilde nasıl kurgulayacağını çözemiyordu. Biliyordu ki genç bir kadın gece vakti tek başına ıssız bir koydaki böyle bir lokalde efkar dağıtamazdı. Oysa ki hikayesini böyle bir manzaraya karşı resmetmek istiyor, manzaranın hüzünlü güzelliğini, gecenin durgun karanlığını karakterinin duygularını yansıtmak için kullanmayı arzuluyordu. Erdem, genç bir kadın olsa yazlık muhitin eylül ayına has ıssızlığında tek başına yürüyemez, o lokale güvenli bir şekilde gelemezdi. Her okur bilirdi, geceleri kadınların rahatça yürüyemeyeceğini, gecenin hüznüyle kendi hüznünü özdeşleştirip mehtabın keyfini açık havada umumi bir mekanda çıkaramayacağını.

Yazar, yine de düşünmeyi bırakamadı. Erdem’i bir kadın olarak, pencereleri ışıksız, birbirinden uzak yazlık evlerin arasındaki çayırlardan yürüttü. Bazı sokak lambaları sönüktü ve Erdem tek başına tedirgin bir şekilde yürüyordu. Sonbaharın başlangıcı, kendini en çok geceleri, kemikleri sızlatan deniz esintisinin getirdiği, kıyı şeridinde belli ederdi. Yazar, bunu düşünüp Erdem’i yazlık kıyafetlerinin üzerine geçirdiği, ince merserize bir hırka ile toprak yollardan yürürken hayal etti. Köpek ulumaları ile çırçır böcekleri dışında çalıların rüzgarla birbirine sürtünmesinin hışırtısını duyabiliyordu. Güçlü ve algıları açık bir kadın karakter olarak Erdem de duyuyordu. Bütün yaz boyunca bu yollardan geçerek plaja gitmişti ve haliyle karanlıkta yönünü bulmakta zorluk çekmiyordu. Köpeklerin çoğunu gündüzleri görüyor, yazlık bahçesinde yaptıkları mangaldan arta kalan kemik parçalarını bazen onlara veriyordu. Tanıdıklardı. Onu korkutan başka bir şeydi. Issızlıkta karşısına çıkacak herhangi bir adam. Bir karaltı olarak beliren bir erkek siluetinin verdiği tekinsizlik. Lokal’e efkar dağıtmaya yola çıkmış Erdem’in böyle bir ihtimal karşısında tüyleri ürpertiyor adımları birbirine karışıyordu. Daha yolun yarısına gelmeden geri dönme fikri çoktan düşmüştü aklına. Bakkaldan birasını alır evinde hüzünlenirdi ne olacak? Değer miydi gecenin bu saatinde hayatını tehlikeye atmaya? Zaten bir de Lokal’de ne yapacaktı ki kadın başına? Yakamozları tek başına izleyen, erkek arkadaşının özlemiyle birasını yudumlayan bir kadın hakkında el âlem ne derdi? Hem, en yakın arkadaşları hariç, hangi kadın aşk acısını ulu orta yaşayabilirdi? Kaçırdın adamı, derlerdi. Evlenemedi, derlerdi. Daha kötülerini de derlerdi ama yazar, o kadar ileriye gitmek istemedi. Kadın karakterini seviyordu, onun özgür olmasını istiyordu ve bu yüzden başına bir hal getirecek kadar ileriye gidemedi. Erdem’in Lokal’e doğru yürüyüşü ve onun orada tek başına efkarlanmasını hayal ederken o da gerilmişti. Hatta aklına en dehşet verici ihtimaller dahi gelmişti. Yazar, kafasını dağıtmak için odasında daireler çizerek bir süre yürüdü ve mutfağa gidip buzdolabını açtı. Kendine bir bardak bira doldurdu. Erdem’in kadın başına Lokal’de oturamamasını, onu hikayesine gerçekçi bir şekilde dahil edememeyi düşündükçe öyle canı sıkılmıştı ki. Tekrar odasına döndü ve pencereye yaklaşıp mehtaba dikti gözlerini. Bira bardağını ışığa doğru kaldırdı, “Işığın niye sadece erkeklere?” dedi dişlerini sıkarak. “Niye?”

Pencereden geceyi izlerken biraz sakinleşmişti.  Masasına geri döndü. Az önce üzerinde çalıştığı müsveddeyi buruşturup avuç içine sığan bir kağıt topu haline getirdi. Kağıt topunu eğip büküyor, kıvrımlarının daha simetrik ve daha muntazam olması için uğraşıyordu. Meydana getirdiği kağıt hışırtıları, tazelenmiş düşüncelerinin sağa sola uçuşturduğu fikir kıvılcımlarının sesi gibiydi. Bir süre, öylece, kağıt topunun kıvrımlarına ve kusurlarına bakarak oyalandı. Gerçeği olması gerektiği gibi yansıtacaktı. Kadının ismi Erdem olacaktı, ve Lokal’deki sandalyesinde mehtaba karşı oturacaktı.

*Beyoncé, All Night (Lemonade Album, 2016)

Bu yüzden iyileşeceğiz / Yeniden başlayacağız / Orkestrayı sen kurdun / Senkronize ettin yüzücüleri / Sen büyücüsün / Beni tekrar bir araya getir / Tıpkı ikiye böldüğün gibi / Yok et şüpheye düşmüş bu kadını


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR